Çin’de ne oluyor; Çin nereye gidiyor? – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

Çağrı: Bize katılın

Millî Düşünce Merkezi ve MİSAK'ın yayıncılık takımına katılmak ister misiniz? Türk Milliyetçiliği için birlikte çalışacağımız amatör arkadaşlar arıyoruz. En gencinden emeklisine kadar. Tıklayın ve sitelerin neresinden tutabileceğinize karar verin.
-
_______16.10.2017_______

Çin’de ne oluyor; Çin nereye gidiyor?

Konuralp Ercilasun

 

Giriş

Çin, 20. yüzyılın ilk yarısını iç savaşla geçirmiş, 1949’da iç savaşın bir tarafı olan Komünist Parti, Çin Halk Cumhuriyeti’ni (ÇHC) kurmuştur. Doğu Türkistan’daki Çin ordusu komutanının da yeni devlete bağlılık ilan etmesi ve Stalin’in yeni Çin devletine desteği sonucu, Doğu Türkistan Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti tarafından ilhak edilmiştir. Daha sonra, Tibet’le önce bir antlaşma imzalanmış, ancak zaman içerisinde bu antlaşmaya uyulmayarak Tibet de bu ülke topraklarına katılmıştır. 19. yüzyılda, 150 yıllığına İngiltere’ye verilen Hong Kong, bu sürenin bitmesi üzerine 1997’de, Portekiz egemenliğindeki Makao da 1999’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin hâkimiyeti altına girmiştir. İç savaşın kaybeden tarafı, Tayvan adasına gitmiş ve burada Çin Cumhuriyeti’ni günümüze kadar devam ettirmiştir.

Çin Halk Cumhuriyeti, kuruluşunda kendisini sosyalist bir devlet olarak tanımlamıştır. Bunun yanında Çin hakkında genel bilinenleri Doğu Asya’da büyük bir güç olmasıyla, dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olmasıyla, son otuz beş yıllık hızlı ekonomik büyümesiyle, tek çocuk politikasıyla ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmasıyla özetleyebiliriz. Bu raporda Çin üzerine daha derinlikli bir genel bilgi için ülkenin siyasi yapısı, uluslararası alandaki konumu ve dış politikası, askerî gücü, kalkınma ve ekonomik gelişmesi ile demografik durumu hakkında kısa bilgiler verilecektir.

Siyasi Yapı

Çin Halk Cumhuriyeti, anayasada devleti Çin Komünist Partisinin (ÇKP) önderliğindeki sosyalist ülke olarak tanımlamış ve bir kişi veya grup tarafından sosyalist sistemin yıkılmasını yasaklamıştır. Buna göre devlet, siyasi yapısında Çin Komünist Partisi tek parti değil; önder parti şeklinde tanımlanmaktadır. Çin’de Komünist Parti dışında adında parti lafzı taşıyan veya taşımayan sekiz parti daha bulunmaktadır. Bunlar Guomindang Devrimci Komitesi, Çin Demokratik Birliği, Çin Demokratik Kuruluş Birliği, Demokrasiyi Geliştirme Birliği, Köylü-İşçi Demokrat Parti, Cı-gong Partisi, Üç Eylül Partisi ve Tayvan Demokratik Öz Yönetim Birliği’dir. Çin Ulusal Halk Kongresinde az sayıda sandalyeyle temsil edilmelerine rağmen iktidara gelme hedefleri yoktur ve Komünist Parti’nin yan kuruluşları gibidirler.

Çin’de Ulusal Halk Kongresi, beş yılda bir seçilen üyelerden oluşur. Kongre sandalye sayısı nüfusa oranla hesaplandığından değişkendir. Kongrede 2017 itibarıyla 2987 üye bulunmaktadır. Bunların yaklaşık 400’ü azınlıklardan oluşur. 2100 civarında üye Çin Komünist Partisinin üyeleri, 800 civarı üye de yukarıda sayılan 8 partiden ve bağımsızlardandır. Kongre, yılda bir kere iki haftalığına toplanır. Hem çok sayıda üyesi olması hem de yıl boyu toplanmaması, bu yapıyı alıştığımız tarzda meclislerden farklı kılar. İki hafta boyunca üç bin civarı insanın bir araya gelip bir toplantı yapması olgusu düşünüldüğünde, Ulusal Halk Kongresi işlevsel olmaktan çok törensel ve görsel olarak değerlendirilebilir. Nitekim yıllık toplantılarını yaptığı Mart aylarında çoğunlukla kongrenin azınlıklardan olan üyelerinin geleneksel kıyafetleri dünya basınında haber olur.

Ulusal Halk Kongresi, kendi içerisinden Daimi Konsey seçer. 166 üyeden oluşan Daimi Konsey’in yapısı, Ulusal Halk Kongresi’nin küçük bir modeli gibidir. Burada da azınlık ve diğer parti temsilcileri bulunur. Daimi Konsey, Ulusal Halk Kongresi’nin ilk toplantısında seçilir ve beş yıl boyunca görev yapar. Yıl boyu Ulusal Halk Kongresi’nin yetkilerini kullanır.

Başka bir yönetim organı Devlet Konseyi veya diğer bir adıyla Merkezî Halk Hükümeti’dir. Devlet Konseyi, Çin’in yürütme organı olup, Başbakan ve bakanlardan oluşur. Bu organ, Ulusal Halk Kongresi’nin ilk toplantısında seçilip beş yıl boyunca görev yapar.

Ülkenin diğer bir önemli yönetim organı Merkezî Askerî Komisyonu’dur. Millî Savunma Bakanlığı’na bağlı olan Merkezî Askerî Komisyon, Çin Komünist Partisinin direktifleri doğrultusunda silahlı kuvvetlerle ilgili düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Merkezî Askerî Komisyonu’na bağlı olarak Genelkurmay Başkanlığı, Siyasî Büro, Lojistik Büro ve Teçhizat Bürosu bulunmaktadır. Siyasî Büro, ordunun Komünist Parti ile ilişkilerini düzenleyen birimdir.

Ordunun başı olan Merkezî Askerî Komisyon ile Komünist Parti ilişkilerini düzenleyen bir birimin olması aslında ülkedeki güç odağının Ulusal Halk Kongresi’nden ziyade Komünist Parti’de toplandığını göstermektedir. Nitekim Çin Komünist Partisi’nin de kendi içinde devlet benzeri yapılanması vardır. Yani, partinin de ayrıca bir Ulusal Kongresi ve Merkezî Askerî Komisyonu bulunmaktadır. Resmî isimleriyle belirtmek gerekirse ülkede ÇHC Ulusal Halk Kongresi, ÇHC Merkezî Askerî Komisyonu, ÇKP Ulusal Kongresi ve ÇKP Merkezî Askerî Komisyonu bulunmaktadır.

Ülkedeki güç dengelerini somut örnekler üzerinden anlatmak daha kolaydır. Şi Cinping, 2012 Kasımında ÇKP Genel Sekreteri ve ÇKP Merkezî Askerî Komisyon Başkanı olmuştur. Bu tarihte dünyadaki algı artık Şi Cinping’in Çin lideri olduğu şeklindeydi, ancak görüldüğü gibi Şi Cinping, devlet başkanlığını elinde bulundurmuyordu. 2013 Mart ayında toplanan ÇHC Ulusal Halk Kongresinde de Şi Cinping, Cumhurbaşkanı ve ÇHC Merkezî Askerî Komisyon Başkanı olarak seçilmiştir. Böylece artık resmen de Çin devlet başkanı hâline gelmiştir. Dolayısıyla Çin’deki gelişmeleri takip ederken Komünist Parti Genel Sekreterinin kim olduğuna bakmak lazımdır. Çin Halk Cumhuriyeti’nde en önemli üç makamı elinde tutanların bugüne kadarki listesi şu şekildedir.

Çin Halk Cumhuriyeti Liderler Tablosu

ÇKP

GENEL SEKRETERİ

CUMHURBAŞKANI ÇHC

MERKEZÎ ASKERÎ

KOMİSYON BAŞKANI

Mao 1949-76

Mao 1949-59  

 

 

Mao  1949-76

Liu Şaoçi 1959-68

Song Çingling ve

Dong Biwu

1968-72

Dong Biwu 1972-75

Hua Guofeng

1976-81

Boş 1975-81

Hua Guofeng

1976-81

Hu Yaobang 1981-87

Song Çingling 1981  

 

 

Deng Şiaoping 1981-93

Boş 1981-83

Li Şiannian

1983-88

Cao Zıyang 1987-89

Yang Şankun

1988-93

Ciang Zemin

1989-2002

Ciang Zemin

1993-2003

Ciang Zemin

1993-2003

Hu Cintao 2002-2012

Hu Cintao

2003-2013

Hu Cintao 2003-2013

Şi Cinping 2012- Şi Cinping 2013-

Şi Cinping 2013-

 

Tablodan da anlaşıldığı gibi kuruluştan beri Çin’in en güçlü iki adamı olarak bilinen Mao ve Deng, Merkezî Askerî Komisyon Başkanlığı’nı ellerinde tutmuşlardır. Mao, aynı zamanda Komünist Parti Genel Sekreterliğini ve bir süre Cumhurbaşkanlığını da yürütmüştür. Ancak tablodaki dikkat çekici husus, bugünkü Çin’in mimarı ve kendi döneminin en güçlü adamı olan Deng’in yalnızca Merkezî Askerî Komisyon Başkanı olarak görev yapmış olmasıdır. Bu da Çin Halk Cumhuriyeti’nde Deng Şiaoping devri sonuna kadar fiilî gücün bu makamda yani, ordu liderliğinde olduğunu göstermektedir. Deng Şiaoping devrinin sona ermesinden itibaren Ciang Zemin’le birlikte Cumhurbaşkanlığı, Komünist Parti Genel Sekreterliği ve Merkezî Askerî Komisyon Başkanlığı makamlarına aynı kişinin gelmesi yoluyla tek bir liderin ön plana çıkması prensibi benimsenmiş görünüyor. Bu şekilde, belki de üst makamlarda bir güç çatışmasının önüne geçilmek isteniyor. Dolayısıyla son çeyrek asırda bir gelenek oluşmuş görünüyor. Bu gelenek, ÇKP Genel Sekreterliğinden Cumhurbaşkanlığı ve Merkezî Askerî Komisyon Başkanlığına giden üç aylık bir geçiş süreci şeklinde değerlendirilebilir.

Çin Halk Cumhuriyeti, Marksist-Leninist Komünizm esasına göre kurulmuştur. Devletin kurucu lideri Mao’nun söylemleri de Maoizm ideolojisini ortaya çıkardı. Mao devrinde halkın demokratik diktatörlüğü kavramı çok kullanırdı. Bu kavram bugün de Çin anayasasında yer almaktadır. Mao’dan sonra bugünkü Çin’de esas harcı olan Deng Şiaoping devrinde Çin, önemli değişimlerden geçmiştir. Mao’nun fazla nüfus politikasının tersine Deng, tek çocuk politikası getirmiştir. Bunun yanında SSCB’nin yıkılması yine Deng dönemine denk gelmiştir. SSCB’nin yıkılması ve komünist ideolojinin dünyada zemin kaybetmesi Çin’i yeni söylemlere zorlamıştır. Böylece Deng, Çin özellikli sosyalizm kavramını ortaya atmıştır. Deng’in diğer bir icraatı da ekonomik gelişim odaklı yönetim anlayışını getirmesidir. Diğer yandan Hong Kong ve Makao’nun Çin hâkimiyetine girme arifesindeki tartışmalar yine Deng hayattayken gerçekleşmiştir. Bunun üzerine Deng, bir ülke iki sistem kavramını telaffuz etmiştir. Bu kavramla Çin, Batı dünyasına Hong Kong’un mevcut sistemini değiştirmeyeceğinin güvencesini vermek istemiştir.

Mao’nun ve Deng’in ülkeyi etkileyen ve hatta ülke sınırlarına taşan söylemleri, Çin liderlerinin göreve geldikleri zaman kendilerine ait vizyonlarını oluşturmaları ve bunları sloganlaştırmaları geleneğini oturtmuştur. Bugünkü lider Şi Cinping de göreve geldiği zaman “Çin Rüyası” sloganını sahiplenmiştir. “Çin Rüyası”yla Şi Cinping, “Çin milletinin yüce dirilişi”ni kastetmekte ve bu hedefe ulaşmak için milletçe çok çalışmak gerektiğini ifade etmektedir. “Yeni Çin’in yüzüncü kuruluş yıldönümünde müreffeh, güçlü, demokratik, medeni, düzenli bir modern sosyalist ülke yaratma amacı mutlaka gerçekleşecektir.” sözleriyle de hedefe devletin kuruluşunun yüzüncü yılında ulaşılacağını ifade etmiştir. Çin’deki toplumsal-siyasi gelenek, devlet başkanı tarafından ortaya atılan bir sloganın kamuoyu önünde uzmanlarca tartışılması ve altının doldurulmaya çalışılmasıdır. Çinli uzmanlar, Çin Rüyası’nın Amerikan Rüyası’ndan ilham aldığını ama ondan farklı olduğunu ifade etmektedirler. Bu görüşe göre Amerikan Rüyası, aşırı bireyselliği ön plana çıkarırken Çin Rüyası, bireyle toplumu birbirine bağlamakta ve bireyin refahının, ancak toplumun refahıyla mümkün olabileceği; toplumun refahının da tek tek bireylerin refahına bağlı olduğu düşüncesini işlemektedir.

Uluslararası Alanda Çin ve Dış Politikası

Çin Halk Cumhuriyeti 1949’da kurulduğundan itibaren ilk yirmi yılında dünyanın büyük çoğunluğu tarafından resmen tanınmadı. Ancak 1960’ların sonundan itibaren Çin’in meşru hükümeti olarak Pekin’i tanıyanlar giderek arttı. 1971’e kadar ise Birleşmiş Milletler’de temsil edilmiyordu.  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 25 Ekim 1971 oturumunda Çin Halk Cumhuriyeti’ni Çin’in meşru temsilcisi olarak tanındı. Böylece Birleşmiş Milletler’deki Çin koltuğu, Tayvan merkezli Çin Cumhuriyeti’nden, Pekin merkezli Çin Halk Cumhuriyeti’ne geçti. Söz konusu koltuk, Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden birisinin koltuğu olduğundan bu değişim önemliydi. Bu tarihten önce, dönemin Batı ittifakı olarak bilinen ülkelerden yarıya yakını Çin Halk Cumhuriyeti ile diplomatik ilişki kurmuştu. Bunlardan biri de bu karardan iki buçuk ay önce bu devleti tanıma kararı alan Türkiye’ydi. Bu ülkelerden ABD ve Portekiz dışında kalanları da Birleşmiş Milletler kararından sonraki bir yıl içerisinde Çin Halk Cumhuriyeti’ni meşru hükümet olarak tanıdı. ABD ve Portekiz’in tanımaları ise 1979’u buldu.  Böylece Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren uluslararası sistemde tam manasıyla yerini alması, yirmi yılı aşkın bir sürede gerçekleşti.

1971’de BM Güvenlik Konseyi daimî üyesi olması hasebiyle, henüz fazla bir gücü yokken dahi uluslararası hukuk açısından dikkate alınması gereken bir devlet hâline geldi. Ekonomik gücünü arttırdıkça dünyadaki konumunu da sağlamlaştıran Çin, giderek artan bir şekilde “tek Çin” söylemini uluslararası alanda benimsetmeye başladı. Kendisiyle diplomatik ilişki kurmanın ön şartı olarak Tayvan’la diplomatik ilişkiyi kesmeyi dayattı. Bu şekilde Çin Halk Cumhuriyeti’nin cazibesi arttıkça Tayvan’ı resmen tanıyan ülkeler azaldı. Tayvan, bugün Çin Halk Cumhuriyeti için eninde sonunda hâkimiyet altına alınması gereken bir yer olarak görünmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti, her ne kadar Tayvan meselesini bir iç sorunu olarak görmekteyse de yetmiş yıla yakın bir süredir fiilî olarak ayrı bir idaresi olan Tayvan, başta ABD olmak üzere uluslararası bir desteğe sahiptir. Bu sebeple, Çin Halk Cumhuriyeti için şimdilik bu konuda bir güç kullanımı diplomatik açıdan olumsuz görülmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler’deki tutumuna baktığımız zaman, ülkenin yakın zamana kadar uluslararası meselelerde genel konsensüse uyma eğilimi gösterdiğini görürüz. Veto hakkına sahip beş ülkeden biri olmasına rağmen bu hakkını yalnız başına kullanmamaya dikkat etmiştir. Kazandığı güce paralel olarak uluslararası alanda fikirlerini daha fazla dile getirmeye başlasa da bu konuda çok atak davranmamaktadır. Artık, yavaş yavaş dünyanın problemli bölgeleriyle ilgili özel yetkili elçiler atamaya başlamıştır. Batı Asya, Afrika ve Güney Amerika’da ekonomik ve siyasi anlamda girişimleri vardır. Bu girişimlerden siyasi olanlarını agresif değil daha çok kimsenin itiraz etmeyeceği söylemleri seslendirmek olarak anlamak gerekir.

Çin’in bazı dış politika konularına baktığımızda bunlardan birisi Şangay İşbirliği Örgütüdür (ŞİÖ). Çin, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla ilk anda ciddi bir sarsıntı geçirmiştir ve bu sarsıntı, 1995’e kadar sürmüştür. 1995’te ise Sovyet zamanında halledilmemiş kabul ettiği sınır problemlerinin halli için Şangay Beşlisi Forumu’nun öncülüğünü yapmıştır. Bu forum, Çin açısından başarılı bir şekilde görevini yerine getirmiş, beş komşu ülke sınırlarla ilgili çeşitli anlaşmalara varmışlardır. Forumun başarılı görülmesi sonucu kurumsallaşmaya gidilmiş ve Özbekistan’ın da katılımıyla Şangay İşbirliği Örgütü kurulmuştur. Sonradan Hindistan ve Pakistan’ın da üye olmasıyla örgüt, büyük bir ekonomiye, nüfusa ve coğrafyaya ulaşmıştır. Bunun yanı sıra dört ülke gözlemci üye olmuş ve bunlardan bir kısmı aktif üyelik beklemektedir. Örgütün Türkiye de dâhil olmak üzere altı diyalog ortağı bulunmaktadır. Örgütün genel bir değerlendirmesini yaptığımızda Rusya, Çin ve Hindistan gibi ekonomik ve siyasi büyük güçleri bünyesinde barındırdığını, ayrıca çevresinde bir çekim etkisi yarattığını söylememiz mümkündür. Örgüt, kendi içinde çelişkileri barındırsa da Asya’da önemli bir cazibe merkezi hâline gelmiştir.

Çin’in giderek güçlenmesi ise kendi yakın çevresinde yavaş yavaş gerilimler yaratmaktadır. Bunun en somut örneği, Güney Doğu Asya’da çok uluslu adalar problemlerinin yaşanmasıdır. Burada Parasel Adaları üzerinde Çin, Vietnam ve Tayvan hak iddia etmektedir. Diğer bir takımada grubu olan Spratly’de durum daha karışıktır. Spratly üzerinde Çin, Vietnam, Tayvan, Malezya,  Filipinler ve Brunei olmak üzere altı ülke hak iddia etmektedir. Son zamanlarda Çin, adalarda inşa faaliyetleri ve genişletme çalışmaları yaparak burada fiilî durum yaratmakta ve diğer ülkeleri saha dışına itmeye çalışmaktadır. Bölgenin biraz kuzeyine geldiğimizde bu sefer Doğu Asya’da Çin, Tayvan ve Japonya’nın hak iddia ettiği adalar bulunmaktadır.

Adalar sorununun yanı sıra Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kuzey Kore’yle, Hindistan’la ve Bhutan’la hâlâ halledilmemiş gördüğü sınır sorunları bulunmaktadır. Vietnam’la sınır problemleri birkaç yıl önce çözülmüş olmasına rağmen bu ülkeyle kıta sahanlığı sorunları yaşamaktadır.

Çin’in yakın tarihten dolayı ve ideolojik sebeplerle Kuzey Kore ile yakın ilişkisi vardır. Çin, 1990’lı yıllardan itibaren ABD ve Avrupa ile yakınlaşma isteğinden dolayı son zamanlara kadar Kuzey Kore konusunda yumuşak davranmıştır. Bunun satır arası örnekleri zaten açık kaynaklarda mevcut olsa da meşhur ABD sızıntı belgelerinde Çin yetkililerinin ABD’li diplomatlarla konuşmaları sırasında bu konuda daha net söylemleri ortaya çıkmıştır. Ancak Kuzey Kore ile ABD arasında son zamanlarda hızlı bir kriz tırmanması ve üstelik ABD’nin, Çin’den Kuzey Kore’yi sakinleştirme talebinde bulunması Çin’i bu konuda bir açıklama yapmaya itmiştir. Bu açıklamada Çin, ilk saldıranın Kuzey Kore olması durumunda bu ülkeyi savunmayacağını, ancak bu ülke ilk saldıran taraf olmazsa işgal edilmesine izin vermeyeceğini söylemiştir.

Çin’in son zamanlarda ortaya attığı bir politikası da “Bir Kuşak Bir Yol Projesi”dir. Bu proje, her ne kadar ekonomik temelli olsa da uluslararası ilişkiler açısından büyük bir dönüşüme yol açması muhtemeldir. Bu sebeple konuyu aşağıdaki ekonomi bölümünden ziyade burada ele almak daha uygun olacaktır. Ülkemizde İpek Yolu Projesi gibi algılanan bu proje, aslında İpek Yolu ülkelerinden daha kapsamlı hedefler içermektedir. Şi Cinping, 7 Eylül 2013’te Kazakistan ziyareti sırasında yapmış olduğu konuşmada bir “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı”nın oluşturulmasını önermiştir. Bundan bir ay sonra Endonezya gezisi sırasında 2 Ekim konuşmasında Güney Doğu Asya’yı eskiden beri “Deniz İpek Yolu”nun bir merkezi olarak nitelendirmiş ve “21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu”nun yeniden inşası için Çin’in her türlü işbirliğini yapacağını açıklamıştır. Art arda gelen bu iki konuşma, Çin’in kara ve deniz ayakları olan bir büyük ekonomik bütünleşme projesine işaret etmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti, bunun karadan olanına “kuşak”, denizden olanına “yol” tabir etti ve projenin adını “Bir Kuşak Bir Yol Projesi” olarak belirledi. Çin’in bu hararetli girişimi, bugün için Türkiye de dâhil olmak üzere birçok ülkeden olumlu geri dönüşler almıştır. Bu projeye göre karadan ve denizden oluşturulacak olan yol ağları, Çin ile Avrupa arasında ticareti arttırmakla kalmayacak, aynı zamanda üzerinden geçtiği bütün ülkelerin birbirleriyle ekonomik entegrasyonuna da katkıda bulunacaktır. Ekonominin başını çekmesiyle başlayacak olan bu süreç, giderek kültürlerin de birbiriyle kaynaşmasına vesile olacaktır. Çin’in tasarlamış olduğu “Bir Kuşak Bir Yol Projesi”nde Türkiye, hem “kuşak” hem de “yol” ağları üzerinde bulunabilecek bir ülke olarak görülmektedir. Ancak, projenin bir Çin projesi olduğu ve sonucunda Çin liderliğindeki bir Avrasya coğrafyasına hizmet edebileceği düşünülmelidir.

Çin’in Askerî Gücü

Çin’in askerî kuvveti, Halkın Kurtuluş Ordusu adını taşımaktadır. Halkın Kurtuluş Ordusunun esas yoğunluğu Kara kuvvetlerindedir. Kara kuvvetleri 1.600.000 kişiden oluşan ordunun, hava kuvvetleri 400.000 kişiye, donanması da 255.000 kişiye sahiptir. Füzelerle ilgili görevli personel de 10.000 civarıdır. Böylece Halkın Kurtuluş Ordusu’nun toplam aktif mevcudu 2.265.000 kişi olmaktadır. Bunun dışında yedek kuvvet olarak 800.000 kişi vardır. Dünyanın en kalabalık bu ülkesinde seferberlik ilanında silahaltına alınabilecek 600.000.000 civarı nüfus bulunmaktadır. Diğer silahlı kuvvetlere gelince 660.000 kişilik Polis Gücü bulunmakta ve milis kuvvetlerinin sayısı da 8 – 10.000.000 kişi civarında tahmin edilmektedir.

Ordunun teçhizatına gelince 7.500 tank ve 55.000’in üzerinde lojistik araca sahip bir Kara Kuvveti mevcuttur. Deniz Kuvvetleri’nde çeşitli özelliklerde 970 savaş gemisi ve 63 denizaltı bulunmaktadır. Türk kamuoyunun iyi bildiği üzere bir de uçak gemisi bulunmakta olup, henüz askerî amaçla kullanılmamaktadır. Hava Kuvvetlerinde de 5.200 civarı uçak vardır.

Günümüz ülkelerinin silahlı kuvvetlerinde en önemli gücü nükleer silahlar oluşturmaktadır. Çin’in bu alanda önde gelen ülkelerden biri olduğu biliniyor. Ülkede, 130 civarı kısa ve orta menzilli nükleer füze, 50 civarı da uzun menzilli nükleer füze bulunmaktadır.

 Kalkınma ve Ekonomik gelişme

Çin Halk Cumhuriyeti, Deng iktidarıyla birlikte ekonomiyi ön planda tutmaya başlamıştır. Doğu Asya’da Asya Kaplanları olarak anılan Güney Kore, Tayvan, Singapur ve Hong Kong kalkınmasını kendisine örnek almıştır. Diğer yandan ucuz işgücü sunmasıyla Batı’nın önemli markalarını ülke topraklarında üretime teşvik etmiştir. Bu sayede gerek Batı markaları gerekse Asya Kaplanları, Çin’de birçok fabrika kurmuşlar ve Çin bu politikadan çok yönlü avantajlar elde etmiştir. Avantajlarından biri, söz konusu fabrikaların Çin’in ekonomik gelişme hızını arttırmasıdır. İkinci bir avantaj, bu fabrikaların sağladığı istihdamdır. Üçüncü bir avantaj, marka fabrikalarının taklit sanayiine bilerek veya bilmeden yaptıkları katkıdır. Bununla bağlantılı dördüncü bir avantaj, söz konusu markalardan teknoloji transferi sağlanmasıdır.

Çin’in kalkınma felsefesi, “her ne pahasına olursa olsun kalkınma” şeklindedir. Devlet yapısından dolayı yöneticiler, büyük nüfusları etkileyebilecek veya büyük yer değişimlerine yol açabilecek kararları, kamuoyu baskısı hissetmeden alabilmektedirler. Bu sebeple 1990’lı yıllarda mesela ülkenin en büyük nehri olan Yangzı Nehri’nin kollarına baraj inşasına başlanmış ve yapılan barajlar sonucu çok sayıda köy yer değiştirmek zorunda kalmıştır. Ancak aradan on yıl geçtikten sonra bölgede sele dayalı çok sayıda çevre felaketi meydana gelmiştir. Yine 2008 olimpiyatlarının Pekin’de yapılacak olması sebebiyle 2000 yılından itibaren yoğun inşa faaliyetleri gerçekleşmiştir. Bu inşa faaliyetlerinde mahallelerin yerleri komple değiştirilmiş, caddeler genişletilmiş ve çeşitli tesisler yapılmıştır. Belki bu zamandaki ve sonrasındaki genişlemeler sebebiyle bugün Pekin, dünyanın en kirli havasına sahip şehirlerden biridir.

Çin kalkınmasında bahsedilmesi gereken diğer bir konu da 12 eyaleti içeren Batı Bölgeleri Kalkınma Planı’dır. Bu planın hayata geçirilmesinin iki temel sebebi vardır. Görünürdeki temel sebep, ülkede 1990’lı yıllardan itibaren daha net görülmeye başlayan bölgeler arası ekonomik farklardır. Zenginlik kıyı eyaletlerinde toplanıyor, kara eyaletleri ise çok fakir kalıyordu. Bu sebeple Batı Bölgeleri Kalkınma Planı, doğu eyaletlerinden sağlanan geliri batı eyaletlerine taşımayı amaç edinmişti. Planın ortaya çıkışında çok fark edilmeyen ama en az bu sebep kadar önemli olan başka bir sebep de SSCB’nin yıkılması sonucu ülkenin etnik bölgelerinde merkezkaç kuvvetlerin güçlenmesiydi. Çin, özellikle Moğolistan’ın uzantısı İç Moğolistan Moğol Özerk Bölgesi ile Türkistan’ın parçası Şinciang Uygur Özerk Bölgesinde bu baskıları hissetmekteydi. Tibet’te ise zaten öteden beri gelen bir baskı mevcuttu. Batı Bölgeleri Kalkınma Planı ile Çin, bu üç özerk bölgeye yoğun kaynak aktarımı yaparak buralardaki ekonomik geriliğin önüne geçmek istedi. Günümüzde Batı Bölgeleri Kalkınma Planı devam etmekte olup hem İç Moğolistan hem de Doğu Türkistan, ekonomik açıdan komşu ülkelerden üstün duruma gelmişlerdir. Ancak, devletin buralara göçü teşvik etmesi sonucu, yerli halk bu ekonomik gelişimden istifade edememekte, yeni iş alanları ve ekonomik kolaylıklar bölgeye sonradan gelen göçmenlere yaramaktadır.

Çin’in son kırk yıla yakın ekonomik gelişimi Batı’da mucize ve başarı hikâyesi olarak anlatılmaktadır. Bu ekonomik gelişimi Türkiye’yle karşılaştırmalı olarak bir tabloda göstermek mümkündür.

10 Yıllık Dönemlerde Ekonomik Büyüme (%)

Yıl Aralıkları

Çin Türkiye
1980-1989 9,74

4,10

1990-1999

10,00 3,98
2000-2009 10,35

3,97

2010-2016

8,10

6,71

Tablo, Dünya Bankası verileri esas alınarak hazırlanmıştır.

Tablodan görüldüğü üzere 36 yılda Çin, Türkiye’nin iki katı büyüme hızı yakalamıştır. 2010’dan itibaren ise büyüme hızında düşme vardır. Bu düşme trendi 2010’lu yılların başlarında fark edilse de bunun önü alınamamış görülmektedir. Zaten büyüme hızının yavaşlayarak devam edeceği önceden Çinli uzmanlarca ön görülüyordu. Nitekim 2000 yılında yapılmış olan 2050’ye kadarki bir büyüme tahmini şu şekildedir:

Geleceğe Dönük Büyüme Tahminleri (%)

Yıl Aralıkları

Tahminî Büyüme Hızı
2010-2020

7,0-7,8

2020-2030

6,3-7,0
2030-2040

5,4-6,2

2040-2050

4,6-5,4

Kaynak: Ma Weigang, Ma Weicie. China: The Following 50 Years. 2000, 74.

İki tabloyu karşılaştırdığımızda Çin’in mevcut büyüme hızının, projeksiyonların biraz ötesinde olduğunu görürüz. Yani, ekonomide yavaşlama vardır, ancak ön görülene göre daha azdır. Bu büyüme hızının sebeplerinden biri yukarıda da anlatıldığı gibi Çin’in ucuz işgücü ve teşvik sayesinde çekmiş olduğu yabancı yatırımlardır. Diğer bir sebep üretim odaklı büyüme ve ihracat odaklı yaklaşımdır. Çin’in ekonomik politikası ticaret fazlası elde etmektir. Üretimini ihracata yönlendirmek suretiyle hem ticaret fazlası vermekte hem de üretim artışının devamını sağlamaktadır. Bunu sağlamak ve dünya pazarlarındaki payını kaybetmemek için Çin’in kur oyunları yaptığı görülmektedir. Kur oyunlarını açıklamak gerekirse piyasadaki kur herkes için geçerlidir, ancak bir de ayrıca sanayi ve üretim kuru vardır. İhracat yapan şirketler için Çin parasının daha düşük olduğu bu ikinci kur kullanılır, böylece maliyet, dünya piyasasına göre olması gerekenden daha ucuza gelmiş olur. Bu bir ölçüde örtülü teşvik olarak değerlendirilebilir.

Çin, ihracatın yanı sıra büyük ölçekli devlet yatırımları vasıtasıyla da ekonomik büyüme hızını yüksek tutmaktadır. Bu politikanın olumlu tarafları, üretimi, ihracatı ve istihdamı arttırmasıdır. Uzun süre takip edilen bu politika, gelir dağılımının bozulması ve yolsuzluk gibi olumsuz etkiler de doğurmuştur. 2010 sonrası büyüme rakamlarının düşmesine paralel olarak enflasyon ve işsizlik oranlarında artış görülmektedir. Ayrıca Çin bankaları verimsiz büyük ölçekli devlet yatırımlarına kredi verdikleri için kredilerde de bir geri dönüş probleminden bahsedilmektedir.

Günümüzde Çin, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi hâline gelmiştir. Çin’in ucuz üretimle agresif ihracata yönelmesi, giderek ABD ile Çin arasındaki ideolojik rolleri değiştirmektedir. ABD, uzun zamandır Japon ve Çin ithalinden rahatsız olduğu için küresel ölçekte savunduğu, hatta dayattığı, gümrüksüz ve kotasız ticareti kendi uygulamamaktadır. Çin ise ucuz üretimle dünya pazarında gittikçe daha fazla pay sahibi olmaya başlamakta, dolayısıyla gümrüksüz ve kotasız ticaret gittikçe Çin’in işine yaramaktadır. Daha 2010 yılındaki gidişattan bile bu rollerin gelecekte değişime uğrayacağı belliydi. Nitekim artık ABD’de korumacı bir başkan seçilirken Çin Devlet Başkanı, küreselleşmenin faydalarından bahseden bir konuşma yapmıştır.

Demografik Durum

Çin Halk Cumhuriyeti kurulduğu zaman Mao, Çin’in Batı karşısında aciz duruma düşmesinin sebeplerinden birini yeterli nüfus olmadığı şeklinde göstermişti. Bu sebeple Mao devri hızlı nüfus artışının teşvik edildiği bir devirdi. Böylece 1949’da yaklaşık 500 milyon nüfusa sahip olan ülke, 1976’da Mao öldüğünde 900 milyonu aşmıştı. Bu nüfus artışı birçok kitlesel ölüme rağmen gerçekleşmişti. Deng Şiaoping iktidara geldiğinde ise çok nüfusu beslemenin zorluğundan hareketle sıkı bir nüfus kontrolü politikasını hayata geçirdi. Nüfus kontrolü bir ailenin tek çocuğa sahip olması şeklinde uygulamaya sokuldu. Bu şekilde Çin yönetimi, nüfusu bir ölçüde kontrol altına almaya çalıştı. Her ne kadar kayıt dışı nüfus ülkede mevcut olsa da nüfus kontrolü, daha hızlı bir artışın önüne geçti. Günümüzde ise bu nüfus kontrolünün başka problemlere gebe olduğu konuşulmaktadır.

Öncelikle mevcut duruma bakmak gerekirse resmî rakamlara göre 2015 ülke nüfusu 1.374.620.000’dir. Ülkede yıllık nüfus artış hızı % 1’in altındadır. Diğer yandan 2010 yılı itibarıyla 0-14 yaş arasındaki nüfus, genel nüfusun % 17 civarını oluşturmaktadır. Bu oran 2000 yılına göre 6 puan daha azdır. Gerek Çin, gerek ABD tarafından yapılan tahminlerde ülke nüfusunun 2025-2030 arası zirve noktaya ulaşacağı ve sonra çok yavaş bir düşmenin başlayacağı ön görülmektedir. Böylece yaklaşık olarak 2040 yıllarında Çin’in nüfusunun yine bugünkü gibi olacağı hesaplanmaktadır.

Bu durum, en başta sosyal güvenlik problemleri doğuracaktır. Çünkü 65 yaş üstü nüfus hem sayıca hem de oran olarak giderek artmaktadır. 2010 itibarıyla emekli/çalışan dengesi 1/9 iken 2050’de bunun 1/2,5 seviyesine geleceği düşünülmektedir. Bu oran, emekli maaşları ve sağlık giderleri düşünüldüğünde sosyal güvenlik harcamalarının bugüne göre kat be kat fazla olacağını göstermektedir. Bu durum ileride emeklilik yaşı ile oynanabileceğini akla getirmektedir.

Nüfusun diğer bir özelliği kentsel ve kırsal alan dengesidir. 1949’da ülke kurulduğunda kent nüfusu ülke nüfusunun % 10’unu oluşturmaktaydı. Ekonomik kalkınmayla birlikte Çin, giderek artan bir iç göç de yaşamıştır. Böylece 2011’de kent nüfusu kır nüfusunu geçmiştir. Nihayet 2015 itibarıyla kent nüfusu %56, kır nüfusu %44 civarındadır. Hem ekonomik kalkınma modeli hem insanların giderek kentlerde yığılması, kentsel ve çevresel problemlerde artışı, tarım nüfusunda ise belirgin bir azalışı ortaya çıkarmaktadır.

Nüfus kontrolünde günümüzde biraz revizyon yapılmıştır. Buna göre ebeveynlerin kendilerinin de tek çocuk olarak büyümüş olduğu ailelerin iki çocuk sahibi olmalarına izin verilmiştir. Bu revizyon, Batı basınında nüfus kontrolünün bırakılması veya gevşetilmesi olarak yazılmıştır. Aslına bakılacak olursa söz konusu uygulama, 1978’de başlayan politikanın sosyal bir sonucunu revize etmeye yöneliktir.

Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki demografik duruma bir de azınlıklar açısından bakılabilir. Ülke içinde resmî olarak 56 etnik grup tanımlamıştır. Bunlardan ezici çoğunluğa sahip olan Çinlilerin dışında kalan 55 etnik grup, ülke kanunları çerçevesinde azınlık statüsünde tanınmışlardır. Resmî rakamlara göre ülkenin 2015 itibarıyla 1.374.620.000 olan nüfusunun %90’ından fazlasını Çinliler oluşturmaktadır. 55 azınlık ise toplamda 100.000.000 civarı bir nüfusla ülke nüfusunun %7-8’i mesabesindedir. Çin istatistiklerine göre ülkedeki en kalabalık beş azınlık ve ağırlıklı bölgeleri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

En Kalabalık Beş Azınlık

ADI

NÜFUSU AĞIRLIKLI BÖLGESİ
Cuang 16.926.381

Güney

Dungan

10.586.087 Kuzey Batı ve dağınık
Mançu 10.387.958

Dağınık

Uygur

10.069.346 Doğu Türkistan
Miao 9.426.007

Güney

Tablo, Çin Ulusal İstatistik Bürosu verileri esas alınarak hazırlanmıştır.

Azınlıklardan özellikle güneyde yer alanları, Çin kültürüyle fazla bir farklılık göstermemektedir. Bunun yanında Mançular, 17-20. yüzyıl arasında Çin’i yönetmiş olmalarından dolayı Çin’in 19 ve 20. yüzyıllardaki geri kalmış durumuna düşmesinden sorumlu tutulmuşlar ve uzun müddet Çin’de kendisini Mançu tanımlamak zor bir iş hâline gelmişti. Daha sonraları bu sosyal ve psikolojik etkinin ortadan kalkmasıyla özellikle 1980’lerden itibaren birçok kişi kendisini devlet karşısında Mançu olarak tanımlamış ve bu sebeple istatistiklerde Mançu nüfusu, son kırk yılda normalin üzerinde bir artış göstermiştir. Çin’in tanımlamış olduğu etnik grup ve azınlıklara bir başka açıdan baktığımızda ise burada 20. yüzyıl Stalin politikalarının etkisini görürüz.

Mançu Grubu Azınlıklar

ADI

AĞIRLIKLI BÖLGESİ NÜFUSU
Mançu Dağınık

10.387.958

Şibe

Doğu Türkistan ve Kuzey doğu 190.481
Evenki İç Moğolistan

30.875

Oroçen

Kuzey 8.659
Nanay (Hıcın) Kuzey doğu

5.354

TOPLAM

10.623.327

Tablo, Çin Ulusal İstatistik Bürosu verileri esas alınarak hazırlanmıştır.

 

Moğol Grubu Azınlıklar

ADI

AĞIRLIKLI BÖLGESİ NÜFUSU
Moğol Kuzey

5.981.840

Dongşiang

Gansu ve Doğu Türkistan 621.500
Mongor (Tu) Çinghay ve Gansu

289.565

Daur

Kuzey 131.992
Bonan Gansu

20.074

TOPLAM

7.044.971

Tablo, Çin Ulusal İstatistik Bürosu verileri esas alınarak hazırlanmıştır.

                                                                              

Türk Grubu Azınlıklar

ADI

AĞIRLIKLI BÖLGESİ NÜFUSU
Uygur Doğu Türkistan

10.069.346

Kazak

Doğu Türkistan 1.462.588
Kırgız Doğu Türkistan

186.708

Salar

Çinghay 130.607
Sarı Uygur Gansu

14.378

Özbek

Doğu Türkistan 10.569
Tatar Doğu Türkistan

3.556

TOPLAM

11.877.752

Tablo, Çin Ulusal İstatistik Bürosu verileri esas alınarak hazırlanmıştır.

Tablolardan da görülebileceği gibi 20. yüzyılın başlarında Sovyetler Birliği tarafından uygulanan politikalar, bu ülkede de uyarlanarak devam ettirilmiş, böylece Mançu (Tunguz), Moğol ve Türk kimliğinden ayrı kimlikler oluşturulmuştur. Sovyetler Birliği’nin ideolojik iddiası, tablolarda gösterilen grupların birbiriyle temelde ilgisi olmadığı, ancak tarihî temaslar sonucu bunların ortak dilleri konuşmaya başladıkları şeklindeydi. Bu iddia, sadece Çin Halk Cumhuriyeti tarafından değil, daha Soğuk Savaş döneminde dahi ABD tarafından da benimsenmişti. Bu sebeple, bu gruplar, Rus, Çin ve Batı literatüründe Moğol dilli, Tunguz dilli veya Türk dilli halklar olarak adlandırılmaktadır. Diğer yandan 70 yıllık Sovyet iktidarı bu anlamda Batı Türkistan’da ayrı uluslar yaratmayı başarmış, ancak bu ulusların ortak bir kökene sahip olmadığı ideolojisini bu uluslara benimsetememiştir.

Sonuç

Hızlı bir ekonomik gelişim gösteren bu dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesi, giderek dünyadaki önemini arttırmaktadır. Bu hâliyle büyük güçlerden hem ABD’nin hem Rusya’nın dikkate alması gereken bir devlet hâline gelmiştir. Bugüne kadar olduğu gibi gelecek projeksiyonlarında da yavaşlasa da ekonomik büyümesinin devam edeceği ön görülmektedir. İçeride ekonomisini düzeltmiş olan ülke, artık uluslararası alanda yatırımlar yapmaya ve projeler üretmeye başlamıştır. Gelecekte hem siyasi hem de ekonomik alanlarda Çin’in sesi daha çok duyulacaktır.

Çin, uluslararası alanda yerini sağlamlaştırırken içeride de devleti gittikçe güçlendirmektedir. Yine de önünde demografi, çevre, istihdam, eğitimli iş gücü azlığı, gelir dağılımı eşitsizliği gibi önemli problemler bulunmaktadır. Bunun yanında çeşitli yerel huzursuzlukların yanı sıra, başta Doğu Türkistan ve Tibet olmak üzere etnik problemler de her an yöneticilerin başını ağrıtma potansiyeline sahiptir.

Kaynakça

BM 26. Genel Kurulu Kararları,  http://www.un.org/en/ga/search/view_doc.asp?symbol=A/RES/2758(XXVI)

Çin Ulusal İstatistik Bürosu, http://www.stats.gov.cn

Dünya Bankası, http://data.worldbank.org/country/china

Ekrem, Nuraniye Hidayet (2003). Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikası (1950-2000), Ankara: ASAM.

Ercilasun, Konuralp (2010). “Çin: Yükselişe Devam mı?”. 21. Yüzyıl, 18/Haziran (35-40).

Ercilasun, Konuralp (2012). “Küresel Kriz ve Çin-AB İlişkileri”. 21. Yüzyıl, 38/Şubat (59-64).

Ercilasun, Konuralp (2012). “Suriye-İran Ekseninde Çin’in Ortadoğu Politikası”. 21. Yüzyıl, 42/Haziran (76-79).

Ercilasun, Konuralp (2012). “Yeni Süper Gücün Ordusu mu?: Çin Silahlı Kuvvetleri”. 21. Yüzyıl, 44/Ağustos (34-39).

Ercilasun, Konuralp (2013). “Çin’in Geleceği ve Avrasya”. The First International Congress on Security and Strategic Studies. İstanbul

Ercilasun, Konuralp (2013). “Çin Rüyası”. http://www.21yyte.org/arastirma/cin-halk-cumhuriyeti/2013/08/05/7143/cinde-yeni-slogan-cin-ruyasi

Ercilasun, Konuralp (Baskıda). “Türk Dış Politikasında Çin”. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü 2017 Türk Dış Politikası Çalıştayı.

Ma Weigang, Ma Weicie (2000). China: The Following 50 Years. Pekin.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları