Çok kutuplu dünyada Türklerin kutbu neresi olacak? – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______20.10.2018_______

Çok kutuplu dünyada Türklerin kutbu neresi olacak?

B. Tümen Somuncuoğlu
Soldan sağa: Tümen Somuncuoğlu, Abdullah Gündoğdu, Yağmur Tunalı, Konuralp Ercilasun
Soldan sağa: Tümen Somuncuoğlu, Abdullah Gündoğdu, Yağmur Tunalı, Konuralp Ercilasun

 

29 Kasım 2016’da Türk Ocakları Ankara Şubesi’nin düzenlediği
“Prof. Dr. Turan Yazgan’ın Anısına… Bağımsızlıklarının 25. Yılında Türk Cumhuriyetleri”
 başlıklı toplantıda Doç. Dr. Tümen Somuncuoğlu’nun konuşmasının çözümüdür.
Panelde yapılan konuşmalar, rahmetli Yücel Hacaloğlu tarafından
“Dört Türk Büyüğü” başlıklı bir kitap hâline getirilmiştir.
Bu çalışmanın MİSAK’ta yayınlanmasında büyük katkısı olan
 Türkân Hacaloğlu’na teşekkürlerimizle…

Eylemci bir idealist: Turan Yazgan

Hem Turan Yazgan’ı anmak hem de Türk dünyası topluluklarının bağımsızlıklarının 25. yılını kutlamak sebebiyle düzenlenen bu toplantıya emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Turan Yazgan ile ilgili değerlendirme yaparak başlamak istiyorum. Biz 1989-1990 yıllarında zaman zaman irtibatta idik. Türk Dünyasına mensup gençlerin Türkiye’ye gelip gitmelerine yardımcı olan Turan Yazgan; Türk Dünyası gençlerini çok destekledi, bizim misafirlerimize yakın ilgi gösterdi ve kendi misafirhanesinde kalmalarını sağladı.

Bana göre, Turan Yazgan idealist bir insandı; ama sadece kendisine idealist değildi. Yani yerinde oturan bir idealist değildi, harekete geçmiş bir insandı. Aksiyoner bir insandı ve dış ilişkileri çok sürekli idi. Türk Cumhuriyetleri ile ilişki kuran birçok insan var. Doktora ve mastır tezlerini hazırlıyor. Bir yıl kalıyor, kaynağı topluyor ve dönünce “İşim bitti!” diyor. Kendisini gittiği yurtlarda ağırlayan insanları, Türkiye’ye çağırmıyor. Bu süreklilik yok; çünkü birçok insanın misyonu yok. Turan Yazgan, meseleye idealist manada yaklaştığı için ilişkilerinin çoğu süreklilik arz ediyordu.

Hakkında kitaplar ve tezler hazırlandı; ama daha da hazırlanabilir. Türklüğe, Türk Dünyasına, Türkiye’ye hizmet eden insanları anmak ve unutturmamak lazım.

Gerçekçi hedef: Türkistan’ın birliği

Türk Cumhuriyetleri 1991 yılında bağımsız oldular. Çok coşkulu bir hava vardı. Artık günümüzde eski coşku yok. Fakat günümüzde bazı yazarlar tarafından eleştirilip hayalperest ve biraz romantik dönem olarak adlandırılan o 1990’lı yıllarda kurulan çerçevenin devam ettiğini görüyoruz. Demek ki o zaman istikamet, çerçeve, söylem bence realistmiş ki bugün hâlâ yaşıyor. Realist olmazsa yaşamazdı.

Benim üzerinde durmak istediğim konu, Türkistan’ın bütünleşmesi. Türk dünyası veya Turan değil; Türkistan. Ziya Gökalp Turan’ı sistematize eder: “Önce Anadolu birliği, sonra Oğuz birliği daha sonra da Turan birliği veya Türk dünyası birliği.” der. Türkiye’de veya Türk dünyasında bir Turan’dan bahsediliyor, bir işbirliğinden bahsediliyor; ama bunun mutlaka aşamalarının olması lazım. Bu bütünleşmenin sistematize edilmesi lazım.

Kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerin konulması lazım. Türkistan’daki Türk cumhuriyetlerinin kendi arasında kuracakları işbirliği aslında çok nesnel ve değerli bir amaç. 1991 yılında oluşan atmosferle beraber şimdiye kadar ilişkilerde sürtüşmeler olsa da bir sorun çıkmadığı için her şeyin hep iyiye gideceği ve şu andaki durumun korunacağı algısı oluşuyor; ama aslında durum bu değil.

Millî kimlik inşası ve Türk cumhuriyetlerinin geleceği

Geleceği inşa etmek için çok sistematik olarak çalışılmazsa şu andaki durumu dahi koruyamama ihtimalimiz var. Türk Cumhuriyetlerinin bağımsız olması çok büyük bir kazanım olmasına rağmen bu kazanımın bizi nereye götüreceği, her şeyin iyiye gidip gitmeyeceği belirsiz.

Türk Cumhuriyetlerinin aslında; su, enerji, sınır vs. gibi konularda birbirleri ile ilgili çok problemleri var. Özbekistan, nüfus açısından Türkistan’daki en büyük cumhuriyet nüfus açısından. Bu nedenle diğerleri Özbekistan’dan çekiniyor. Özbekistan’a karşı bir güvenlik tehdidi algısı var. Onun dışında Sovyetler Birliği zamanında millî kimlik inşası sosyalist mantıkla gerçekleştirilmiş. Biz bugün “Hepimiz Türk’üz.” diyoruz, fakat şu da var artık. Bir Kazak milleti, bir Özbek, bir Kırgız milleti oluşmuş. Bu bir realite. Bağımsız olduktan sonra da bütün bu cumhuriyetlerin lider ve elitleri bağımsızlıklarını koruyabilmek için haklı olarak bu milli birliğin pekiştirilmesi ve kuvvetlendirilmesini amaç olarak belirlediler. Bunu yaparken yeni yönelimler de var; ama ister istemez Sovyet mirasının ve araçlarının yoğun olarak kullanıldığını görüyoruz.

Bundan sonraki bağımsızlık döneminde iyi düşünülüp ortak hareket etme kültürü geliştirilmezse ileride kurumlar, devletler, çok değişik yerlere doğru evrilebilirler. Mesela, tarih yazımında Türk cumhuriyetleri birbirleri ile irtibat halinde olmadan her birisi kendisine göre bağımsız bir tarih yazımına giderse 20-30 yıl sonra yeni nesiller çok değişik farklı tarih algılarına sahip olabilirler.

Bunların yanında bir de iç problemler var. Din, Sovyetler Birliği zamanında ateizm propagandası yapıldığı için toplumsal hayatta yok olmasa bile geri plana çekilmiş durumda. Bu konuda çok büyük bir ihtiyaç var. O ihtiyacın doldurulmasında da yurt dışından gelen tarikat ve cemaatlerin ister İslam olsun ister İslam dışı olsun çok etkin bir konum kazandığını görüyoruz. Bu konuda Türk cumhuriyetlerinin daha sistematik ve iyi hareket etmesi gerekiyor.

1989 yılında Kırgızlarla Özbekler arasında, Ahıska Türkleri ile Kırım Tatarları arasında, etnik bir çatışma çıktı, bu çatışma 2010 yılında yeniden çıktı. Böyle bir potansiyel var. Bu tür tehditlerin yok edilmesi için en etkili, en hızlı çözüm, ortak kimlik algısıdır.

Ortak kimlik algısı demek ortak çıkar demektir ve ortak çıkarın oluşması da bu problemlerin çözümünün zamana bırakılması, yontulması veya problem olmaktan çıkarılması anlamına gelir. Ortak kimlik algısı da eğitim politikaları ile alakalıdır. Bu konuda yapılması gereken iki önemli iş var: Birincisi eğitim, ikincisi popüler kültür. Hem popüler kültürle hem de eğitim faaliyetleri ile ortak kimlik algısını desteklemek gerekmektedir. Türk cumhuriyetlerinde bu bir realitedir.

Atatürk’ün oluşturduğu Türk dünyası algısının önemi

Türkiye’de, Atatürk’ün Türk dünyasından gelen aydınlarla beraber oluşturduğu ve bize miras bıraktığı algı bir kenara bırakılmamalıdır. Bu algı üzerinde ortak zemini kurmak en mantıklısı. Aslında bunun hayata geçtiğini görüyoruz. Mesela Azerbaycan’ın başını çektiği Türk Akademisi, Türk Parlamentolar Birliği, Türk Dünyası Belediyeler Birliği gibi. Bunun gibi ortak zemin ve ortak kimliğe atıfta bulunduğu sürece önce psikolojik zemin sonra da kültürel ve akademik zemin gittikçe güçlenirse Türk Cumhuriyetleri için daha iyi olur diye düşünüyoruz.

 

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları