Değer yaratan bir değer: Turan Yazgan – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______10.10.2018_______

Değer yaratan bir değer: Turan Yazgan

Yağmur Tunalı
Soldan sağa: Tümen Somuncuoğlu, Abdullah Gündoğdu, Yağmur Tunalı, Konuralp Ercilasun

29 Kasım 2016’da Türk Ocakları Ankara Şubesi’nin düzenlediği
“Prof. Dr. Turan Yazgan’ın Anısına… Bağımsızlıklarının 25. Yılında Türk Cumhuriyetleri”
başlıklı toplantıda A. Yağmur Tunalı’nın konuşmasının çözümüdür.
Panelde yapılan konuşmalar, rahmetli Yücel Hacaloğlu tarafından
“Dört Türk Büyüğü” başlıklı bir kitap hâline getirilmiştir.
Bu çalışmanın MİSAK’ta yayınlanmasında büyük katkısı olan
Türkân Hacaloğlu’na teşekkürlerimizle…

Birlikte Türk dünyasını dolaştığımız Turan Yazgan bir değerdir. Bir değer yaratan ve zaman içerisinde kendileri de bir değer olan insanları anlamak için onların çocukluklarına gitmek epeyce gerekli bir iştir. Bu gibi insanlar çocukluklarında o fevkaladeliklerinin bize epeyce örneğini verirler.

Turan Yazgan’ın çocukluğu ve ilk gençlik yılları fevkaladeliklerle doludur. İnsanlar şair, müzisyen ve bir ilim ateşiyle, bir yüksek marangozluk şevki ve heyecanıyla, beceresiyle doğdukları gibi bir idealizm geniyle de doğarlar. Turan Yazgan da onlardandır.

Turan Yazgan’ın çocukluğu ve gençliği: bir Turancı yetişiyor

Turan Yazgan, fakir bir ailenin çocuğudur. Fakir bir Türkiye’de doğmuştur. Çocukluk yılları II. Dünya Harbi yıllarına denk düşmüştür. O yıllar, kıtlık yıllarıdır da. Turan Hoca orada çalışma gayretindedir. Sanki ailenin bütün yükünü üzerine almış, aileyi geçindirmek mecburiyetinde olan bir büyük insan karekterinin izlerini, o sırada biz Turan Yazgan’da görürüz. O şartlarda yapılabilecek her işi denemiştir. O küçük kasabada yapılabilecek işlerden bazıları tezgâhtarlık veya satıcılıktır. Bu işlerde çalışırken gösterdiği tavır bir büyük adam tavrıdır.

Ortaokul ve lise yıllarında idealizminin ana çizgileri belirmeye başlayacaktır. Ortaokulda Turan Yazgan’ın Turancılığı belirmiştir. İsminin Turan olması da ayrıca büyük bir tesadüftür. Türklük aşkının nasıl olup da küçük bir kasabada gönlüne düştüğü ise ayrı bir hikâyedir. Parasız yatılılık o devrin Cumhuriyet yıllarında mühim bir imkândır. Devletin yaptığı muazzam bir iştir. Zeki ve imkânı olmayan ailelerin çocuklarının okuması için büyük bir fırsattır. Turan Yazgan, bu fırsattan faydalanarak birincilikle kazandığı parasız yatılı imtihanından sonra Kastamonu’ya gitmiş; Kastamonu’da lisede âdeta fikirlerinin tohumları toprağa ekilmiş ve orada yeşermeye ve meyve vermeye başlamıştır.

Fikirleri Kastamonu’da netleşen Turan Yazgan, Turancılık ve Türk dünyasının ana çizgilerini benimsemiş büyük bir zekâya sahiptir. Yine o yıllarda, hayatının çizgilerini kafasında belirlemiş; çizdiği yolda ilerlemeye kendini hazırlamış bir Turan Yazgan vardır. Mesela, doğacak üç çocuğunun isimleri lise yıllarında bellidir: Korhan, Karahan ve Közhan. Bu isimler, o tarihte yazılmış ve bir kenara kaydedilmiştir. Hayatını bu şekilde planlayan bir yüksek idealistin hayatı ile karşı karşıyayız.

“Ne olursan ol, her şeyde en iyi ol!”

Turan Yazgan’ın idealizminin üniversite yıllarında ve akademisyenlik hayatında da devam ettiğini görüyoruz. Bu idealizmin ana çerçevesi “Ne olursan ol, her şeyde en iyi ol!” esasına dayanır. Turan Yazgan, mesleğinde birinci sınıf bir insandı. Karakteri ve yüksek idealleri bakımından olduğu kadar, meslekî bakımdan da herkesin önünü iliklediği bir insandı. Buna çok defa şahit oldum; insan tanımak ve meslekî dikkatler bakımından pek çok toplantıda, pek çok karşılaşmada gördüğümü ifade etmeliyim.

 Türk dünyası ve Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi

 Türk dünyası kavramı denilince ne anlamak gerekir? Türk dünyası denince kastedilen ilk anlam, Türklerin yaşadığı bölgeleri içine alan bir coğrafyadır; fakat Turan Yazgan karakterindeki bir idealist için bu, çok yeterli bir şey değildir; dahası vardır: Türk idaresinde olmasa da Türklerin yaşadığı yerler de Türk dünyasına dâhildir. Bu da yetmez; bir vakitler Türklerin idare ettiği, Türk coğrafyası ve vatanı olan yerler; yani “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” ifadesindeki coğrafyayı biraz daha genişletirsek o coğrafyadaki Türk dünyası asgari vatan hudutlarıdır. Turan Yazgan’ın Türk dünyası idealinin içinde ve merkezinde bulunan fikir, Türk dünyası ve Türk cihan hakimiyeti mefkûresidir. Türk’ün cihana hükmetme tarihini Osman Turan yazmıştır. Bu, tarih içinde gerçekleşmiş bir hadisedir. Bin yıla yakın bir süre, dünyayı Türkler yönetmiştir.

Sonu bulunamayacak ve varılacak menzili olmayan hedef: Kızıl Elma

Biz, dünyanın hem birinci devleti hem ikinci devleti hem de üçüncü devleti olduğumuz zamanları biliyoruz. Bunun için de belirtilmiş olan hedef gayet tabiî “kızıl elma” hedefidir. O kızıl elma, bir türlü sonu bulunamayacak ve varılacak menzili belli olmayan bir uzak hedeftir. Bunun küçük örnekleri bazı küçük milletlerde de görülüyor. Yunanistan ve İsrail gibi 200 yıl vatansız yaşamış olan Yahudilerin 2000 yıl içinde o vaat edilmiş toprak ideali ile 2000 yıl sonra vatana sahip olmaları muazzam bir örnektir. Türkün cihan hâkimiyeti ise bu küçük milletlerin ideallerine göre gerçekleşmeye çok yaklaşmış olan muazzam bir idealdir. Turan Yazgan, böyle bir realiteden de hareket ediyordu; çünkü çok realist bir adamdı.

Biz nerede bir Türk varsa ona mutlaka ulaşacağız ve onun bizi beklediğini bileceğiz!

Bir ideal üzerine hayatını bina eden, ana ekseni bu olan Turan Yazgan’ın zirve noktada yapacağı iş bellidir: Adını koyduğu Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın kurmak. Vakıf 1980’de kurulmuştur; ama vakıf düşüncesi ve çalışmaları 1980’den öncesine dayanır.

 “Türklük Âlemi” veya “Türk Âlemi” gibi tabirler Hüseyinzade Ali Bey ve başka Türkçüler tarafından daha evvel kullanılmıştır; ama Türk Dünyası tabiri bir kurumun adında ilk defa Turan Yazgan tarafından kullanılmıştır.

 Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın diğer Türk dünyası ile ilgili çalışmaları ve faaliyetleri bir hakkında şunu söylemek gerekir: Vakıf kurulalı 36 yıl olmuştur ve bu 36 yıl içinde Turan Yazgan’ın ve vakfının yapmış olduğu hiçbir işin yanlış olduğu söylenemez. Eksiklikleri olabilir; ama yapılan her iş mutlaka doğrudur. Turan Yazgan’ın farkı buradadır. Yaptığı işlerin toplamı, Türkiye’de devletin ve özel sektörün yaptığı işlerin tamamının kat be kat üstündedir. Bunu bir iftihar duygusu olarak söylüyorum; Aşağı yukarı 25 yıl Türk dünyası ile ilgilenen ve şu anda Avrasya TV kanalını kuran, 5 yıl bu kanalı yönetmiş ve 20 yıl da o coğrafyada dolaşmış biri olarak bunu söylüyorum; çünkü kimin ne yaptığını biliyorum. Mesela devletimizin yaptığı işlerin arasında doğru diye bildiğimiz işler pek azdır. Yesevi Üniversitesi bir felakettir. Kırgızistan’daki Manas Üniversitesi ona göre nispeten düzgün sayılsa bile o da bir yüksek başarısızlık örneğidir. Bunu yapanlar da devletimizde çalışan isimlerdir. Bunlara öncelik edenler de yüksek başarısızlık örneği sergileyen Fetullah Gülen gibi örgütlenmişledir.

Bugün bunların bazıları kahraman olarak ortada dolaşmaktalar. Onlar konuşuluyor ve bunlar içerisinde firesiz tek iş yapan da Turan Yazgan Hoca’dır. Turan Yazgan Hoca’nın vakfıdır. Birçok okul açılmıştır. Vakfın kurduğu bu lise ve üniversite düzeyindeki okullarda binlerce insan yetiştirilmiştir. Her yıl muhtelif kurslarla insanlar yetiştirilmiştir. Her gün Türk Dünyası’nın neresinde ne olmuşsa onlar kaydedilmiş, iki mecmua ve geniş çaplı bir kütüphane oluşturulmuştur. 36 yılda bin kitap basılmış ve dağıtılmıştır. Turan Yazgan’ın “Biz nerede bir Türk varsa ona mutlaka ulaşacağız ve onun bizi beklediğini bileceğiz!” sözleri vakfın ana gayesi olmuştur. Nerede bir Türk varsa hakikaten ulaşılmıştır.

Turan Yazgan’ın çekim ekibinde bulunduğum sürece, Amerika’dan Yakutistan’a kadar dolaştık. Bununla da yetinmeyen Turan Yazgan, başka ülkelerde yaşayan Türk gruplarıyla da temas etmiş, görüşmüştür. Onlara gidilmiş ve mümkünse onlar da buraya getirilmiştir.

Yüksek bir diplomat: Turan Yazgan

Aynı zamanda yüksek bir diplomat olan Turan Yazgan, nerede nasıl davranılacağını da bilirdi. Kasabadan çıkmış bir insanın dünyanın her tarafında birinci sınıf bir temsil kabiliyetinde boy göstereceğini ve o temsil kabiliyeti ile bizim göğsümüzü kabartacağına dikkat edilmelidir. Turan Hoca’nın yaptığı işlerin en mühimlerinden biri de nerede Türk varsa ona ulaşmak.

Katıldığı protokollerde sıkılan ve çok fazla kalmak istemeyen, sıkılan Turan Yazgan; bir an önce gittiğimiz o yerlerdeki Türklerle görüşmek ve kucaklaşmak isterdi. Turan Yazgan’ın o Türklerle kucaklaşması görülmeye değerdi. Benim, hayatımda kazandığım en yüksek derinliklerden birisidir budur.

Yılmaz Öztuna: “Ben Atsız’dan sonra tek idealist adam tanıdım o da Turan Yazgan Hoca’dır.”

Nihal Atsız Bey’in çok yakınlarından biri rahmetli Yılmaz Öztuna’dır. Öztuna’nın Atsız’la yakınlığı pek bilinmez. Yılmaz Bey’in Sirkeci’de, babasından kalma iki hanı vardı, daha sonra onları 1960’da kaybetmişti. Atsız’ın Sirkeci’deki kullandığı yazıhane Yılmaz Öztuna’nın hediyesiymiş. Yılmaz Öztuna, “Yazıhaneyi ben verdim.” derdi. Yüksek ve idealist karakterlere bayılan Yılmaz Bey, Turan Hoca ile yakından ilgilenirdi ve derdi ki “Ben Atsız’dan sonra tek idealist adam tanıdım; o da Turan Yazgan Hoca’dır.” 1991’de 6 kişilik bir ekiple Azerbaycan’daydık. Elçi Bey 1990 yılında gittiğimizde yasaklı durumdaydı; 1991’de gittiğimizde ise yasağı kaldırılmıştı. Dolayısıyla Halk Cephesi’nde bizi misafir etmek istedi. Biz de heyet olarak gittik. Orada gece bir buçuğa kadar sohbet ettik. “Hazar Denizi yükseldiğinde Türkler de yükselir.” dedi ve bunun üzerine kalktık, Hazar Denizi’ne gittik. Tepemizde ay ışığı vardı. Orada, “Hazar yükseliyor mu?” diye ölçümler yapıldı ve Hazar’ın yükseldiğine kanaat getirildi. Turan Hoca ile Elçi Bey’in sevinci görülmeye değerdi. Elçi Bey hastaydı ve dalgalar boyumuzu aşıyordu, insanlar kenardaydı ve ben de mesleğim gereği yanlarındayım. Orada 45 dakika kadar dualar edildi. Bu kadar gözyaşını ben hayatımda görmemiştim. Orada Hazar’ı gözyaşı ile suladık. Dua ediyorlar, “Yarabbi, Türk’ü yücelt!” mealinde. Arkasından şiirler başlıyor. Turan Yazgan Hoca’da da şiir okumaya başlıyor. Elçi Bey’le karşılıklı atışma yapıyorlar. Her ikisinin de hafızasında, bu kadar çok şiir olduğunu ben orada gördüm. Teybimi açmış ve kaydetmiştim; ama bu kaset üzülerek belirtmeliyim ki kayboldu. Orada yaşadığım duyguyu ve yükseliş heyecanını hiç unutmadım ve sizin de aynı heyecanı yaşadığınızı düşünüyorum.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları