Değerler: Millî Güvenlik – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______30.10.2017_______

Değerler: Millî Güvenlik

Ömer Lütfi Taşçıoğlu

Giriş

Devletler 20. yüzyıla kadar savaş hazırlıklarını karşıt devletlerden daha güçlü bir askeri güç geliştirme mantığıyla yaparken, 20. Yüzyılın sonlarından itibaren topyekûn savaş kavramının gelişmesine paralel olarak savaş hazırlıkları karşıt devletlerin tüm güç unsurlarını içine alacak şekilde yapılmaya başlanmıştır. Söz konusu gelişme Milli Güvenlik, Milli Strateji, Milli Güç Unsurları, Milli Hedefler ve Milli Menfaatler gibi kavramların ortaya çıkmasına zemin hazırlamış ve milli güvenlik kavramı devletlerin bekasıyla eşdeğer olarak kabul görmeye başlanmıştır.

Milli Güvenliğin Tanımı

Milli güvenlik; devletin temel düzeni ve temel unsurları ile birlikte milli varlığının, bütünlüğünün, uluslararası alandaki siyasi, sosyal, hukuksal, kültürel ve ekonomik tüm çıkarlarının ve antlaşmalardan doğan tüm hak ve menfaatlerinin her türlü iç ve dış tehditlere ve diğer devlet ve kuruluşların müdahalelerine karşı korunması ve kollanmasıdır[1].

Milli Güvenliğin devletin bekası için taşıdığı önemin belirlenebilmesi için önce Milli Güvenlik Siyaseti, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) Milli Strateji, Milli Güç Unsurları, Milli Hedefler, Milli Menfaatler gibi kavramların ele alınarak incelenmesi daha sonra bu unsurların Milli Güvenliğe etkilerinin değerlendirilmesi yararlı olacaktır.

Milli Güvenlik Siyaseti, MGSB, Milli Strateji, Milli Güç, Milli Hedefler ve Milli menfaatler

Milli Güvenlik Siyaseti, milli güvenliğin sağlanması ve milli hedeflere ulaşılması amacıyla izlenecek politikalar zinciridir.

MGSB ise, milli güvenliğin sağlanması ve milli hedeflere ulaşılması amacıyla mevcut ve muhtemel tehditlere karşı alınacak önlemlerin belirlendiği belgedir. Uzun yıllar “Devletin Gizli Anayasası” veya “Derin Anayasa” olarak anılan belge[2]  iç ve dış tehditlerin neler olduğunu ve bu tehditlere karşı devletin ilgili tüm kurumlarının alacağı önlem ve izleyecekleri politikaları belirlemektedir.

Milli Strateji ise bir milletin varlığını ve refahını sağlamak ve korumak için uluslararası hukuka uygun olarak devletin kabul ettiği genel siyaset ve bu siyasetin yürütülmesinde izlenecek yol ve usullerdir.

Milli strateji üç temel unsurdan meydana gelir; Milli Güç, Milli Hedefler ve Milli Menfaatler.

Milli Güç; bir milletin milli hedeflerine ulaşabilmek için kullanabileceği maddi ve manevi unsurlarının toplamıdır. Millet kavramı yerine devlet kavramını koyacak olursak tanımlama aynı kalacaktır. Milli gücün tanımı bizi Milli Güç Unsurları kavramına götürür. Bir araya gelmeleriyle milli gücü oluşturan ve destekleyen faktörleri Milli güç unsurları olarak tanımlayabiliriz. Söz konusu unsurlar önem sırasına göre aşağıda ele alınmıştır:

Siyasi Güç; bir devletin milli hedeflerine ulaşabilmesi ve ulaştığı hedefleri koruyabilmesi için kullandığı siyasi kuvvetlerin toplam verimi ile ölçülür. Siyasi gücü oluşturan ve destekleyen en önemli unsur ülkenin yönetim biçimi ve uluslararası camiadaki saygınlığıdır. Demokrasi ile idare edilen bir devletin diktatörlükle yönetilen bir devlete göre daha büyük bir siyasi güce sahip olacağı aşikârdır. Diğer yandan halkın siyasi otoriteye duyduğu güven ve iç politikadaki istikrar da siyasi gücü artıran önemli faktörlerdir.

Askeri Güç; bir devletin milli hedeflerine ulaşmak için kullanacağı fiziki kuvvetlerin toplamıdır. Askeri güç milli güç unsurları arasında siyasi güçten sonra gelen en önemli unsurdur. Siyasi güç de dâhil milli güç unsurlarının tamamında yüksek bir değere sahip olsa dahi yeterli askeri güce sahip olmayan bir devletin milli hedeflerini gerçekleştirmesi hemen hemen imkânsızdır. Askeri gücün sağladığı caydırıcılık çoğu kez silahlı gücün kullanılmasına bile gerek kalmadan milli hedeflerin gerçekleştirilmesini sağlayabilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti dünyanın caydırıcılığı en yüksek silahlı kuvvetlerinden birine sahip olmasıyla siyasi güç ve diğer güç faktörleriyle birlikte uygun politikalar izlendiğinde milli hedeflerini savaşmadan gerçekleştirebilme imkân ve kabiliyetine sahiptir.

Ekonomik Güç, bir devletin kaynaklarının yeterliliği ve sürekliliği ile bir savaşı ekonomik açıdan destekleme kapasitesi olarak tanımlanabilir. Devletler diğer milli güç unsurları açısından mükemmel olsalar bile ekonomik güç açısından yetersizlerse bir savaşı uzun süre destekleyemezler. Bu durum başlangıçta galip durumda olan ülkelerin uzun süreli savaşları destekleyemeyerek savaş sonuçlanmadan barış istemek zorunda kalmasına neden olabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında güçlü ve dışa bağımlı olmayan ekonomiye sahip olan ülkeler milli güç unsurları açısından önemli bir avantaja sahiptir.

Demografik Güç (Nüfus Gücü); bir ülkede yaşayan insanların sayısı ile ifade edilir. Yeterli nüfusa sahip olmayan ülkelerin bir savaşı insan kaynağı yönünden uzun süre desteklemesi zordur. Ancak söz konusu gücün sadece nüfus miktarı ile ölçülmesi her zaman doğru sonuç vermeyecektir. Söz konusu nüfusun genç kitlelerden oluşması ve nitelikleri söz konusu gücün değerini önemli ölçüde etkilemektedir.

Coğrafi Güç; bir ülkenin dünya üzerindeki yeri ve jeopolitik konumu ile yeryüzü şekillerinin yapısı ve iklimi coğrafi gücü oluşturmaktadır. Asya ve Avrupa’yı birleştiren ve dünyanın kalpgâhı olarak kabul edilen Avrasya’yı kontrol eden yapısıyla dünyanın jeopolitik ve jeostratejik açıdan en önemli coğrafi bölgesinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti üç tarafı denizle çevrilen yapısıyla da kendisine yönelik tehditleri denizlerden itibaren karşılama imkânlarına ve savunmaya elverişli arazi yapısıyla ele geçirilmesi oldukça zor bir coğrafyaya sahiptir. Ancak söz konusu coğrafya aynı zamanda dünya hâkimiyetine oynamaya çalışan ve bölgeye sahip olmak ya da en azından kontrol etmek isteyen ülkelerin tarihin her döneminde hedefi olmuş ve iştahını kabartmıştır.

Bilimsel ve Teknolojik Güç; bir devletin ekonomisi ve sanayii için ihtiyaç duyduğu bilimsel kapasiteye ve teknolojik bilgi birikimine sahip olmasıyla değer kazanır.  Söz konusu güç ülkelerin başka ülkelere muhtaç olmadan kendi sanayi üretimlerini gerçekleştirmelerine imkân sağladığından özellikle savaş sanayiinin kesintisiz olarak desteklenmesinde çok önemli bir role sahiptir.

Psiko-Sosyal ve Kültürel Güç;  milletin birlik ve beraberliği ile eğitim ve kültür seviyesi, gelenek ve görenekleri ve devletine bağlılık derecesi olarak özetlenebilir. Söz konusu güç demografik güçle birlikte ele alındığında bir milletin düşman devletlere karşı mücadelesindeki azim ve irade kabiliyetini ortaya koyan çok önemli bir faktördür. İnsan sayısı fazla olan devletlerin insan kaynağı açısından uzun süreli bir harbi destekleme imkânları teorik olarak daha fazla olmakla birlikte o devletin insan gücü niteliksiz ve vatan sevgisinden yoksunsa sadece sayısal üstünlüğe dayanarak savaşın kazanılması mümkün değildir.

Milli stratejiyi oluşturan ikinci unsur milli hedeflerdir. Milli hedefleri olmayan bir devletin bu hedeflere ulaşmak için çizdiği bir yol da olmayacağından milletin varlığını ve refahını sağlamak ve korumak için izleyeceği bir siyaset ve bu siyasetin yürütülmesinde atılacak adımlar söz konusu olmayacak ve o devlet politikalarını başka devletlerin izlediği politikalara karşı önlem alarak belirlemek zorunda kalacak ve başkalarının iradelerine tabi hale gelecektir. Bu nedenle dünya üzerinde ve bulunduğu coğrafyada küresel ya da en azından bölgesel güç olmak isteyen devletlerin milli hedeflerini mutlaka önceden belirlemeleri ve bu hedeflere ulaşmayı kolaylaştıracak siyasi, askeri, ekonomik, sosyal ve kültürel ara hedefleri de tespit ederek bunlara ulaşmak için çaba harcamaları gerekmektedir. Bir başka değişle kendi hedefleri olmayan devletler başka devletlerin hedeflerinin aracı haline gelmek zorunda kalacaktır. Diğer yandan seçilen hedeflerin devletin milli güç unsurlarının kullanımıyla gerçekleştirilmesi mümkün olmalı ve devletin uzun vadede yıpranmasına ve zayıf düşmesine yol açabilecek hayali hedeflere yönelmekten kaçınılmalıdır.

Milli stratejiyi oluşturan üçüncü unsur milli menfaatlerdir. Devlet yönetiminde bir yandan devletin bekası en üst seviyede korunurken diğer yandan milletin yarar, refah ve çıkarlarının gözetilmesi ancak milli menfaatlerin korunması ile sağlanabilir. Bu nedenle devletleri yönetenlerin o devletin ve milletin milli menfaatlerini doğru olarak belirlemesi ve bu menfaatleri elde etmeye imkân sağlayacak politikalar izlemesi önem taşımaktadır. Bir örnek olarak egemenliğin belli konularda AB’ye devrine imkân sağlayan anlaşmalar akdedilmesi milli menfaatlerle uyuşmamaktadır[3].

Milli menfaatlerimizin layık-ı veçhile korunabilmesi için hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olması, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünün sağlanması ve iç ve dış tehditlere karşı milletin ve vatanın korunması olmazsa olmaz şartlardır[4].

Yukarıdan beri ele aldığımız devletin milli varlığının, bütünlüğünün uluslararası alanda siyasi, sosyal, hukuksal, kültürel ve ekonomik tüm çıkarlarının ve antlaşmalardan doğan tüm hak ve menfaatlerinin her türlü iç ve dış tehditlere ve diğer devlet ve kuruluşların müdahalelerine karşı korunması için başka bir değişle Milli Güvenliğin sağlanması için öncelikle Milli Güvenlik Siyasetinin, Milli Stratejinin, Milli Hedeflerin ve Milli menfaatlerin belirlenmesi ve geliştirilmesi gerekmektedir.

Milli Güvenliğin Tesisi İçin Yabancı Ülkelerin Kurduğu Teşkilatlar

Birçok devlet milli güvenliklerini korumak için bir yandan hukuki mevzuatları üzerinde gerekli düzenlemeleri yaparken diğer yandan milli güvenlikleri sağlamak  için çeşitli örgütler oluşturmaya başlamıştır. Daha ziyade İkinci Dünya Savaşından sonra hız kazanan gelişmeler sonucunda devletler milli güvenlikle ilgili çalışmaları yürütmek üzere Milli Güvenlik Kurulu, Milli Danışma Kurulu, Milli Güvenlik Danışma Konseyi, Yüksek Savunma Kurulu, Bakanlıklar Arası Savunma Konseyi gibi isimler altında milli güvenlikten sorumlu kurullar teşkil etmeye ve milli güvenlikle ilgili temel ilke ve politikalarını bu kurullar vasıtasıyla belirlemeye ve yürütmeye başlamışlardır.

Bu kapsamda bazı devletlerin milli güvenlik uygulamaları ve milli güvenlikten sorumlu kuruluşları aşağıda özet olarak ele alınmıştır.

ABD Ulusal Güvenlik Kurulu (National Security Council-NSC)

  1. Dünya savaşı sırasında ABD Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli kademeleri ile ABD siyasi otoriteleri arasında yaşanan koordinasyon sorunları savaştan sonra NSC adlı teşkilatın kurulmasına zemin hazırlamıştır[5]. II. Dünya savaşından sonra ABD’nin ulusal güvenlik faaliyetlerini yeniden düzenlemek amacıyla çıkartılan 26 Temmuz 1947 tarihli Ulusal Güvenlik Yasası ile dış politika ve savunma politikalarını eşgüdümlemek, diplomatik ve askeri ihtiyaçları uyumlaştırmak ve ABD Başkanına milli güvenlik konularında yardımcı olmak üzere teşkil edilen NSC asli üyeler ile danışman üyelerden oluşmaktadır. NSC’nin asli üyelerini ABD Başkanı, Başkan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Savunma Bakanı, danışman üyelerini ise, Genelkurmay Başkanı ve Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA)’nın Başkanı oluşturmaktadır[6]. İhtiyaç duyuldukça toplanan ve son dönemde her hafta toplantı yaptığı müşahede edilen NSC’nin kararları tavsiye niteliğinde olmakla birlikte ABD Başkanlarının burada alınan kararları kendi devlet politikaları olarak benimsedikleri ve uyguladıkları görülmektedir.

Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi

Eski Devlet başkanı Boris Yeltsin tarafından 1992’de çıkarılan 547 sayılı kararname ile teşkil edilen Konsey, milli güvenliğe yönelik tehditleri önceden belirleyerek değerlendirmek, bu tehditleri önlemek üzere alınacak tedbirleri belirlemek, milli güvenlikle ilgili konularda teklifler hazırlamak, Rusya Federasyonu’nun yürütme organları tarafından alınan kararların uygulanmasını kontrol etmek gibi önemli yetkilere sahiptir. Genelkurmay başkanının asli üyesi olduğu[7] Konsey’in kararları başbakan tarafından onaylanarak yürürlüğe girmektedir. Bu açıdan bakıldığında Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi’nin Türkiye’nin MGK’nun yetkilerin çok üzerinde yetkilere sahip olduğu görülmektedir.

AB Ülkelerindeki Uygulamalar

AB ülkelerinin hemen hemen tamamında MGK benzeri kurum ve kuruluşlar mevcuttur.

Almanya’da Federal Güvenlik Konseyi, Fransa’da”Milli Savunma Yüksek Kurulu, İtalya’da Yüksek savunma Kurulu, Belçika’da Bakanlıklararası Savunma Konseyi, Portekiz’de Ulusal Savunma Yüksek Kurulu, Polonya’da Devlet Savunma Konseyi ve Ulusal Güvenlik Ofisi, Yunanistan’da ise Dışişleri ve Savunma Konseyi adlı kuruluşlar Türkiye’de MGK tarafından yürütülen faaliyetlerin benzerlerini yürüten kuruluşlardır. Bunlardan Yunanistan dışındakilerin tamamında kurul kararları iştişari nitelikte iken kanunla kurulan Yunanistan Dışişleri ve Savunma Konseyi’nin kararlarının yürütme organı tarafından uygulanma zorunluğu bulunmaktadır[8].

İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi( MGYK)

İran Anayasasının 110. Maddesi gereğince kurulan ve İran Dini rehberine bağlı olan İran MGYK  dini rehberin iki temsilcisi, Başbakan, Genelkurmay Başkanı,  Milli Savunma Bakanı ve Devrim Muhafızları Başkomutanından oluşmaktadır. Konseyin savaş ve barışa karar verme yetkisi mevcuttur.

Yukarıda incelediğimiz ülkelerin sistemlerine bakıldığında bu ülkelerin tamamında Türkiye’deki MGK benzeri kuruluşların mevcut olduğu, bu kuruluşların bir bölümü sadece istişari yetkilere sahipken, ABD, Rusya Federasyonu, Yunanistan ve İran’daki kuruluşların Türkiye’deki MGK sisteminden farklı olarak olağanüstü yetkilerle donatıldıkları ve hükümetlerin bu kuruluşların aldıkları kararlara uyma zorunluluğu bulunduğu görülmektedir.

Türkiye’de Milli Güvenlik Uygulamaları ve MGK

Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin teşkilat yapısı içinde ilk kez 1924 Anayasası uygulaması sırasında bizzat Atatürk’ün talimatıyla yapılandırılmış ve Yüksek Müdafaa Meclisi ve Umumi Kâtipliği adı altında teşkil edilmiştir. Daha sonra adı 1950 yılında Milli Savunma Yüksek Kurulu ve Genel Sekreterliği olarak değiştirilerek kısmen görev alanı biraz daha genişletilmiş ve organizasyon yapısında değişiklik yapılmıştır[9].

Milli Güvenlik Kurulu’nun bugünkü adıyla teşkili ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin anayasal bir organ olarak anayasaya girmesi ise ilk kez 1961 Anayasası ile gerçekleşmiş ve Anayasa’da öngörülen MGK 1962 yılında 129 sayılı yasayla kurulmuştur. Daha sonra 1982 Anayasasının 117’nci maddesi göre MGK kanununda değişiklik yapılmıştır.  1982 Anayasası Millî güvenliğin sağlanması ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar Kurulunu sorumlu tutmuş ve bu kapsamda verilen görev ve faaliyetlerin yerine getirilmesi görevini MGK’na vermiştir.

Millî Güvenlik Kurulu; devletin Millî Güvenlik Siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili konularda tavsiye kararları almak ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüşleri tespit etmekle görevlendirilmiş ve tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirmek ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirmekle sorumlu tutulmuştur.

Toplumda MGK’nın askeri vesayet rejimine zemin hazırladığına ilişkin olarak yürütülen propagandalar sonucunda 2001 yılında MGK tanımında değişiklik yapılmış ve MGK’nın Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca “öncelikle dikkate alınır” lafzı “değerlendirilir” ibaresiyle değiştirilmiştir. (Değişik : 17/10/2001 – 4709/32 md.)[10].

Avrupa Birliğinin öneri ve tavsiyeleri ile ülkemizde 2003 yılında 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu kanununda yeniden bazı değişiklikler yapılarak kurulun toplum üzerindeki etkisi ve devlet karar organları üzerindeki gücü kısmen azaltılmıştır. Söz konusu değişikliklerle MGK’nın en önemli faaliyetlerinden birini yerine getiren Toplumla İlişkiler Başkanlığı tensik edilerek Türk toplumunun devletin milli hedefleri doğrultusunda yönlendirilmesi ve bilgilendirilmesine son verilmiş, ayrıca bir Orgeneral tarafından yürütülen MGK Genel Sekreterliği görevi sivilleştirilmiş ve kurula üye bakanların sayısı artırılarak kurulun asker-sivil dengesi askerler aleyhine değiştirilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ile ilgili Maddelerinde Yapılan Son değişiklikler

2017 yılında Anayasa’da yapılan değişiklikle milli güvenlikle ilgili yetki Cumhurbaşkanına devredilmiştir. Benzer şekilde 1982 Anayasasında Bakanlar Kuruluna ait olan Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerin Bakanlar Kurulu yerine Cumhurbaşkanına bildirmesi hükme bağlanmış ve Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararların da Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirilmesi hükmü getirilmiştir.

Ayrıca 1982 Anayasasına göre kanunla düzenlenen Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatının ve görevlerinin de yeni Anayasa’da Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi hükmü getirilmiştir.

Böylece önceki Anayasa’da TBMM adına Bakanlar Kurulu tarafından deruhte edilen Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususundaki milli güvenlikle ilgili politikalarının belirlenmesi ve kararların alınması Cumhurbaşkanının inisiyatifine bırakılmıştır.

Sonuç

Milli güvenlik kavramı tarih boyunca bütün devletlerin milli varlığının, bütünlüğünün ve ulusal ve uluslararası hak ve menfaatlerinin diğer devlet ve kuruluşların müdahalelerine karşı korunması için ilk sırada yer almış ve devletler milli güvenliğin tesisi için kurumsal yapılar tesis ederek milli güvenlik kavramını en üst seviyede ele almıştır. Bu kapsamda teşkil edilen milli güvenlikten sorumlu kuruluşların işleyiş biçimine bakıldığında bunlardan bir bölümünün sadece yönetici kadroya danışmanlık desteği sağladığı ve kurum kararlarının istişarî mahiyette olduğu,   özellikle küresel ve bölgesel güçler tarafından teşkil edilen milli güvenlikle ilgili kurum ve kuruluşların kararlarının ise yaptırım gücüne sahip olduğu ve devletin en önemli kararlarının bu kuruluşların toplantılarında alındığı görülmektedir.

Türkiye’de 1924 Anayasası ile birlikte bir ihtiyaç olarak ele alınan milli güvenlikten sorumlu kurum ve kuruluşların tarihi seyir içinde yabancı devletlerin ve yurtiçindeki uzantılarının etkisiyle görev ve yetkilerinde önemli değişiklikler yapıldığı görülmektedir. Özellikle 2001 yılında 1982 Anayasası’nın 118. Maddesinde yapılan değişiklikle “MGK kararlarının öncelikle dikkate alınacağına” ilişkin hükmün yerine “MGK kararlarının değerlendirileceği” hükmü getirilmek suretiyle MGK’nın Anayasa’dan aldığı güç ve MGK kararlarının yaptırım kuvveti sınırlandırılmış, daha sonra yapılan değişikliklerle de kurula katılacak bakanların sayısı artırılırken MGK Genel Sekreterliği görevi sivilleştirilmiş ve kurulun Toplumla İlişkiler Başkanlığı tensik edilerek toplumla ilişkiler ve ülke bütünlüğü amacıyla yürütülen psikolojik harp faaliyetleri sonlandırılmıştır.

2017 yılında yapılan Anayasa referandumu ile de Anayasa’da TBMM adına Bakanlar Kurulu tarafından deruhte edilen Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususundaki milli güvenlikle ilgili politikaların belirlenmesi ve kararların alınması yetki ve sorumluluğu Cumhurbaşkanının inisiyatifine bırakılmıştır.

Bu açıdan bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti’nin milli güvenlikle ilgili en önemli kararlarının alınacağı MGK’nın çeşitli dönemlerde Anayasa’da ve kuruluş kanununda yapılan değişikliklerle yaptırım gücünün sınırlandırıldığı ve küresel ve bölgesel güç unsurlarındaki benzer amaçlı kuruluşlardan farklı olarak sadece istişarî yapıda olduğu ve tek bir kişinin yetki ve sorumluluğunda bulunduğu görülmektedir. Bu durumun milli güvenlikle ilgili kararların alınmasında zafiyete neden olabileceği değerlendirilmektedir.

KAYNAKLAR

Akgüner, Tayfun, 1961 Anayasası’na Göre Milli Güvenlik Kavramı ve Milli Güvenlik Kurulu, Istanbul, 1983

Aydın, Nurullah, Kırmızı Kitap, Milli Güvenlik Politikası, Paraf Yayınları, İstanbul, 2011

Aydın, Nurullah, Uluslararası Satranç Oyununda Türkiye’nin Milli Güvenlik Stratejisi, Kum saati Yayınları, İstanbul, 2008

Balcı, Muharrem, Hukuk, Ordu, Siyaset, MGK ve Demokrasi, İstanbul, 1997

Barlas, Mustafa Milli Güvenlik Kurulu’nun Yapısı ve Anayasal–Yasal Durum, http://www.turansam.org,  24.01.2009

McDonald H. M. – Webb W. D. – Lewis E. G. – Strauss W.L.: Outside Readings in American Government, Third Edition, New York, 1957

Millî Güvenlik Ders Kitabı, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 1986

Sezen, Seriye, Milli Güvenlik Kurulu Üzerine, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 33, Sayı 4, Ankara, Aralık 2000

Ünkazan, Halit, Milli Güvenlik Kavramı ve Anayasal Bir Kurum Olarak Milli Güvenlik Kurulu, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2002

 

[1] Millî Güvenlik Ders Kitabı, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 1986, s.5

[2] Nurullah Aydın, Kırmızı Kitap, Milli Güvenlik Politikası, Paraf Yayınları, İstanbul, 2011,  s. 407-408

[3] Nurullah Aydın, Uluslararası Satranç Oyununda Türkiye’nin Milli Güvenlik Stratejisi, Kum saati Yayınları, İstanbul, 2008, s. 377

[4] Nurullah Aydın, Kırmızı Kitap, Milli Güvenlik Politikası, Paraf Yayınları, İstanbul, 2011, s. 441-442

[5] Halit Ünkazan, Milli Güvenlik Kavramı ve Anayasal Bir Kurum Olarak Milli Güvenlik Kurulu, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu hukuku Ana Bilim dalı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2002, s. 111; H. M. McDonald-W. D. Webb-E. G. Lewis- W.L. Strauss: Outside Readings in American Government, Third Edition, New York, 1957, s. 828’den naklen Tayfun Akgüner, 1961 Anayasası’na Göre Milli Güvenlik Kavramı ve Milli Güvenlik Kurulu, Istanbul, 1983, s.181

[6] Ünkazan, agt, s. 111; Seriye Sezen, Milli Güvenlik Kurulu Üzerine, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 33, Sayı 4, Ankara, Aralık 2000, s.66

[7] Ünkazan, agt, s. 119; Muharrem Balcı, Hukuk, Ordu, Siyaset, MGK ve Demokrasi, İstanbul, 1997, s.262

[8] Ünkazan, agt, s. 122-124; Balcı, age, s. 261

[9] Av. Mustafa Barlas, Milli Güvenlik Kurulu’nun Yapısı ve Anayasal – Yasal Durum, http://www.turansam.org,  24.01.2009

[10] Barlas, agm, s.4

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları