Değerler: Türklük – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______11.09.2017_______

Değerler: Türklük

Ahmet Bican Ercilasun

Değerler: Türklük- Tanrı Dağları

 

Türklük kavramı

Türk Dil Kurumunca hazırlanan Türkçe Sözlük’te Türklük kelimesine iki anlam veriliyor: 1) Türk olma durumu, 2) Türklerin meydana getirdiği topluluk. Şemseddin Sami’nin Kamûs-ı Türkî’sinde de iki anlam var: 1) Türk cinsiyeti, 2) Türk memleketi.

Şemseddin Sami’nin verdiği ikinci anlam bugün artık mevcut değil. O hâlde Türklük kavramı için “Türk olma durumu, Türk cinsiyeti” tanımıyla “Türklerin meydana getirdiği topluluk” tanımlarını esas alabiliriz. Şemseddin Sami’nin tanımında geçen “cinsiyet” kelimesi bugünkü anlamda değildir; “bir cinse, bir türe ait olma” anlamındadır. Mehmet Emin Yurdakul’un “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur” mısraında da kelime bu anlamda kullanılmıştır.

Türklük kelimesinin Türkçe Sözlük’teki iki anlamında da tanım “Türk” kavramına dayanmaktadır. Öyleyse Türk kelimesine de bakılması gerekir. Türkçe Sözlük’te Türk için de iki anlam verilmiştir: 1) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse, 2) Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse.

Türk ve Türklük sözlerine verilen ikişer anlamı da dikkate almak suretiyle Türklük kavramının tanımlarını şöyle açabiliriz: 1) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma, 2) Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan ve Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soydan olma, 3) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının meydana getirdiği topluluk, 4) Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan ve Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soydan kimselerin meydana getirdiği topluluk.

 

Niçin farklı tanımlar var?

Tanımlardaki farklılıkların sebepleri şunlardır:

Birinci farklılık, -lük ekinin iki ayrı işlevinden doğmuştur. Bu ekin bir işlevi soyut isimler yapmaktır: Gençlik “genç olma”, insanlık “insan olma” demektir. Ekin ikinci işlevi topluluk ismi yapmaktır: Gençlik, “gençler topluluğu”, insanlık “insanlar topluluğu” demektir. Aynı işlevler Türk kelimesinde de ortaya çıkar: Ekin soyut isim yapma işleviyle Türklük “Türk olma” demektir. Topluluk işleviyle de “Türk topluluğu” demektir.

İkinci farklılık, Türk kelimesinin iki ayrı anlamından ileri gelmektedir. Bunlara dar ve geniş anlamlar diyebiliriz. Dar anlamda Türk, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ile sınırlıdır. Geniş anlamda Türk, bütün dünya Türklerini içine alır.

Dar anlamda Türk, anayasanın 66. maddesinde de belirtilmiştir: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”

 

Her vatandaşı Türk kabul eden anlayış Cumhuriyet döneminin zorlaması değildir

Bütün vatandaşları Türk kabul eden bu anlayış, zorla ve kanunla yerleştirilmiş değildir. Günlük dilde de Türk kelimesi bu anlamda kullanılmaktadır. Gazete haberlerinde bunun her gün onlarca örneğine rastlamak mümkündür. Türkiye’den herhangi bir insanın başarısı gazete haberlerinde her zaman “Türk atlet, Türk bilim adamı, Türk doktor…” şeklinde verilmektedir. Hiçbir haber yazarı bu haberleri, başarılı insanın soyunu sopunu araştırarak yazmaz. Başarılı olan sporcu, bilim adamı… Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır, dolayısıyla Türk’tür.

Türk’ün devlete bağlı kullanımı Cumhuriyet devrinde de ortaya çıkmış değildir. Osmanlı döneminde de Osmanlı sınırları içinde yaşayan insanlardan çok defa Türk diye bahsedilmiştir. Balkan coğrafyasında yaşayan Müslümanlar, soylarına bakılmaksızın Türk sayılmıştır. Bugün Güney Amerika ülkelerinde bazı insanlara Turko denmesinin sebebi de budur. Türk soyundan olmadıkları hâlde Osmanlı Türk coğrafyasından göçtükleri için onlara Türk denilmektedir.

 

Türk sözünün geniş anlamı

Türk’ün bütün dünya Türklerini ifade edecek şekilde geniş anlamda kullanılması da Cumhuriyet dönemine ait bir olgu değildir.

Ahmed Vefik Paşa’nın 1888’de İstanbul’da yayımlanan Lehçe-i Osmânî  adlı sözlüğünde Türk’ün tanımı şöyledir: “Asl olan kadîm üç sülâlenin biri olup, şark Türkleri Uygur, Halıç, Karlıh gibi dört beş ulustan yani milletten ve garp Türkleri Oğuz, Kıpçak, Peçenek, Ağaçeri, Kuman, Kaysak, Kırgız, Kangulu gibi on kadar ulustan ibarettir.”

Şemseddin Sami’nin 1900’de İstanbul’da yayımlanan  Kâmûs-ı Türkî’sinde de Türk şöyle tanımlanır: Esâsen Asya kıt’asının şimâl-i garbî cihetinde münteşir (yayılmış) bir büyük ümmet (millet) ki oradan tevârîh-i muhtelifede (çeşitli tarihlerde) cihangirlikle ve kişver-küşâlıkla (ülkeler fethederek) cenup ve garba doğru yayılarak Avrupa’nın dahi şark-ı cenûbu cihetlerine sokulmuşlardır. Şuûbât-ı muhtelifeye münkasim olup (çeşitli şubelere ayrılmış olup), kablel-islâm (İslam’dan önce) Uygur ve el-yevm (bugün) Çağatay ve Osmanlı şubeleri lisân-ı edebîye (edebî dile) nail olmuşlardır.”

11. yüzyılda Kâşgarlı Mahmud da Türk kelimesini dar ve geniş anlamlarda kullanmıştır. Eserinin giriş bölümünde bulunan şu tanımda Türk, geniş anlamda kullanılmıştır:

“Türkler aslında yirmi boydur (qabîle). Bunların hepsi, Nuh peygamberin (Allah’ın duası üzerine olsun) oğlu Yâfes oğlu Türk’e dayanır… Rum’a yakın boyların (qabâyil) birincisi Beçenek’tir. Sonra sırasıyla Kıfçak, Oguz, Yemek, Başgırt, Basmıl, Kay, Yabaku, Tatar, Kırkız… Daha sonra Çigil, Toxsı, Yagma, Ugrak, Çaruk, Çomul, Uygur, Taŋut…” (Ercilasun-Akkoyunlu 2014: 10).

11. yüzyılda Kıpçak, Oğuz, Başkurt gibi sosyolojik birimlere kabile denildiği ve hepsinin de Türk olarak adlandırıldığı bu ibareden açıkça görülmektedir. Kâşgarlı Mahmud, kendi dönemindeki Türk boylarının ağız farklılıklarını anlattığı yerlerde ise kelimeyi dar anlamda kullanır: “Türkler ‘yine’ anlamında takı; Oğuzlar ise dakı derler.” (Ercilasun-Akkoyunlu 2014: 289). Burada Kâşgarlı “Türkler” derken o dönemin standart Türkçesini kullanan Kâşgar ve civarındaki Karahanlı Türklerini kastetmekte, yani kelimeyi dar anlamda kullanmaktadır. Bu ibarede Oğuzlar, Türk kavramının dışında gibi görünüyorsa da bu aldatıcıdır. Çünkü daha önceki ibarede Oğuzları ve bütün kabileleri Türk kavramı içine aldığı açıkça görülmektedir. Esasen Kâşgarlı Mahmud’un sözlüğünün adı Kitâbu Dîvâni Lugâti’t-Türk’tür ve bu adda da Türk geniş anlamda kullanılmıştır. Adın anlamı “Türk Lehçelerini Toplayan Kitap”tır. Türk kelimesi, bütün boyların lehçeleri için kullanılmıştır.

Türkiye Türkçesinde kullanılan dar ve geniş anlam ile Kâşgarlı Mahmud’daki dar ve geniş anlamın neredeyse birbirinin zıddı olması da dikkat çekicidir. Türkiye Türkçesinde dar anlam ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları anlatılır ki bunlar genellikle Oğuz boyuna mensuptur.  Kâşgarlı Mahmud’da ise dar anlam ile Kâşgar ve civarındaki Karahanlı Türkleri anlatılmaktadır. Oğuzlar geniş anlam içinde düşünülmüştür.

Sovyet ve Çin hâkimiyetini yaşamış ve yaşamakta olan Türk boylarının sözlüklerinde Türk sözü, sadece Türkiye Türkleri ve eski Osmanlı tebaası anlamındadır. Geniş anlamda Türk kavramı orada yoktur.  Geniş anlamda Türk kavramı için Türki sözünü kullanırlar. Ancak bu kullanım, Sovyet siyasetinin bir sonucudur; tarihî temeli yoktur. Türkiye Türkleri Sovyet hâkimiyetinde yaşamadıkları için Osmanlı döneminden beri, geniş anlamda da Türk sözünü kullanırlar.

 

Türk olmak ne demektir?

Anlaşılmış olmaktadır ki Türklük, ister dar ister geniş anlamda olsun, Türk olmayı ve Türklerden oluşan topluluğu ifade ediyor. O hâlde “Türk olmak ne demektir?” sorusunun da cevaplandırılması gerekir.

Ferdî planda bunun bir kabul meselesi olduğu muhakkaktır. Bir insan kendini Türk kabul ediyorsa Türk’tür. Bugün Türkiye’de ve Türkiye dışında milyonlarca insan kendini Türk kabul etmektedir. Bunun sebebi, paylaşılan ortak özelliklerdir: aynı dil, aynı soy, aynı tarih, aynı vatan, aynı inanışlar, aynı âdetler, aynı kader.

Yukarıda sayılan ortak özelliklerin tamamı bir insanda bulunmayabilir. Sadece bir ortak özellik dahi bir insanın kendini Türk kabul etmesi için yeterli olabilir. Mesela birkaç nesildir gurbette kalmış bir kişi sadece Türk soyundan geldiğini bildiği için kendisini Türk sayabilir. Bunun tersi de mümkündür. Sadece bir farklı özellikten dolayı bazı insanlar da kendilerini Türk saymayabilirler. Fakat bütün bunlar, Türklük içinde büyük bir yekûn teşkil etmezler. Birçok ortak özellikten dolayı tarihte kendini Türk kabul etmiş, bugün de kendini Türk kabul eden milyonlarca insan vardır ve Türklük, işte bu milyonlarca insanın heyet-i mecmuasıdır.

 

Türklük niçin değerdir?

Tarihte ve bugün milyonlarca insanın kendini mensup hissettiği bir kimlik (Türklük), sadece bu vasfından dolayı dahi bir değerdir. Milyonlarca insan kendini Türk kabul ediyorsa, “ben Türk’üm” diyorsa elbette başlı başına bu bir değerdir. Ancak bu kabulün sebebi olan ortak özelliklerin her biri de ayrı ayrı birer değerdir.

Binlerce yıldan beri yaşanmış ve hâlen yaşanmakta olan ortak özellikler, dil, soy, tarih, vatan, inanışlar, âdetler, ortak kader (zaferler ve felaketler) fertlerin tek tek şuurlarını ve şuur altlarını (Buna ruhi yapılarını, maneviyatlarını da diyebiliriz.) oluşturduğu gibi kolektif bir şuur da oluşturmaktadır. Bu ortak ve kolektif şuuru yaratan dil, soy, tarih, vatan, inanışlar, âdetler gibi özelliklerin her biri de ayrı ayrı değerler olmaktadır. Dil bir değerdir, soy bir değerdir, tarih bir değerdir…  Bunların yarattığı Türklük ise değerler üstü bir değerdir.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları