Dünya ilk 500’ündeki Türk üniversiteleri: Bir hezimet örneği – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______09.11.2018_______

Dünya ilk 500’ündeki Türk üniversiteleri: Bir hezimet örneği

Sadık Rıdvan Karluk

Editör: Emine Avcı

Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde Yükseköğretim Akademik Yıl Açılış Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan: “…ilk 500’ün içinde iki üniversite değil, daha da artırmamız lazım. Hocalarımızdan biraz daha gayret. İnşallah çok sayıda üniversitelerimizle girip, adımızı oralara yazdıralım” dedi.  Bunun olabilmesi için üniversitelerin “siyasi” kriterler yerine “bilimsel” kriterlere önem vermeleri gerekir.

Siyasi kriterlere öncelik verip öğretim üyesi kadrosunu genişleten üniversitelerin değil 500’e, ilk 1500’e girmeleri dahi mümkün değildir. Çünkü bu üniversitelerde Sayın Cumhurbaşkanının “Hocalarımızdan biraz daha gayret” tespitinin gerçekleşmesi çok zordur.

Hezimetin sebepleri

İngiliz yükseköğretim sıralama kuruluşu olan THE (Times Higher Education), 2019 dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasını Eylül ayı sonunda açıklamıştır. Sıralamada ilk iki sırada İngiliz Oxford ve Cambridge Üniversiteleri gelmektedir. Stanford üçüncü, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) dördüncü sıradır. QS sıralamasında (2019) ise ilk üçte MIT, Stanford ve Harvard vardır.  THE’in ilk 10’u içinde 7 ABD, 3 İngiliz üniversitesi bulunmaktadır. 2019 listesinde 23 Türk üniversitesi yer almıştır. Üniversiteler, öğretim kalitesi, araştırma etkisi, endüstri bağlantıları ile uluslararası görünüm kriterlerine göre sıralanmıştır.

Türkiye’den en iyi dereceyi 351-400 sıra bandıyla Sabancı Üniversitesi elde etmiştir. Koç Üniversitesi 401-500, Bilkent, Boğaziçi ve Hacettepe Üniversiteleri 501-600 sıra bandındadır. İlgili kaynak için tıklayınız.

Times Higher Education 2016-2017 sıralamasında (13’üncü) 79 ülkeden toplam 980 üniversite yer almıştı. Listeye Türkiye’den 18 üniversite girerken, 251- 300 bandında yer alan Koç Üniversitesi en başarılı Türk üniversitesi olmuştur. Sabancı Üniversitesi 301-350, Bilkent Üniversitesi ise 351-400 bandındadır. Her 3 üniversitenin de vakıf üniversitesi olması dikkat çekicidir. Çünkü bu üniversiteler öğretim üyesi alımında yönetmeliklerin belirlediği kriterleri esas almakta; subjektif, bilimsel olmayan, siyasi kriterleri yok saymaktadırlar.

Times Yüksek Öğretim Sıralaması Editörü Phil Baty, sıralamaya yeni giren Türk üniversiteleri olmasının olumlu bir gelişme olduğunu belirterek şunları söylemiştir: “Türkiye’nin yeri açısından durum biraz karmaşık. Geçen yıl 501- 600 bandında olan ODTÜ, bu yıl 601-800 bandına geriledi. Anadolu, Erciyes ve Yıldız Teknik üniversitelerinde de düşüş var. Türkiye’nin uluslararası alanda rekabetçi üniversiteler çıkarması için daha fazla çalışması gerekiyor.”

2016-2017 sıralamasında 401-500 bandında Boğaziçi ile Atılım Üniversiteleri yer almıştır. Sıralamaya giren diğer Türk üniversiteleri; 501-600 bandındaki İTÜ, 601-800 bandındaki Doğu Akdeniz, Hacettepe, İstanbul, TOBB Ekonomi ve Teknoloji, ODTÜ, İzmir Teknoloji Enstitüsü’dür. 801 bandının üstünde de Anadolu, Ankara, Erciyes, Gazi, Marmara ve Yıldız Teknik Üniversiteleri vardır.

THE, Nisan 2013 tarihinde yayınladığı Asya’nın en iyi 100 üniversitesi arasına 5 Türk üniversitesinin girdiğini açıklamıştı: ODTÜ (22’nci), Bilkent (28’inci), Koç (31’inci), Boğaziçi (37’nci ) ve İTÜ (38’inci).  Liste başında Tokyo Üniversitesi yer almıştır.  Phil Baty yaptığı açıklamada, Türkiye’nin 170’den fazla üniversitesi olduğu için bu durumun yeterli olmadığını şöyle açıklamıştı:

“Daha geniş Asya demografisi bağlamında bakıldığında, ilk 100’deki beş üniversite, Türkiye için mükemmel bir sonuçtur. Nüfusunun büyüklüğü, Japonya, Kore, Tayvan ve Çin gibi ulusların yükseköğretim sistemlerinde yaptıkları üniversite sayısı ve yatırımı göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye kesinlikle ağırlığının üzerindedir. Türkiye’nin Times Higher Education Rankings’deki mükemmel performanslarıyla gurur duymaya devam etmesi gerektiğini düşünüyorum.”  (When taken into the context of the broader Asian demographics, five universities in the top 100 is an excellent result for Turkey. Considering the size of the population, the number of universities and investment that nations like Japan, Korea, Taiwan and China are making in their higher education systems)

THE’in 2019 yılı sıralamasına Çukurova ve Bahçeşehir üniversiteleri girerken, geçen yıla göre 9 üniversite durumunu koruyamayarak sıra kaybetmiş, 10’u sıralarını korumuş, Hacettepe ile 40 yıl görev yaptığım Anadolu Üniversitesi ise daha iyi performans göstererek üst sıraya geçmiştir.

İlk 5 sıradakilerin dışında Türk üniversitelerinin 2019 sıralamaları şöyledir: İstanbul Teknik ve Orta Doğu Teknik 601-800, Anadolu, Atılım, Erciyes, Gebze Teknik ve İstanbul 801-1000. Akdeniz, Ankara, Bahçeşehir, Çukurova, Dokuz Eylül, Gazi, İzmir Teknoloji, Marmara, Ondokuz Mayıs, TOBB Ekonomi ve Teknoloji ile Yeditepe ise 1000 üstüdür.

Baty bu yılki sıralamada Türk üniversitelerinin durumu ile ilgili şu yorumu yapmıştır: “Türkiye, uluslararası görünürlük konusunda büyük potansiyele sahip. Araştırma ve yükseköğretimde önemli bir gelişme söz konusu. Buna rağmen bu yıl üniversitelerin çoğu sıra kaybetti. 2019 sıralaması global rekabetin ne kadar genişlediğini gösteriyor. Üniversiteler, izole olarak başarılı ve yenilikçi olamaz. Türkiye’de üniversitelerin dünyaya açık ve akademik özgürlüğe sahip olması hayati. Güçlü yatırımlara ihtiyaçları var.”

Baty’nin  Türkiye’de üniversitelerin dünyaya açık ve akademik özgürlüğe sahip olması hayati” tespitini daha önce YÖK de yapmış, kuruluşunun 32’nci yıldönümünde Akademik Özgürlük Bildirisi yayınlamıştır. YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya “YÖK vesayet kurumu olarak varlık buldu” derken “sistemin yeniden yapılandırmasına” çalıştıklarını söylemiştir: “Diğer yandan, kaliteli akademik uğraşların hayata geçirilebilmesi, nitelikli araştırma ve öğretim süreçlerinin yürütülebilmesi için sağlıklı bir akademik özgürlük ortamının tesisi hayati önemdedir. Bunu yaparken, tek ölçütümüz, akademik özgürlüklere ilişkin evrensel uygulama ve normlardır. Bu doğrultuda YÖK Başkanı olarak akademik özgürlükler konusundaki açık beyanımı, 6 Kasım vesilesiyle üniversitelerimizin ve bütün Türkiye’nin dikkatlerine sunuyorum.”

 

YÖK’ün yayınladığı Akademik Özgürlük Bildirisi’nde özetle söylenenler

“Üniversiteler hiçbir baskı ve engelleme söz konusu olmaksızın, tüm fikirlerin, muhtelif hakikat iddialarının, sosyal ve siyasi problemlerin özgür ve medeni bir şekilde tartışıldığı, karmaşık sorunların açık bir biçimde ifade edildiği ortamlardır. 

Akademik özgürlük her şeyden önce, araştırma özgürlüğünü ve bu çerçevede temel bilgi yöntemlerini serbestçe kullanma hürriyetini, araştırma için gerekli araçlara ve koşullara sahip olma hakkını ve bilimsel üretme, bilgilendirme, öğrenme ve yayma hakkını içerir.

Öğretim elemanları hiçbir baskıya maruz kalmaksızın ve engellenmeksizin akademik özgürlükten azami ölçüde yararlanma, kendi tercih ve ilgileri doğrultusunda araştırma ve inceleme yapma ve bunu öğretme hakkına sahiptirler.

Öğretim elemanlarının sahip oldukları bu öğretim özgürlüğü, öğrencilerin öğrenme özgürlüğünü kısıtlayan bir biçimde kullanılmamalıdır.

Öğretim elemanları, öğrencileri yeni tanıştıkları fikirleri bütün unsurları ile birlikte değerlendirmeye ve bunları özgürce ifade etmelerine imkân tanımalı, öğrencilerin ifade özgürlüğüne saygı duymalıdırlar.

Üniversite yerleşkeleri öğrencilerin kendi görüşlerini rahatlıkla ifade edebilecekleri güvenli ortamlar olmalıdır.

Eleştirel düşünce ancak farklı görüşlerin bir arada rahatça ifade edilebildiği kampuslarda gelişir. Öğrenciler kendi görüş, duruş, tavır ve farklılıklarından dolayı öğretim elemanları ya da diğer öğrenciler tarafından hiçbir biçimde engellenmeyeceklerini, hor görülmeyeceklerini ve yaftalamayacaklarını hissetmelidirler.

Akademik özgürlük, üniversite ortamındaki herkesi kapsar. İfade özgürlüğü karşıt görüşteki insanlar için de geçerlidir. Karşıt görüştekiler davetli kişinin kendisini ifade etme ve başkalarının onu dinleme hakkını ihlal etmedikleri sürece görüşlerini farklı şekillerde ifade edebilirler.

Öğrenciler de öğretim elemanları da doğru bulmadıkları ve onaylamadıkları konularda şiddete başvurmaksızın eleştirme ve protesto hakkına sahiptirler. Ancak bu hak, akademik etkinliklerin işleyişini ve üniversite düzenini sekteye uğratamaz.”

Aradan geçen yıllarda dönemin YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya ile Phil Baty’nin tespitleri acaba ne kadar yerine getirilmiştir? Bunun sorgulanması gerekir.

Dünya genelinde üniversiteleri başlıca 5 kurum değerlendirmektedir: Jiao Tong (Çin), Webometrics (kıtalara ve ülkelere sıralıyor, İspanya), US News and World Report (ABD) THE ve QuacquarelliSymondsadında (QS) sitesinde de üniversiteler sıralanmaktadır. ()

THE 2007 yılına kadar ISI verilerine göre sıralama yapılırken daha sonra SCOPUS’u (makale sayıları, atıflar, ölçüm indeksleri) kullanmaya başlamıştır.

URAP (University Ranking by Academic Performance ODTÜ) her yıl Türkiye ve dünya üniversite sıralamalarını toplumsal bir hizmet olarak yapmaktadır. URAP’ın 2018-2019 Türkiye sıralaması 28 Eylül 2018 tarihinde yayınlanmıştır. URAP’ın Türk üniversiteleri için geliştirdiği sıralama sisteminin hedefi, üniversitelerimizin akademik performanslarını diğer üniversitelerle karşılaştırabilmelerine yardımcı olmaktır. URAP, üniversitelerin ülke içindeki ve dışındaki üniversitelere göre kendi konumlarını görerek eksiklerini belirleyebilmelerine yardımcı olmaktadır. URAP 2018-2019 Türkiye sıralamasında, Clarivate Analytics/InCites ile YÖK’ün yayımladığı veriler kullanılmıştır. Bkz: (http://tr.urapcenter.org/2018)

Dünyada ilk sıralama 1983 yılında US News tarafından ABD üniversiteleri için yapılmıştır. 2003 yılında Çin’in Jiao Tong Üniversitesi dünyanın ilk 500 üniversitesini belli kriterlere göre belirlemiştir. QS ve Times Dergisi ilk defa 2004 yılında birlikte anket ağırlıklı dünya üniversite sıralamasını açıklamıştır. İki kuruluş 2010’da ayrılmıştır. QS sıralaması, akademisyenler arasında yapılan anket sonucu belirlenen akademik saygınlık (yüzde 40), işverenlere yapılan anket sonucu belirlenen mezunların iş yerindeki saygınlık (yüzde 10), öğretim üyesi-öğrenci oranı (yüzde 20), Scopus veri tabanından derlenen öğretim üyesi başına alınan atıflar (yüzde 20), uluslararası öğrenciler (yüzde 5) ve uluslararası öğretim üyeleri (yüzde 5) kriterleri kullanılarak yapılmaktadır.

Türk üniversitelerinin dünya sıralamasında üst seviyelere gelmesinde yayınlar çok önemlidir. Bu yayınların miktarı ve niteliği ne kadar çok olursa, bilimsel maratonda o üniversite diğerlerinin önüne geçer. Bu sebeple üniversiteler, bilimsel yayınları teşvik eder, “bilimsel hırsızlık” (intihal) yapılmaması için gerekli önlemleri alır. Çürük elmalar sepetten atılmadıkça, sağlam elmalar da bir süre sonra çürümeye başlar ve üniversitelerimizde bilimsel araştırma yapanların şevki kırılır, yayınların sayısı azalır, niteliği de düşer. Bir öğretim üyesi hakkında bilimsel hırsızlık yaptığı iddiası varsa, üniversitelerimiz bunu örtmek yerine, gerçeğin ortaya çıkması için çaba harcamalı ve “benim hırsızım iyidir”, “elma bizdense çürük değildir” ya da “kol kırılır, yen içinde kalır” zihniyetiyle hareket etmemelidir.

Türkiye’de 8 yıl yaşayan İngiliz gazeteci David Hotham’ın Türkler kitabının (Milliyet Yayınları, 1973) konu ile ilgili kısmı şöyledir: “Türkler arasında en utanç verici suçlardan biri de hırsızlıktır. Büyük şehirler dışında hırsızlık hemen hiç bilinmez. Ben, Türk hapishanelerini, büyük ve kalabalık hapishaneleri de gezdim. Buralarda hırsızlıktan yatan bir kişi bile yoktu. Bir hırsız hapishaneye düştü mü, ötekiler yüzüne tükürür ve hakaret ederler,.. Hırsızlar, katillerin bile yararlandığı genel afların dışında bırakılırlar. Pek çok kimse bunun haksızlık olduğunu düşünebilir. Ben de öldürülmektense soyulmayı tercih ederim. Ama Türkler, çalmak fiilinden nefret etmeyi alışkanlık durumuna getirmişlerdir.”

Üniversitelerimizi sıralarken sadece öğretim üyesi başına makale sayısına bakmak doğru değildir. Makalelerin nerede yayınlandığı ve atıf sayıları gözden uzak tutulmamalıdır. Yayınların yapıldığı dergilerin “etki faktörü” (impact factor) önemlidir. Sıralama yapılırken, etki faktörü düşük, kolay makale kabul eden dergilerde yapılan yayınlar ile ciddi bilimsel dergilerde yayınlanan makaleleri bir tutmamak gerekir. Türkiye’de akademik yükseltmelerde makale sayısı önemli olduğu için “impact” faktörüne maalesef dikkat edilmemektedir.

Üniversitelerimizde çok sayıda yayın değil, kaliteli yayın yapılmalıdır. H faktörü, bilim insanının yaptığı yayınların aldıkları atıfların ifadesi olan değerdir. Tüm yayınlardan kaçının bu değerin üzerinde atıf aldığını gösterir. A öğretim üyesinin 100 yayını olsa ve bunlardan sadece 20 tanesi 20´nin üzerinde atıf almışsa, H faktörü 20, B öğretim üyesinin 21 yayını olsa ve bunlardan 20´si 20´nin üzerinde atıf alsa, bu öğretim üyesinin de H değeri 20’dir.

Bilim insanını değerlendirmede  “atıf sayısı” çok önemlidir.  Bilim dünyasında hiyerarşinin en önemli göstergesi, öğretim üyesinin eserlerinin almış olduğu atıf sayıdır.

Akademisyenlerin uluslararası standartlara ulaşması hedefleniyorsa, üniversitelerin sağlıklı performans değerlendirme sistemlerine ihtiyaçları vardır. Yavuz Saka ve Süleyman Yaman, Üniversite Sıralama Sistemleri: Kriterler ve Yapılan Eleştiriler başlıklı makalelerinin 72’nci sayfasında şu tespiti yapmışlardır: “Üniversite kalitesi ülkenin gelişmişliği ile yakından ilgilidir. En iyiler listeleri incelendiğinde; sıralamaların bu ülkelerdeki üniversitelere ait olduğu görülmektedir… O halde bu sıralamaların belirlenme kriterleri nelerdir? Bu listelerde üst sıralarda yer alabilmek için neler yapmak gerekir? Bu sıralamalarda kalıcı olmak için kimlere ne gibi görevler düşmektedir? Bu soruların cevapları, üniversiteleri değerlendirme sistemlerinin tanınması ve bu kriterlere uyulması ile bulunabilir.” (Yükseköğretim ve Bilim Dergisi/Journal of Higher Education and Science Cilt/Volume 1, Sayı/Number 2, Ağustos/August 2011; Sayfa/Pages 72-79 DOI: 10.5961/jhes.2011.012)

Üniversitelerin ve öğretim üyelerinin değerlendirilmesinde çok farklı sistemler vardır. Bu sistemler uluslararası ve ulusal olabilmektedir. THE-QS’in sıralama kriterleri ve ağırlıkları arasında öğretim üyelerinin atıf alan eserleri yüzdesi 20, (https://www.topuniversities.com/university-rankings/world-university-rankings/2019) ARWU sıralama kriterleri ve ağırlıkları arasında atıf almış araştırmacılar yüzdesi 20, Newsweek’in sıralama kriterleri ve ağırlıklar arasında atıfta bulunulan araştırmacı sayısı yüzdesi 50 olarak belirlenmiştir.

Eğer bir üniversite gerek dünya gerekse Türk üniversiteleri sıralamasında üst seviyelerde yer almak istiyorsa, sıralama sistemlerinin değerlendirme kriterlerini ve ilgili kriterlerin ağırlıklarını temel alarak gerekli düzenlemeleri yapar ve bu kriterleri ön plana çıkararak öğretim üyesi yetiştirirse,  Türk ve Dünya sıralamalarına girebilir. Ama bu kriterleri yok sayarak “siyasi” kriterlerle üniversiteler öğretim kadrosunu genişletirse,  Dünya ve Türk üniversiteleri arasında çok gerilere düşer. Bunun çok tipik bir örneği URAP 2019 sıralamasında görülmektedir.

Türkiye’de üniversitenin işlevleri olan eğitim-öğretim, temel bilimsel araştırmalar ve toplum hizmetlerinin değerlendirilmesi çok önemlidir.  Bu konuda Nurdan Kalaycı’nın şu tespitine katılmamak mümkün değildir: “Üniversiteler bu görevleri akademisyenler aracılığı ile gerçekleştirirler. Akademisyenlerin temel görevlerini hangi düzeyde gerçekleştirildiğinin saptanması yani performanslarının değerlenme sonuçları üniversitenin kalite göstergelerinden biridir. Performans değerlendirme sonuçları etkili kullanıldığında hem öğretim elemanlarının hem de üniversitenin gelişimine olumlu katkı sağlamaktadır.” (Educational Administration: Theory and Practice, Yükseköğretim Kurumlarında Akademisyenlerin Öğretim Performansını Değerlendirme Sürecinde Kullanılan Yöntemler, 2009, Vol. 15, Issue 60, pp: 625-656)

YÖK tarafından hazırlanan raporlarda temel kriter  “yayın”dır. Bilimsel yayın performansının değerlendirilmesinde toplam yayın sayısı üretkenliği göstermesi açısından önemli bir kriter olup, yapılan çalışmaların ne kadar etkin olduğunu gösterir. Oktar ve Akdal, “Gerçekte bir kariyer mensubunun akademik başarısını değerlendirirken (dosyasını incelerken) h-göstergesini dikkate alıyorum” demektedir. (Nezih Oktar ve  Gülden Akdal, H-Göstergesi “H-index” ve Süreli Yayınlara Uygulanımı)

Eğer üniversitelere h-göstergesi yerine “yaş, genç, taşınır bellek, proje, dinamik  gibi YÖK mevzuatında ve Türkiye’de hiçbir üniversitenin puanlama sisteminde olmayan kriterlerle öğretim üyesi alınırsa, bu üniversiteler URAP sıralamasında kendi sınıflarında en son sıralarda yer almaktan kurtulamazlar.

Bu sebeple üniversiteler bilim insanı seçerken adayın h-i ve i 10 indeksini kriter olarak almalıdır. Nobel ödülü alanların yüzde 84’ünün h-i indeksinin en az 30 olduğu görülmüştür. Diğer kriterlere göre h-i indeksi daha tutarlı olması sebebiyle Web of Science (Thomson Reuters), Scopus (Elsevier) ve Google Scholar (Google) veri tabanları tarafından hesaplanmaktadır.  H-i indeksi, bilimsel performansı değerlendirmek ve öğretim üyesi alımı, akademik yükseltme açısından bilim insanlarının performansını izlemek, bilimsel üretkenlik/etkinlik açısından ölçmek ve değerlendirmek için geliştirilmiştir. Günümüzde kullanılan kriterler içinde tutarlı olması ve genel bir değerlendirme sunması sebebiyle çok önemlidir.

Söz gelişi Google Akademikte  “h-i 8, i10 6” atıfı olan bir aday yerine siyasi kriterler esas alınarak seçim yapılırsa, bu üniversitelerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İlk 500’ün içinde iki üniversite değil, daha da artırmamız lazım. Hocalarımızdan biraz daha gayret. İnşallah çok sayıda üniversitelerimizle girip, adımızı oralara yazdıralım” dileğini yerine getirmeleri mümkün değildir.

Sayın Cumhurbaşkanın hocalardan biraz daha gayret beklediği bir ortamda bu dileği gerçekleştirmenin yolu,  hocaların “h-i ve de  i10 6” indekslerinin olup olmadığına bakmaktan geçer. Aksi halde “İnşallah çok sayıda üniversitelerimizle girip, adımızı oralara yazdıralım” dileği havada kalmaya mahkûmdur.

Cem Özdemir’in eli boşta kalsaydı 

Alman Parlamentosu’nda Ermeni soykırımı iddialarının kabulünü öngören yasa tasarısına öncülük eden Yeşiller Partisi Eş Başkanı Çerkez kökenli Cem Özdemir, Federal Meclis’in, 1915 olaylarını soykırım olarak niteleyen tasarıya destek vermiştir.  Tasarının oylandığı oturuma Başbakan Angela Merkel katılmamış,  karar tasarısı bir ret ve bir çekimser oyla kabul edilmiştir. Özdemir’in yakasında Ermeni rozeti ile kürsüye çıkması dikkat çekmiştir.

Oylama öncesi söz alan Özdemir, “Bu tasarının meclise gelmesinde emeği olan Büyük Koalisyon Hükümeti’ne, Kiliselere, Cumhurbaşkanı Gauck’a ve Federal Parlamento Başkanı’na teşekkür ediyorum” demiş, oylama öncesi konuşmasının bir bölümünde Talat ve Enver Paşa’nın adını anarak “katiller” ifadesini kullanmıştı.

Cem Özdemir’e ve tasarıya destek veren Alman Parlamentosu’ndaki Türk asıllı milletvekillerine SBF’den arkadaşım Prof. Dr. İlber Ortaylı, katıldığı TV programında gereken cevabı vermiştir ama Özdemir büyük bir pişkinlik göstererek 30 Eylül 2018de Almanya’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onuruna verilen devlet yemeğine katılmıştır. Özdemir, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını “soykırım” olarak niteleyen karar tasarısının 2 Haziran 2016′da Almanya Federal Mecliste kabul edilmesi için yoğun çaba sarf etmiştir.

Özdemir’e Ermenistan tarafından Devlet Liyakat Nişanı verilmiştir. Ermenistan’ın Berlin Büyükelçiliğinde düzenlenen törenle Özdemir’e Devlet Nişanı, Alman Ermeni Cemiyeti’nden Raffi Kantian’a da Liyakat Nişanı verilerek onurlandırılmışlardır.

Özdemir,  Almanya Erdoğan yüzünden elendi diyen kişidir: “Almanya’nın elenmesinin nedeni Erdoğan’dır. Mesut ve İlkay ile fotoğraf çekildi ve bu durum milli takım oyuncularının moralini bozdu, bu yüzden iyi oynayamadılar.” “Gideceğim o yemeğe. Erdoğan orada beni görecek. Bana tahammül etmek zorunda kalacak” dedikten sonra Özdemir’in elinin sıkılmaması, ona verilecek en iyi tepki olurdu. Ahmet Hakan’ın ilgili kişi için “Bir artist müsveddesi: Cem Özdemir” tespiti çok doğrudur, katılmamak mümkün değildir.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları