Erol Güngör vesilesiyle Türk milliyetçiliği düşüncesine bir nazar |                                       Erol Güngör vesilesiyle Türk milliyetçiliği düşüncesine bir nazar – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______20.04.2018_______

Erol Güngör vesilesiyle Türk milliyetçiliği düşüncesine bir nazar

İkbal Vurucu

Erol Güngör, Türk milliyetçiliğinin bir asırlık modern tarihinde önemli bir kilometre taşı olan düşünürlerimizin başında gelir. Milliyetçi düşünceden bahsedildiğinde Güngör’e atıf yapmamak bir eksiklik olarak görülmektedir. “Tarihin sonu” metaforu gibi “milliyetçi düşüncenin sonu”ndan bahsedilirken zikredilen isim de Erol Güngör’dür. “Erol Güngör’den sonra milliyetçi düşünce bitti”, “Erol Güngör milliyetçi düşüncenin son büyük mütefekkiridir” vs. gibi yargılar çok sık karşılaşılan ve bilinç altındaki umutsuzluğu empoze eden bir bilişsel tutuma vurgu yapar. Bazı yayınlarımızda “milliyetçi düşüncenin sonu” indirgemeciliğini eleştirmiş olsak da yaygın geçerliliğini hâlâ korumaktadır.

Bu indirgemecilik göstergesi, önermenin milliyetçi aydınlar nezdinde hâlâ benimsenmeye devam etmesinin kanaatimce birkaç sebebi bulunmaktadır. Birincisi, milliyetçi düşüncenin ne olduğu yönündeki belirsizliktir. İkincisi; milliyetçi aydınların, milliyetçi bir self-reflexivity ile kendilerini değerlendirmemelerdir. Başka bir deyişle kendi içinde iletişim, etkileşim ve ilişkinin yoğun olduğu bir cemaat karakterinin yokluğu veya zayıflığıdır.

İslamcı düşünce, liberal düşünce, muhafazakâr düşüncenin ne olup olmadığı konusunda herkesin algı dünyasını şekillendiren bir takım düşünsel nirengi noktaları, tarihsel süreçler, isimler, olaylar, olgular söz konusu iken benzer bir karakteristik milliyetçi düşünce için söz konusu değildir.

Milliyetçi düşünce nedir? Kimler, milliyetçi düşüncenin mensubu olarak kabul edilecektir? Hangi nitelikteki eserler milliyetçi düşüncenin bir ürünü sayılacaktır? Bu sorulara verilecek cevaplar milliyetçi düşüncenin de sınırlarını belirleyeceği için önemlidir. Mesela Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan, Atsız, İbrahim Kafesoğlu, Peyami Safa ve Erol Güngör milliyetçi düşüncenin bir temsilcisi sayılırken Durmuş Hocaoğlu, Nevzat Kösoğlu, Nadim Macit, Yılmaz Özakpınar, Milay Köktürk, İskender Öksüz, Nuri Gürgür neden milliyetçi düşüncenin temsilcisi sayılmamaktadır. Elbette bu soruların muhatabı “milliyetçi düşünce bitti” diyenlerdir.

Özgün karakteristiklere mündemiç bir milliyetçi düşüncenin teşekkül edememesinin izahını yaparken bütün boyutlarıyla sistematik bir milliyetçilik tarihinin yazılmamış olmasına dikkat çekmek gerekir. Türk milliyetçiliğinin hangi tarihi zaman diliminde görünürlük kazandığı, dönüm noktaları, farklılığını ortaya koyan nitelikler, Batı milliyetçiliklerinden ayrılan ve benzeşen özellikleri yeterince araştırılmamıştır. Bir başka sorun da Türk milliyetçiliğinin mensuplarının biyografik çalışmalarına önem verilmemiş, siyasal ve sosyolojik tezahür noktaları belirlenmemiştir. Türk düşüncesinin farklı kollarını oluşturan liberalizm, sosyalizm,  İslamcılık, muhafazakârlık gibi akımlar, bütün boyutlarıyla bilimsel çalışmalara konu olurken Türk milliyetçiliğinin Türk düşüncesi içinde büyüklüğü, etkisi ve derinliği ölçüsünde tartışma konusu olmaması, üzerinde durulması gereken bir diğer noktadır. Ayrıca, Türk milliyetçiliğinin kendi mensupları tarafından değil de karşıtları tarafından ağırlıklı olarak araştırılması Türk milliyetçiliğinin anlam dünyasının manipülasyona açık hâle gelmesine neden olabilmektedir.

Bu son belirlememiz üzerinde ayrıca durmak icap eder. Türk milliyetçiliğinin hem tarihsel ve siyasal hem de sosyolojik tekâmülü, bilimsel yöntemlerle yeterince araştırılmamıştır. Türk milliyetçiliği, bazı araştırmalara konu olurken; özellikle kuruluş ve ortaya çıkış dönemleri merkeze alınmış ve tarihsel bir perspektifle yazılmıştır. Yakın dönemde de MHP merkezli bazı çalışmalar yapılmıştır. MHP merkezli çalışmalar Marksist-solcu yazarlar tarafından ideolojik körlük içinde ama sosyolojik ve siyasal bilim jargonu kullanılarak yazılmıştır. Türk milliyetçiliği, kendi özgünlüğü, bilinçli bir şekilde gözardı edilerek Batı merkezli banal bir faşizm kuramı çerçevesinde ele alınmıştır. Son kertede Marksist sola veya diğer ideolojilere mensup aydınlar tarafından yazılmış bir milliyetçilik çözümlemesi Türk milliyetçiliğini öteki olarak konumlamış kişilerin bakış açılarına mahkûm etmiştir.

Ötekiler tarafından tarihi yazılmış bir Türk milliyetçiliğinin, bilimsel yazında sağladığı hegemonik yaklaşım belirleyici bir hâl almıştır. Başka bir deyişle, akademi dünyasında gerek telif ve gerekse çeviri alanında ciddi bir yayın söz konusudur. Üniversitelerde ve özellikle sol ağırlıklı bölümlerde, hocalar tarafından “milliyetçilik araştırmaları” adı altında dersler okutulmakta ve araştırmalar yapılmaktadır. Bu çalışmaların da liberal-solcu eğilimde bir egemenliğin varlığı söz konusudur. Sonuçta bu çalışmalar her ne kadar milliyetçiliği olumsuzlayan bir yaklaşımın sahibi olsalar da kayda değer bir literatürün oluşmasına katkıda bulunmuşlardır. Bu durumun yarattığı temel sorun, milliyetçiliğin tamamen Batıdaki gelişim çizgisine bağlı ve Batı toplumlarının özgünlüğünde ortaya çıkan kavramlar setiyle yazılmış olmasıdır. Merkezi sorunsallar, uygulanan yöntemler, varsayımlar, yaklaşımlar ve kuramsallaştırmalar, Türk milliyetçiliğini öznel yargılara hapsetmektedir. Bu yaklaşım biçimleri doğrudan gerçekliğin ortaya çıkarılmasından ziyade “yok edilmesi gereken faşizan yaklaşım”, “ırkçılık”, “yabancı düşmanı” ve “tek-tipleştirici” gibi kavramsallaştırmalarla, karşıtlık üzerinden egemenlik kurma çalışmalarıdır. Bu bağlamda Türk milliyetçiliğinin söz konusu bilimsel(!) literatürde gündeme alınmayan, sorunsallaştırılmayan ve cevabı bulunmayan kuramsal soru­lar ve sorunları gündeme gelmeyi beklemektedir.

Milliyetçi akademisyenlerin kendi siyasal kimlikleri üzerine yani, milliyetçilik üzerine pek yazmadıkları artık bir realitedir. Bu sebeple de sol-liberal hegemonyanın Türk milliyetçiliğini kendi ideolojileri ekseninde yarattıkları algılarla sunuşları da sorgulanmamıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi “dışarıdan” kimlik algı inşası, kuramsal kavramsallaştırmalardan araştırma yöntemlerine kadar geniş bir alanda eleştiri dışı kalmıştır. Söz konusu milliyetçilik yazımında geçerli olan kuram ve metodolojilerde milliyetçilik hareketlerinin özgünlüğü, amacı, işlevi, kaynağı ve politik hedefleri arasındaki farklılığa da vurgu yapılmamıştır. Söz konusu yöntemler, sorunsallaştırmalar, kavramsallaştırmalar ve varsayımlar, eleştirel bir süzgeçten geçirilmeli, geliştiği toplumun; tarihî, toplumsal, kültürel bağlamlarına uygun model ve metodoloji geliştirilmelidir. Özellikle de milliyetçilik tarihi yazımlarında ve kategorileştirmelerinde…

 

Düşünce tarihi araştırmalarında Türk milliyetçiliği, kendi özgün konumuna sahip olmamasına rağmen İslamcı, sosyalist, liberal aydınlar Türk milliyetçiliği konusunda ortak bir zihinsel tasavvura sahiptir. Bu tasavvuru besleyen ise milliyetçiliğin devletin resmi ideolojisi olduğu varsayımına dayanır. Bu varsayım Kemalizm ile milliyetçiliğin özdeşleştirilmesi ile bilinçli bir şekilde oluşturulur. Bu bakış açısına göre Türk milliyetçiliği, aslında Kemalizm, devletin politikasını belirleyen temel ideolojidir ve bugün Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu, Kürt sorunu gibi yıkıcı sorunların başında yer alır. Böylece sistem, yani Kemalizm, devleti yöneten bir ideoloji olarak diğer ideolojileri baskılamıştır ve onların gelişimini engellemiştir. Bu yönüyle de Türk milliyetçiliği, otoriter bir ideolojidir. Bu sorunlu ve anakronik bakış açısı Türk milliyetçiliğinin özgün toplumsal ve siyasal gelişim çizgisinin göz ardı edilmesinin de ana sebeplerindendir.

Türk milliyetçiliğinin Kemalizm’le olan ilişkisini, diğer ideoloji mensuplarının milliyetçiliği yok sayması girişimi olarak görebiliriz. Bunun yanında bizzat milliyetçiler, kendilerini muhafazakâr ve İslamcı düşüncenin de bir bileşeni olarak görmüşlerdir. “Muhafazakâr milliyetçi” tamlaması bu bileşenin bir göstergesidir.

1960’ların sonunda doğan ve 1970’lerde yükselişe geçen Ülkücü Türk milliyetçiliği hareketini takiben aynı düzlemde bilim sahasında milliyetçilik araştırmaları da kayda değer bir artış göstermiştir. Fakat bu gelişim milliyetçiliğin toplumsal ve siyasi arenadaki etkisine kıyasla kuramsal olarak kendinden beklenen sistematik-kurumlaşmış bir “düşünce hareketi” yaratamamıştır. Aynı zaman diliminde Batı’daki milliyetçilik çalışmaları, bugüne kadar süren verimliliğini yaratmıştır. Bu noktada milliyetçi aydınların Batı’daki milliyetçilik çalışmalarına olan ilgisizliğinden de bahsedebiliriz.

Bugünkünün aksine, zor zamanlarda Ziya Gökalp’in İslam düşüncesinin kaynaklarına olan hâkimiyeti yanında Batı literatürüne hâkimiyeti de bilinmektedir. Mümtaz Turhan, Erol Güngör gibi çok az sayıda entelektüelin batıdaki gelişmeleri yakından takip ettiği ve Türkçeye bu kaynaklardan çeviriler yaptığını biliyoruz.[1]

Bir asırlık modern Türk milliyetçiliği tarihi aynı zamanda millet, milliyetçilik, tarih, millî kimlik, dil, din-milliyet ilişkisi temalarının tartışmalarının da tarihidir. Gökalp’ten günümüze bu durum ana hatlarıyla değişmiş değildir. Fakat 21. yüzyılın başında Erol Güngör “İslam Tasavvufunun Meseleleri”, “İslam’ın Bugünkü Meseleleri” gibi zamanında Türkiye’nin laisist yapısından dolayı gündeminde yer almayan konuları, sosyal psikolojik bir zeminde incelemiş ve Türk akademisinde bir çığır açmıştır. Bugün de Orhan Türkdoğan, Durmuş Hocaoğlu, Nadim Macit,  Milay Köktürk ve adını anamadığımız bir grup entelektüel, Türk milliyetçiliğinin yüz yıllık bu kısır döngüsünü kırmış ve ilgi alanını genişletmiştir. Turancılık gibi 1990’lardan sonra SSCB’nin dağılmasıyla Türk milliyetçiliğinin ana gündem maddesi olması beklenen temalar ise gündemimize girememiştir.[2] Modernizm, post-modernizm, anayasal/eşit/çok kültürlü yurttaşlık, çok-kültürcülük, farklılıkların tanınması, çevre sorunları, kadın araştırmaları, bilgi sosyolojisi, bilgi ve bilim felsefesi gibi alanlardaki ilgisizlik/kayıtsızlık kaygı verici boyutlardadır. Bu alanlara ilgisizlik doğal olarak Türk milliyetçiliğinin toplumsal, kültürel, siyasi, felsefi alanlarda söz sahibi olamaması gibi bir sonuca sebep olmaktadır.

[1] İkbâl Vurucu (Ed.), Türk Milliyetçiliği: Yeni Yaklaşımlar Yeni Tartışmalar, Türk Ocakları Denizli Şubesi Yayınları,  2014, 1. Cild, s.18

[2] Erol Cihangir ve kendisinin yıllardır zor koşullara rağmen çıkardığı akademik Turan Dergisi ve ayrıca rahmetli Turan Yazgan’ın Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı bu alanda önemli hizmetler vermektedir.