Erol Güngör’e İslamcı kuşatma – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______13.11.2018_______

Erol Güngör’e İslamcı kuşatma

Mahmut Esad Kıraç
Erol Güngör
Erol Güngör

Büyük bir entelijansiya problemi olan islamcı kesim kendi aydınını yetiştirmekte yetersiz kalmakta, bu yüzden de kendilerine yakın olduğunu düşündükleri milliyetçi yazarları devşirmeye çalışarak islamcı göstermektedir. Bu zihniyete göre iyi bir müslüman olan her milliyetçi yazar aslında islamcıdır. Nurettin Topçu’ya, Nevzat Köseoğlu’na ve daha birçok aydınımıza islamcı yakıştırması yapan bu kitlenin son hedefi ise Türk milliyetçisi mütefekkirimiz Erol Güngör olmuştur. Tabi bu islamcı kesimin okumak ve yazmakla pek arası olmadığı için Erol Güngör’ü islamcı kabul etmeleri gayet doğaldır. Zira biraz Erol Güngör’ün eserlerini okusalardı onun nasıl bir Türk milliyetçisi olduğunu ve İslamcılık tehlikesinden nasıl bahsettiğini bilirlerdi.

Güngör, islamcıların asıl niyetini eserinde şöyle açıklıyor:‘‘ Bu manada İslamcılık şimdiye kadar hep hâkim milliyete karşı hoşnutsuzluğunu doğrudan doğruya belirtemeyen etnik azınlıkların ideolojisi olmuştur. Bunların maksadı İslam ülkeleri arasında birlik sağlamaktan ziyade kendi yaşadıkları ülkedeki milliyetçi politikayı nötralize etmektir. Bu azınlıklar ayrılıkçı bir politika takip edecek kadar kalabalık ve güçlü olduklarını hissettikleri an kendi istikametlerinde bir milliyetçilik hareketi açmaktan hiç geri kalmazlar; böyle bir güce erişemedikleri müddetçe İslam davasının şampiyonu olarak görünürler.’’(1)

Erol Güngör ne de güzel özetlemiş. Fakat bizim islamcılarımız bu hakikatleri görmezden gelirler ya da hiç okumazlar. Kitabın isminin ‘‘İslamın Bugünkü Meseleleri’’ olduğunu gördükten sonra ‘‘İslam’’ kelimesinden dolayı İslamcı ilan edebilirler(!)  Bu da gösteriyor ki islamcıların entelijansiya problemi uzun yıllar daha sürecektir. Yani uzun yıllar daha islamcıların bizim aydınlarımızı sahiplenmeye çalıştıklarına şahit olacağız demektir. Hülasa, İslami Entelijansiyanın özelliklerini bilmek her Türk milliyetçisi için zaruri hale geliyor diyebiliriz.

Durmuş Hocaoğlu, İslami Entelijansiyayı üç maddede değerlendirmiştir:

  1. Demokrasi ile kavgalıdır. Bu büyük bir kusurdur zira devrimin kendisi ile bir çelişkidir ve bu zümrenin ufuksuzluğundan ileri gelmektedir.
  2. Çağdaş gerçekleri, modernizmi, çağdaşlaşmayı, moderniteyi kavrayabilmekten uzaktır. Modernizmi bir çeşit küfür olarak algılamakta, ne olduğu belirsiz ‘‘İslam Bilimi’’, ‘‘Kutsal Teknoloji’’ gibi şeylerle iştigal etmektedir. Denenmiş olgulardan ziyade denenmemiş hulyalara iltifat etmektedir.
  3. Yerli ve milli değildir. Bir kısmı Sol’un şiddetli tesirindedir; etnik ayrımcılığa soyunmakta,‘‘Devlet ile hesaplaşmayı devlet düşmanlığı’’ olarak algılamakta, vatan uğruna ölünemeyeceğinden, bayrağa saygı göstermenin anlamsızlığından söz etmektedir. Diğer taraftan devrim, ulus devleti intaç etmek durumunda olduğu halde bu entelijansiya milliyetçilik karşıtlığı ve hatta düşmanlığında aşırı soldan bile zaman zaman daha ileriye gitmekte, ‘‘Türk’’ adını ağzına almamakta, aldığında da çok defa kerhen ve hatta tükürür gibi telaffuz etmekte; Nijerya’ya, Peştunlara duyduğu ilginin onda birini dış Türklere duymamakta; Filistin için tiyatro yazarken Doğu Türkistan’daki trajedi karşısında çirkin, pişkin ve anlamsız -aslında çok anlamlı- bir suskunluğa gömülmektedir.(2)

Bugün Andımız’a karşı islamcı camianın karşı çıkışlarına baktığımızda Hocaoğlu’nun İslamcı Entelijansiya kritiğinin son derece doğru ve geçerliliğini koruduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Yine baktığımızda günümüzde İslamcıların siyasette ve beşeriyette ülkemizi adeta Avrupa’nın pazar yeri kültür emperyalizminin uygulayıcısı haline getirmeleri üstüne bir de ekonomik çıkmaza sokmaları ne bizlerin ne de Erol Güngör’ün kabul edebileceği bir davranıştır. Güngör, milliyetçiliği: ‘Milliyetçilik, milli kültürü bizzat bir medeniyet kaynağı haline getirmek ve cemiyeti soysuz değişmelerin açık pazar yeri halinden kurtarmak hareketidir. Binaenaleyh milliyetçilik aynı zamanda bir medeniyet davasıdır.’’(3) diyerek tanımlamıştır. Yani soysuz değişmelere ve adeta pazaryerine dönen ülkemize itiraz ederek ‘‘İslamcı Erol Güngör’’ safsatasını çürütmüştür.

Yıllarca ‘‘Türk müsün yoksa Müslüman mısın?’’ sorusu üzerinden İslamcılık(!) yapan bir kitlenin Erol Güngör’ü ve daha diğer birçok aydınımızı anlamalarını bekleyemezdik tabi ki. Fakat ille de okumadan ‘‘İslamcı’’ diye nitelemek istiyorlarsa onlara birkaç aydınımızı önerebilirim;

  • Evvela Ziya Gökalp iyi bir İslamcıdır. Çünkü ‘‘Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak’’ kitabını yazmış hatta ileri giderek ‘‘Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, garp medeniyetindenim’’ demiştir. Bu İslamcılık değil de nedir?
  • Yusuf Akçura, ‘‘Üç Tarzı Siyaset’’ makalesinde İslamcılığı da değerlendirdiği için iyi bir İslamcıdır. İslamcılara sesleniyorum lütfen bu detayı kaçırmayınız(!)
  • Günümüzden örnek verecek olursam İskender Öksüz, ‘‘Bilim, Din ve Türkçülük’’ kitabında ‘‘Din’’ kavramından bahsettiği için sıkı bir İslamcı olduğunu söylersek yanlış belirtmiş olmayız (!)

Güngör’e göre elbette islam ile milliyetçilik iç içedir. İslamiyet, millet gerçeğini tehdit eden bir unsur olmamıştır. Hatta millet gerçeğiyle birlikte yükselmiştir. Türk ile Arap’ın İslam’ı yaşayışlarındaki farkı Güngör:‘‘Bir yerde Türk varsa devleti de vardır, devleti yoksa Türk yoktur. Başka milletler için siyasi hakimiyet ve devlet nizamının bu derece önemi olduğunu görmüyoruz. Mesela ikisi de İslam medeniyetinin mensubu olan Türkler ile Arapların yayılma metodlarını kıyaslarsak bu farkı görürüz. Arap bir memlekete tüccar olarak gider, bir kasabada dükkan açar, yanı başındaki birkaç müslümanla birlikte mescit kurar ve kısa zamanda orada bir islam cemaati meydana gelir. Türk, kendi siyasi hakimiyetinin bulunmadığı yerde yoktur, bir yeri istila eder ve orada derhal idari ve adli teşkilatını kurarak nizamı temin eder.’’(4) diyerek değerlendirmiştir.  Bu paragraftan anladığımız en büyük hakikat ise 15 Temmuz hain Darbe girişimi ülkemizin tüccarlara ve cemaatlere teslim edilmesinin yani Türk yurdunun Arap kültürüyle yönetilmesinin acı bir reçetesidir. İslamcı Entelijansiya halen bu acı reçeteyi görmezden gelmektedir!

Belirtmeliyim ki Türk milliyetçileri olarak bizler kendi aydınlarımızı okumaz ve sahip çıkmazsak zamanla kendi fikir adamlarımızdan bihaber hale gelir ‘‘O mâhîler ki deryâ içindeddir deryayı bilmezler’’ muamelesi görürüz. Bunun neticesinde de şahsiyetlerini tanımayan nesiller meydana gelir.  Bize ait olanı başkasının dilinden öğrenecek durumda kalırız.

Sonuç olarak Güngör’ün de belirttiği gibi ‘Türklerde milli birliği kuran unsurlar arasında din dilden hiç de geri kalmamıştır. Türkler Müslüman olmasaydı değişik isimlerde kavimler halinde dağılıp gidebilirlerdi.’’(5). Dinin milliyetçilikte yeri büyüktür ve hiçbir milliyetçi aydına dini hassasiyetlerinden dolayı İslamcı damgası vurulamaz!

Kaynakça

(1) Erol Güngör, İslamın Bugünkü Meseleleri, Ötüken, 1990, sayfa 187

(2) Durmuş Hocaoğlu, Düşük Şiddetli Devrim, Kocav, 2015, sayfa 78

(3) Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken, 1995, sayfa 113

(4) Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, Ötüken, 1989, sayfa 138

(5) Erol Güngör, Kültür Değişmesi… a.g.e. sayfa 134

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları