“Evrim Teorisi” ne haldadır? |                                       “Evrim Teorisi” ne haldadır? – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______05.05.2018_______

“Evrim Teorisi” ne haldadır?

İskender Öksüz

Bu yazı Prof. Dr. İskender Öksüz’ün yeni çıkan
“Bilim, Din ve Türkçülük” kitabından alınmıştır.

Batı’da ne oldu?

Peki, Batı’da ne oldu ki artık evrim bilimin ayrılmaz ve temel parçalarından biri sayılıyor ve yukarıda bahsettiğimiz mahkeme ve “maymun sizin neyiniz olur?” tartışmaları artık yaşanmıyor?

Gerçi her konunun uçukları, mesela dünyanın düz olduğunun veya aramızda uzaylıların gezindiğinin savunucuları gibi evrim aleyhtarları da her yerde var. Fakat evrim konusunda ciddî tartışma artık yok ve bütün batı ülkelerinde evrim, bilim müfredatının olmazsa olmaz bir parçasıdır? Öyle ki evrim teorisi olmadan biyoloji veya tıp yapamazsınız. Modern ziraat ve hayvancılığı anlayamazsınız.

Bugün batıda din adına evrime saldıranlar dikkate alınmayacak kadar küçük bir azınlık. Bilime dayanarak dine cephe alanlar ise arttı. Fakat bu da tek ses değil. Militan ateist Dawkins ‘Tanrı Yanılgısı’nı yazarken, İnsan Genom Projesi’nin direktörü, Tanrı’ya ve İncil’e inancı tam olan Francis S. Collins, “Tanrı’nın Lisanı”nı yazıyordu. Collins, genler için “Tanrı’nın Şifresi” der. Fakat Dawkins de, Collins de bu yazdıklarıyla bilim yaptıkları iddiasında değillerdir. Olmasalar iyi olur…

Bilim ve din… Birincisi şüpheyi, ikincisi imanı emrediyor. Biz iki arada ne yapacağız? 18 ve 19. asırlarda Avrupa’da bir akım, dinin sonunun geldiğini ilân etti. Dinin yerine bilim konmalıydı. O tarihlerde de buna sarılanlar da oldu. Dinin yerine bilim konamıyor, çünkü bilimde değer hükümleri yok. “İyi, doğru ve güzel”i bize bilim söylemez. Bilim, atomu nasıl parçalayacağımızı, klor gazını nasıl elde edeceğimizi gösterir ama bu bilgiyle insanları tedavi mi edeceğiz, sulardaki mikropları mı muhalif insanları mı öldüreceğiz; burada susar. Değerlerimiz insanın tabiatından- fıtratından ve birçoğumuz için dinden gelir. Yukarıdaki “biz iki arada ne yapacağız?” sorusuna çok insan doğru cevabı vermiştir. Evrim uzmanı Stephen Jay Gould’un, bu kitabın başında, “Bilim nedir?” başlığı altında gördüğümüz formülünü tekrarlayayım: “Alanlar ayrıdır!” Gould buna birbirine tecavüz etmeyen, birbirinin içine geçmeyen ‘magisteria’ diyor…

Magisteria, daha önce Katolik Kilisesi’nin öğretim otoritesi için kullanılan bir terim. Bu görüş, İngilizcesindeki harflerden NOMA (Non Overlapping Magisteria) diye kısaltılır. Gould, bilimin öğretisi ile dinin öğretisi, birbirine karşı saygılı, birbiriyle yoğun iletişim içinde bulunmalıdır diyor. İnsanlığın saadeti için her ikisi de gereklidir. Tabi, burada bilim metodu da din de taraf değildir. Kavga çıkacaksa, yine Gould’un anlatımıyla, “kişisel ateizmlerini savunmak için karikatürize ettikleri bir dinin karşısına her derde deva bir bilim çıkaranlarla”, “kreasyonistler gibi, bilimin bazı bulgularından rahatsız olanlar” arasında çıkmaktadır. Dinle bilim arasında değil; problemli ideolojiler arasında.

Ana hatlarıyla bu anlayış Müslümanlığımızla da çelişmez. Kur’an’a göre tabiattaki her şey birer delil, birer “ayet”tir. Bir mümin, tabiattaki muazzam yapılara, insan aklının kavramakta zorluk çektiği kanunlara ve bu arada evrime de bakıp bunları Allah’ın büyüklüğü ve hikmetine işaretler olarak değerlendirebilir. Fakat bu noktayı aşıp fizik veya biyoloji teorilerinin detayına girmeğe gerek yoktur. O teoriler ya yarın yanlışlanırsa… Yıllar önce haberlerde, bir papazın, “akıllı tasarım” denilen ve canlıların tek tek fakat bir akıl tarafından tasarlandığını iddia eden Hristiyan teorisini neden kabul etmediği sorulduğunda, “ya yarın yanlışlanırsa; cemaatimden bu iddiayla ikna ettiklerime ne söylerim?” dediğini hatırlıyorum. (Bunu söyleyen Vatikan Rasathanesi’nin başındaki rahip Coyne muydu acaba?)

İmdada NOMA yetişir!

Papa öyle, Millî Eğitim başka türlü söylemiş… Peki, ey yazar, sen ne diyorsun?

Önce La Edrî Hazretleri[1]’nin (!) şu mısraını diyorum:

Her ilim makbul imiş, illâ edep, illa edep!

Çünkü bu bahis açıldığında insanlar birbirlerine, küfürün bini bir para, saldırıyor. Sonra benim de —herhalde buraya kadar belli olmuştur— müteveffa evrim biyoloğu ve edip Stephen Jay Gould’un NOMA anlayışında durduğumu söyleyeyim. NOMA’yı son olarak özetleyeyim: Din ve bilimin alanları, bir biriyle örtüşmez. Metotları da maksatları da tamamen ayrıdır. Bilime dayanarak din hakkında yorum yapmak da dine dayanarak bilim hakkında hüküm vermek de yanlıştır.

Öyle ya, din ne kadar imana dayanırsa, bilim de o ölçüde kendi iddialarından, çözümlerinden şüphe etmeye dayanır. Bilim felsefesi yapanlar bir zamanlar bilimin ispata dayandığını söylerlerdi. İspatlanabilen şeyler bilimin sahasına giriyor, ispatlanamayanlar girmiyordu. Peki, ispat nasıl yapılacaktı? Bilim bölümünde de anlatıldığı gibi Karl Popper tümevarımla ispatın yapılamayacağını gösterdi. “Kuğular beyaz olur” iddiasını, on, yüz, bin, on bin beyaz kuğu göstererek ispat etmiş sayılmazdınız; çünkü bir milyon kuğu sonra bir siyah kuğu ortaya çıkabilir ve bu da sizin iddianızı çürütmeye yeterdi. Nitekim bilimin sarsılmaz zannedilen kanunlarının bir istisnayla şüpheli hâle geldiği, istisnaların çoğalmasıyla nasıl çöktüğünü görmek için Thomas Kuhn’un, “Bilim Devrimlerinin Yapısı”na bir göz atmak gerekir.

Bilim ispatlanabilirle değil yanlışlanabilirle uğraşır

Peki, ispatlanabilirlik kriteri çalışmazsa bilimin sahası nasıl tarif edilecek? Popper’in çözümü gerçekten dâhicedir: Bilim yanlışlanabilir iddialarla uğraşır! Bu da Gould’un NOMA’sı için pozitivizmin ispat ölçütünden daha kuvvetlidir. Bilimin konuları yanlışlanabilir. İman yanlışlanamaz! İnandıklarının yanlışlanmasını dört gözle bekleyen bir dindar düşünebiliyor musunuz? Bir gün şöyle büyücek bir bilim teorisini yanlışlamak hayali görmeyecek bir bilim adamı düşünebilir misiniz? İkinciye Nobel garantidir.

Burada da Dawkins Amca kusura bakmasın. O, dinin yanlışlığını ispata soyunmuştu. Dinin yanlışlığını ispat edemezsiniz. Doğruluğunu da ispat edemezsiniz.

Peki, Hristiyanlık son asırda ne yaptı ki yukarıda söylediğimiz gibi artık bu konuda münazara yapılmıyor; Batı’da ve Doğu’da evrim artık tartışılmıyor ve doğru dürüst müfredatın tamamında yer alıyor?

Katolik kilisesinin macerası: Papa der ki…

Az önceki soruya döneyim: Hristiyanlık ve Yahudilik evrimle nasıl barıştı? Bunun için, bir zamanların en katı muhalifini, Katolik Kilisesini takip edelim.

Papa 12. Pius, 12 Ağustos 1950 tarihli Humani Generis sirkülerinde şöyle söylüyor:

“Evrimcilik doktrini, aksi hipotezle yan yana, ciddî araştırma ve incelemeyi gerektiren ciddî bir hipotezdir.”

Ancak Pius bu açıklamasına iki uyarı eklemişti: Evrim kesin ve ispat edilebilen bir doktrin olarak gösterilmemeli ve vahyin bu konudaki öğretileri unutulmamalıydı.

Yıllar sonra, 22 Ekim 1996 tarihinde Papalık’tan bir açıklama daha geldi. Papa 2. John Paul Papalık Bilimler Akademisi Genel Kurulu’na konuşurken şöyle diyordu: “Bugün, sirkülerin yayınından yarım asra yakın bir zaman geçti; yeni bulgular bizi evrimin bir hipotezden daha ileri olduğunu teslim etmeye götürüyor. Gerçekten farklı akademik disiplinlerdeki bir dizi keşiften sonra, bu teorinin araştırıcıların ruhunda gittikçe daha büyük bir etki yaptığı vurgulanmalıdır. Önceden planlanmamış ve aranmamış böyle bağımsız keşiflerin aynı noktada birleşmesi bile tek başına bu teori lehine kaydedilecek önemli bir unsurdur.

İki söylem, Vatikan için mevcut problemi hallediyor. Birincisi, kitaplarındaki ifadelerin alegorik olduğu, yazılanların lâfzî olarak algılanmaması gerektiğidir. İslâmiyet’in terminolojisiyle, “bizim kitaplar üst kapağından alt kapağına müteşabihtir, muhkem sanmayın” demektir bu… Ya evrim? Papa John Paul, bunu da şöyle çözer: “Bizim ilgi alanımız insanın ruhudur. Bedeninin nasıl meydana geldiği, bizi ilgilendirmez.

“Evrim teorisi” ne haldadır?

Evrim, bugün biyolojinin temelidir. Teorik yapı, Darwin zamanından çok ilerdedir. Darwin, ana hatları tahmin etmekle birlikte ne mekanizmayı tam olarak biliyordu ne de DNA’dan haberi vardı. Evrim o kadar oturmuştur ki evrime yol açan DNA değişikliklerinin, başka bir deyişle mutasyonların zaman içinde istatistik dağılımı hesaplanabilmektedir. Metotlar, canlıların evriminin dışında da uygulanmaktadır. Dillerin evrimi benzer istatistik yollarla bilgisayarda modellenmektedir.

Mühendisliğin çeşitli alanlarında ‘genetik algoritma denilen, en uygun tasarımın bulunması için bilgisayar programları ile sistemleri modelleyip evrimleştiren metotlar kullanılmaktadır. Kopyalanma, kopyalanma sırasında ender fakat rastgele hatalı kopyalar ve yeni kopyaların çevreye daha iyi veya daha kötü uyumu… Bu mekanizma o kadar başarılı ki canlılarla ilgisi olmayan problemleri çözmekte de bunu taklit ederek kullanıyoruz.

Bir zamanlar tehlike olmaktan çıktığını sandığımız verem gibi hastalıkların antibiyotiklere dayanıklı türleri nereden geliyor sanıyorsunuz? Kuş gribinin insandan insana geçen tipinin çıkmasından niçin endişe ediyoruz? Ya o tatsız tuzsuz, fakat süpermarket raf ömrü uzun sebze ve meyveler? Harita bu iken, hâlâ “Darwin teorisi”, “evrim teorisi” gibi etiketlerin kullanılması bile rahatsız edicidir. Bunlar, bilmeyenlerde, sanki eşit ağırlıkta birçok teori var da bunlardan birisi de evrim teorisi izlenimini uyandırıyor. Tıpkı Millî Eğitim Bakanı’nın sandığı gibi. İnşaatçılar binaların statik hesabını yaparken “Newton teorisi”ni mi kullanıyor? (Newton kanunları, bizim boyutumuzdaki mekaniğin temelidir.) Hayır efendim, Newton’un asırlar önce bulduğu kanunların kendi alanlarına uygulanışını, hiç tereddüt etmeden uyguluyorlar. Ya Newton teorisi yanlış çıkar da bina yıkılırsa diye akıllarından bile geçirmeden. Evrimin mekanizmaları da tıptan biyolojiye, zoolojiden tarıma bu rahatlıkla uygulanmaktadır.

Millî Eğitim Bakanımızın izniyle söyleyeyim: Evrim artık “binlerce teoriden biri” değil. Tabi dünyanın yuvarlak olduğu ve güneşin etrafında döndüğünü de binlerce teoriden biri diye değerlendiriyorsanız, o zaman haklısınız! Neden olmasın? Nitekim geçenlerde biri, dünyanın yuvarlaklığının da Mason uydurması olduğunu söylemişti.

Biraz aşırıya mı kaçtım? Hani bilimde şüphecilik esastı? Nedir bu evrime şeksiz şüphesiz teslimiyet? Evet, bilimde şüphecilik esastır. Evrim mekanizması üzerinde tek ama bir tek aksine bulgu, bu söylediklerimi yıkacaktır. Bilimde istisna kaideyi yıkar.

Ne demiştik: Zaten bilim, Popper’in deyişiyle, “yanlışlanabilen sistemler” üzerinde geçerlidir. Bu yüzden de dinin alanına tecavüz edemez. Tek yanlışlama, yanlışlığın ispatı için yeterlidir.

İyi de bir buçuk asırdır bütün bulgular evrimi desteklemektedir. Aksine tek bir bulgu, tek bir gözlem yoktur. Bu, “Newton teorisi” için de geçerlidir. Bir gün inşaattaki tuğlanın yere doğru değil de göğe doğru düştüğünü görürsek, Newton’u hemen terk ederiz. (Bu kitabın ilerleyen bölümlerinde göreceğiz ki kuantum mekaniğinde tuğlalar göğe doğru da düşebilir!)

[1]     Lâ Edri, “anonim” kelimesinin Osmanlı Türkçesi’ndeki karşılığıdır. Rahmetli kayınvaldem Halide Nusret Zorlutuna sık sık buradaki hazretli kullanışı şaka olarak yapardı; ben de onun yolundan gidiyorum.