GAZİ PAŞA’NIN YAKIN ÇEVRESİNDEN BİR GRUP NİÇİN LOZAN’A RED OYU VERMİŞTİ…[*] – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______24.07.2018_______

GAZİ PAŞA’NIN YAKIN ÇEVRESİNDEN BİR GRUP NİÇİN LOZAN’A RED OYU VERMİŞTİ…[*]

Hasip Saygılı

Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923

  1. Lozan Antlaşması’nda hangi konular gündeme gelmiş ve hangilerinde antlaşma sağlanmıştır?

Lozan’da sınır meseleleri, uyrukluk, nüfus mübadelesi, azınlıklar, harp esirleri, kapitülasyonlar dâhil yabancılara uygulanacak rejim,  Boğazlar rejimi ile Osmanlı borçları dâhil ekonomik ve mali işler gündeme gelmiştir. Yeni Türk devletinin bağımsızlığının daha Cumhuriyet rejimi kurulmadan uluslararası camiada tescil edilmesi ile siyasi, ekonomik, adli, mali ve iktisadi her sahada istiklalimize ket vuran kapitülasyonların kaldırılması başarıdır.

  1. Antlaşma konularından hangileri Türkiye’nin lehine hangileri aleyhine olacak şekilde imzalanmıştır?

Türkiye topraklarında bir Ermenistan kurulmasının Lozan’da asla gündeme getirilememesi ve siyasi bağımsızlığı gölgeleyen kapitülasyonlar ile Düyun-ı Umumiye rejimine son verilmesi Türkiye açısından kesinlikle başarıdır. Müttefiklerin, azınlık vatandaşlarımızın bedel vererek fiilen askerlik yapmamaları gibi maşeri vicdanı sarsan imtiyaz taleplerinin kabul edilmemesi olumlu bir diğer sonuçtur.

Diğer taraftan Musul meselesi çözüme kavuşturulamamıştır. Daha doğrusu İngiltere’nin kısa bir süre sonra istediği mecraya sokulabilecek bir hale konmuştur. Boğazların askersizleştirilmesi ve Uluslararası Boğazlar Komisyonu gibi Türk hükümranlık haklarını zedeleyen hususlar 1936 yılında Montreux ile giderilmiştir. Yine Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarında karşılıklı 30 kilometrelik hattın askersizleştirilmesi hükmü de 1930’lu yılların sonrasında kaldırılabilmiştir. Yunanistan’dan sebep olduğu ağır yıkım karşılığı uygun bir harp tazminatı alınamadığını söylemek de mümkündür. Batı Trakya’da bölgenin geleceği için halk oylaması yapılması yönündeki tezimiz ise gerçekleştirilememiştir.

Birinci Dünya Savaşı öncesi parasını peşin olarak ödediğimiz iki zırhlıya ait meblağı artık talep etmeyeceğimizi taahhüt etmemiz de bizim açımızdan ödediğimiz bedellerden birisi sayılmalıdır.

  1. Dönem dönem “Lozan bir zaferdir/hezimettir” tartışmaları yapılıyor. Lozan’da direndiklerimiz, direnemediklerimiz… Bir tarafta Batı Trakya’nın, 12 adanın, Misak-ı Milli dâhilindeki Musul-Kerkük’ün kaybedilmesi, Patrikhane, borçlar gibi meseleler diğer tarafta ise kapitülasyonlar, Hatay’ın ileride alınması, azınlıklar gibi meseleleri ve Milli Mücadeleyi de göz önünde bulunduracak olursak bu antlaşma ne tarafa düşüyor?

Bu antlaşmanın büyük bir zafer veya hezimet diye algılanmasının ideolojik bir bakışı yansıttığını sanıyorum. O günkü şartlar içinde başarı belgesi olarak ele alınması yanlış olmaz. Lozan’ın ne getirip götürdüğü Milli Mücadele’nin hemen öncesi ile karşılaştırılmalıdır. Batı Trakya, Musul ve Kerkük’ün kaybı elbette tartışılmalı ve konuşulmalıdır. Nitekim bunlar ilk ve ikinci Meclis’te tartışılmıştır. Nisan 1923’te Milli Mücadeleyi yürütmüş ilk Meclis’in kendini feshederek seçimlere gitme kararının alınmasının sebeplerinin birisi Lozan’ı onaylama ihtimalinin pek olmayışıdır. Üyelerinin tamamı bir iki istisna ile Gazi Paşa’nın tasvibi ile seçilmiş ikinci Meclis’te aralarında Yahya Kemal, Şükrü Kaya, Mustafa Necati ve Kılıç Ali’nin de bulunduğu bir grup Lozan’ı ağır şekilde eleştirmiş ve kabul oyu vermemiştir.

Ama Türkiye’ye bağlılıkları daha Birinci Dünya Harbi öncesinde neredeyse pamuk ipliği ile olan ve Mondros Mütarekesi esnasında artık terk etmiş olduğumuz Arap vilayetlerimizi, fiilen daha 1878’de İngiltere’nin eline geçmiş Kıbrıs’ı, 1911’de Trablusgarp Harbini kaybettiğimiz için İtalyanların eline geçen 12 Adaları ve 1914 yılında Büyük Devletlerin kararı ile Yunanistan’a verilen Ege Adalarını Lozan’da kaybettiğimizi söylemek doğru değildir. Ancak Arap vilayetleri hariç daha önceki diğer kayıplarımız Lozan’da teyit edilmiştir.

Sonuç olarak Lozan’ın her iki taraf için kesin zafer olmadığını, karşılıklı tavizlerle bir uzlaşma metni olduğunu söyleyebiliriz.

  1. Lozan antlaşmasının bizim için önemi nedir?

Lozan bizim için imparatorluğun son döneminde istiklalimizi vesayet altına sokan adli, iktisadi ve mali kapitülasyonlara son vererek devletimizi bütün cihana bağımsız bir devlet olarak tanıtmıştır. Ama Lozan’ın Boğazlar ile ağır tahditlerinin ise 13 yıl sonra diplomatik bir başarı ile Montreux’de kaldırılabildiğini hatırlamalıyız. Lozan’ın Batı Trakya için kurduğu statünün zaman içinde aşındırıldığı ve yüzde 80’leri teşkil eden Türk varlığının artık yüzde 20’ye indiği başka bir olgudur. Ama bunun sebebini, andlaşmanın öngördüğü şartları tesis ettiremeyen siyasetlerde aramak daha isabetli olmalıdır. Dahası neredeyse artık neredeyse üreme niteliğini yitirmiş soydaşlarımızın kendi yarattığı boşluklar başka bir konudur.

  1. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan ziyareti ve çeşitli dönemlerde Lozan Antlaşması’nın güncelleme yapılabileceğini belirtmişti. Lozan’la ilgili güncelleme yapılabilir mi? Bu güncelleme hangi maddelerde olabilir? (Azınlık okulları, Patrikhane, Boğazlar?)

Boğazlar rejimi konusu hariç diğer konularda hak ve çıkarlarımızla uyumlu tashihler düşünülebilir. Boğazlardaki mevcut statü 19. yüzyıl boyunca Osmanlı diplomasisinin uzun uğraşlar sonucu ulaşmak istediği bir statüdür. Bu statü her hal ve kârda Türkiye’nin mutlak olarak lehinedir.  Bu statü İkinci Dünya Savaşı öncesinde bizim için çok elverişli uluslararası ortamda perçinlenmiştir. Bugünkü konjonktürde Montreux’den daha elverişli şartlar tesis etme ihtimalimiz bulunmuyor. Mevcut statünün reddi, bizi imzacısı olmadığımız 1982 BM  Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümlerine götürür. Bu ise açık olarak geriye gidiştir.

 

Azınlık okulları, Patrikhane ile ilgili düzenlemeler yapılabilir. Ama bu düzenlemeleri Lozan’ın imzacı tüm taraflarını müdahil ettirmeden ilgili ülke ile karşılıklı rıza ve tatmin ile yapma çareleri bulunmalıdır. Bunlar için Lozan’ı revize ediyoruz diye ilan etmeye gerek yoktur. Zaten revize edilebilecek Patrikhane gibi bazı konular Lozan Andlaşması ve diğer mütemmim dokümanlarda bulunmamaktadır. Bu gibi konular 1930’lu yıllarda yapıldığı gibi düzeltilebilir. Ama Türkiye’yi yayılmacı ve bölgede nüfuz alanı kurmakla suçlayan önyargı sahiplerine arayıp da bulamayacakları argümanları sunmak isabetli olmayacaktır.

*Anadolu Ajansı’nın yazarımız Doç. Dr. Hasip Saygılı Hocamızla Lozan’ın 95. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı röportajdır.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları