Kıbrıs’ta Son Söz II – İlber Ortaylı’nın konuşması |                                       Kıbrıs’ta Son Söz II – İlber Ortaylı’nın konuşması – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______17.11.2017_______

Kıbrıs’ta Son Söz II – İlber Ortaylı’nın konuşması

MİSAK Editörü

Milli Düşünce Merkezi ve Birlikte Türk Milletiyiz Hareketi, Türkiye Barolar Birliği’nin katkısıyla 5 Ocak 2017 tarihinde İstanbul’da “Kıbrıs’ta Son Söz: Kim Söyleyecek?” başlıklı bir panel düzenledi. Açılış konuşmalarını Milli Düşünce Merkezi Genel Başkanı ve Birlikte Türk Milletiyiz Hareketi Yürütme Kurulu Başkanı Sadi Somuncuoğlu, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi E. Başkanı Hüsamettin Cindoruk yaptı. Panelin konuşmacıları 26’ncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve E. Büyükelçi Şükrü Elekdağ idi.

 

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Tarihi Anabilim Dalı Başkanı

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın

 

paneldeki konuşmasının metnini sunuyoruz.

Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Hüsamettin Cindoruk, Sayın Bakanlarımız, Sayın Genelkurmay eski başkanımız Sevgili İlker Başbuğ Paşamız, komutanlarım, çok değerli milletvekillerimiz, değerli meslektaşlarım, sevgili öğrenciler; bugün önümüzde Kıbrıs konusunda takip etmemiz gereken bir politika için burada toplanmış bulunuyoruz. Toplantının alışılmışın dışında bir parti veya bir kuruluş tarafından değil, ortak bir platform tarafından tertiplenmesi sevindirici bir olaydır.

Bizim Kıbrıs Meselesi üzerinde bugünkü konuşmalarımızda ileri süreceğimiz tezlerin, hiç şüphesiz ki benden evvel Sayın Somuncuoğlu ve Sayın Feyzioğlu tarafından tutarlı bir şekilde ortaya konulduğunu gördük. Panelde de hiç şüphesiz ki İlker Paşamız’dan ve Büyükelçimiz’den bu tezleri çok daha tutarlı bir şekilde dinleyeceğiz.

Askeri gerekçeler ticaretin önündedir!

Benim burada size söyleyeceğim bazı noktalar vardır. Kıbrıs belirttikleri gibi Doğu Akdeniz’in en büyük adasıdır. En büyük adası olmasına rağmen, Akdeniz’in en büyük adalarından değildir. Fakat stratejik bakımdan hem bu denizde, hem de okyanuslar çapında önemi çok büyüktür. İnsanların gemi yüzdürmeye başladıkları devirden beri ortada olan önemli bir teessüs makarri ve Süveyş Kanalı’nın hizmete girmesinden sonra da önemi azalmış değil artmıştır.

İngiltere’nin Britanya İmparatorluğu’nun menfaatleri açısından isabetli karar veren ve bu nedenle de Türk dostu olan Başbakan Benjamin Disraeli, Süveyş Kanalı’nı Fransızlar ve bir Fransız mühendis Ferdinand de Lesseps kazmasına hazırlamasına rağmen, bir anda karar vererek parlamentoya bile danışmadan bütün hisse senetlerinin önemli bir kısmını satın almış ve Süveyş’i Britanya’ya mâl etmiştir. Şimdi herhalde onun üzerinde Sayın Büyükelçimiz konuşmasında duracaktır. Bu Britanya İmparatorluğu’nun denizler hâkimiyetini korudu ve Disraeli’nin önemli bir görevi de Berlin Kongresi’ne müdahale ederek, yine Türkiye’ye müzahir bir şekilde Türk İmparatorluğuna, Kıbrıs Adasını güya geçici bir zaman için ele aldı ve bu bir daha da bildiğimiz gibi Londra – Zürih Anlaşmaları’na kadar devam eden bir statüyü hazırladı.

Britanya, çok cimri bir kolonyalist devlettir. Bunu,  adanın yakın tarihiyle ilgili kitaplarda ve eski dış bakanlarımızdan Şükrü Sina Gürel’in yakın tarih eserlerinde görürüz. İngilizler bir liman bile yapmamıştır Kıbrıs’ta. Çünkü askeri gerekçeler daima ticaretin önüne geçmiştir ve adanın mimarisini tetkik ettiğiniz zaman da Britanya’nın ilk önce kendi ülkesinden ithal edilen barakalarda hizmet gördüğünü, ardından da âdeta emperyal bir güç göstermekten çok mesela Fransa’nın Ortadoğu’daki yerleşmelerinin aksine, işini yapan adamların bir kampüsü gibi ortam ayarlandığını görürsünüz. İngiltere yine de etkin bir sistem kurmuştur. Kaçınılmaz olarak bütün yerleşmeciler gibi iki veya üç renkte unsur bulursa, bunlardan her birine bir vazifeyi vermek zorunda hissetmiştir kendini.

Kıbrıs’ın K’sı: “Kıbrıslılar! Siz Toroslar’ın Türkmenlerisiniz.”

Şurası açıktır, Türk-Müslüman unsur adada tarihi rolleri, tarihi alışkanlıkları ve kabiliyetleri nedeniyle polis olarak kolluk kuvveti içinde, hukukçu olarak -rahmetli Denktaş’ın mesleği- idari görevlere daha yakın kanallarda yer almıştır, bu kaçınılmazdır. Türkiye’de bazı liberal anti etnisist geçinen zümreler, maalesef dünyaya hep bir gözlükten baktıkları için “Türkler orada İngiliz emperyalistleriyle işbirliği yapmış, Rumların da onlara düşman olmaları haklıdır” gibi bir tarih yazıyorlardı. Bu hakikaten Kıbrıs’ın ne olduğunun K’sını bilmemekten ileri gelen, çok cahilane ve çok hazırlop bir değerlendirmedir.

Memleketin içinde bile bazı insanların ama köylerde 30-40 yıl zulmü çekenlerin değil de daha çok şehirde tuzu kuru yaşayan insanların kendilerine Fenikeli veya Venedikli tanıtısı gibi yapıştırmalarda bulundukları bir gerçektir. Bunlar her yerde olur, ciddiye alınacak bir tavır değildir. Şunu size söyleyeyim; Venedik Cumhuriyeti muhteşem bir devlettir; dünya medeniyetinde büyük payı vardır. Hakikaten Kıbrıs’ta uzun süre hâkimiyet sürmüştür ama bu hâkimiyeti sırasında Girit’tekinden veya Cenova’nın Sakız Adası’ndaki ya da yine Venedik’in Adriyatik’teki İyon Adaları’ndaki hâkimiyetinden farklı olarak, ana kıtadan yani, Venezia’dan fazla bir kolonizatör getirmemiştir. Yani, ada onların anavatandan getirip yerleştireceği köylüleri ve sanatkârları celp edecek kadar bereketli bir yer değildir. Bugün bile su sıkıntısı çekmektedir.

Burası Türk ve Helen nüfusu içerir; çok eskiden beri burada yaşayan Fenikeliler, Lübnanlılar da vardır. Fenikeli dediğiniz adamların kimler olduğu bellidir. Akdeniz uygarlığını borçlu olduğumuz gruplardan biridir. Bugünkü Lübnanlılar, bugünkü Maltalılar ve neredeyse kaybolmakta olan Libya’da ve Tunus’taki bazı yerleşmeler Fenikelilerin ahfadı sayılır. Kim oldukları çok bellidir. Öyle her önüne gelen Fenikeli olamaz. Rahmetli Denktaş’ın da bulunduğu bir toplantıda, bir şekilde ifade etmiştim, onu itiraf ederim. “Çok üzülerek ve teessüfle size arz ediyorum ki, etnojenezi yani etnik kökeni çok belli olan ve tevsik edilen tek Türk unsur sizlersiniz Kıbrıslılar. Buna göre doğrudan doğruya Toros Dağları’ndan indirilme göçebe Türkmenlersiniz.” Bu çok açık bir keyfiyettir.

Coğrafya ve tarih bizim tayin edeceğimiz bir platform değildir. Kıbrıs’a yerleştirilen Türkmenler gayet başı dik, Çukurova’ya yerleştirilirken de çok kavga ediyorlardı. Kendi bildiklerinden şaşmayan, itiraf etmek gerekir ki oldukça da Ortodoks İslam anlayışından uzakta, bizim atalarımızın inanç ve yaşayışına yakın. Zaten bugünkü Kıbrıslıların da laik bir toplum olması, Voltaire’i okumalarından değil, doğrudan doğruya dedelerinin huyunu suyunu devam ettirmelerindendir.

“İnsanlar nerede nasıl yetiştiklerinin hesabını tutmak zorundadırlar.“

Bu çok sarih çok açık bir görüştür ve bu kıtada neyin Türk, neyin Türk olmadığı da çok açıktır. Hiçbir şekilde aksini iddia edecek değiliz. Kıbrıs tarihi üzerinde birtakım araştırmalar yapılıyor. Bildiklerimiz var, bilmediklerimiz var, ama sorun açık seçik ortadadır. Biz yerleşene kadar Kıbrıs’la aramızda kültürel bağlar vardı. Zayıftı, çünkü Türkiye zayıftı. Şunu açıkça söylemek gerekir. Britanya İmparatorluğu kendine has eğitimi daha çok Rumlara verdi, onları yakın gördü çünkü ve onlar buna eğildiler. Türkler oradan çok büyük pay alamadılar. Her şeye rağmen şunu ifade etmek gerekir. Bütün yakın zaman Kıbrıs tarihinde iki tane politikacı vardır; bunu söylerim. Birisi Makarios’tur, öbürü rahmetli Denktaş’tır, bir üçüncüsü yoktur.

Kıbrıs Türkiye’nin Evinin Girişidir

Kıbrıslılar politikadan anlamazlar. Bu bugünkü Güney Kıbrıs ahalisi için de geçerlidir, Kuzey Kıbrıs için de geçerlidir. İnsanlar nerede nasıl yetiştiklerinin hesabını tutmak zorundadırlar. Kıbrıs’ın bugün ağzı laf yapan politikacılarının hepsi rahmetli Denktaş’ın aksine, Britanya eğitim müesseselerinin yetiştirmesi olmaktan çok, Ankara’daki ODTÜ’dür, İstanbul Üniversitesi’nin ve Boğaziçi’nin yetiştirmeleridir. İngilizceleri de bizimki gibidir, daha fazla değildir. Bunu bile bile böyle kendimize ayrı bir kişilik çizmenin hiçbir manası yoktur. Bazı şeyleri çok iyi anlamanın zamanı gelmiştir. Kıbrıs olmadığı takdirde Türkiye boğulur. Çünkü bu stratejik önemi devam eden bir yerdir. İnsanlar burnunuzun dibinde İsrail’le bir arada petrol arıyorlarsa, biraz uyanmanızı rica ederim. Birisiyle beraber petrol aranacaksa onun KKTC olması lazım.

İnsanlar sizin burnunuzun dibinde, Rusya Suriye’ye yerleşiyorsa, biraz uyanmanızı rica ederim. Tabii ki Rusya bir kara devletidir, denizcilik tarihi üç asrı geçmez. Kendine göre eksikleri var o alanda ama unutmayalım nükleer bir deniz gücüdür. Herhalde İngiltere gelip de Doğu Akdeniz’de birtakım yerlere yerleşmiş, en başta Kıbrıs’ta üsler almışken, Amerika koca donanmasını oralarda gezdirirken, Almanlar bile nereden akıllarına geldi de oralara yerleşmek istiyorlarsa, Rusya da tabii kendine bir yer arayacak. Bizim de orada olmamız lazım çünkü evimizin girişidir.

Türkiye’nin romantik politikacıları ve “ormantik” politikaları

Hal böyleyken bazı insanların Kıbrıs’a masraf kapısı diye bakmaları şaşılacak bir durum. Bunu anlamının imkânı yok. Nereyi masraf kapısı olarak görüyorsunuz? Acaba Türkiye’de herhangi bir yere verdiğimiz sübvansiyondan daha mı az miktarda? Ne kadar anlamsız kalemlere para sarf ettiğimizi biliyor muyuz? Dağları taşları işlemeyen üniversitelerle doldurduk. Ödediğimiz cehalet vergisinin miktarı arş-ı alaya ulaşmış vaziyette.

Bunlarla acaba bu iş tartışma konusu yapılabilir mi? Şurası bir gerçektir, bazı şeyleri konuşmuyoruz. İki de bir biz konuşmuyoruz diye bu konuşulmuyor değil. Kime baksan, “Efendim bu Kıbrıslılar Türkleri hiç sevmiyorlar” gibi laflar var, boş laflar. Bir bakalım niye sevmiyorlarmış, bir bakıverin şöyle acaba kimler sevmiyormuş? Acaba Kıbrıs’ın köylerinde buradan gelen suyu bekleyen köylülerimiz mi veya 1964’e kadar çektiklerinin acısı hâlâ burunlarında tüten insanlar mı? Yoksa Lefkoşa’daki laklakçılar mı? İkisine birden bakarsınız. Bunun kökeninde ne yatıyor? Biz 1974’de maalesef yanlış bir iskân politikası güttük. Bütün ihtarlarımızı dinlemediler, Türkiye’nin romantik politikacıları vardır. Dünyayı olduğu gibi görmek yerine, kendi kafalarına göre görürler. Kendi kafalarına göre bir İslam görürler, kendi kafalarına göre bir coğrafya görürler, kendi kafalarına göre bir teşkilat. Kıbrıs’a çıktığınız zaman yerleştireceğiniz nüfus belliydi. Biz oraya kolonyalist bir güç olarak çıkmadık. Kıbrıs’a işsiz nüfus yerleştirilmez, Kıbrıs’a iş yapacak nüfus yerleştirilir. Bu çok önemli bir şeydir. Yerleştirilen nüfusun hepsi Türkiye’yi temsil edemedi ve yerli Türklerle iyi ilişki kuramadı. Bunu doğrudan doğruya anlamak lazım; her an tashih yoluna da gidilebilir ve bu konuda gerekeni de bizim yapmamız lazım.

Etnogeni en iyi belgelenebilen tek Anadolu Türk grubudur; unutma hakkımız yoktur

Bu memleket Avrupa Birliği’ne gireceğiz diye Kıbrıs’ta taviz veriyor. Avrupa Birliği’ne Kıbrıs’tan ne muhterem efendiler? Yani Avrupa Birliği’nin bir tane üyesi vardı, Kıbrıs’la ilgisi vardı. O üyeydi bir zamanlar, şimdi çıktı, çok da memnunlar. Sakın Britanya’nın Avrupa Birliği’nden çıktım diye ilelebet üzüleceğini filan zannetmeyin. İşler yoluna konulmaya başladı bile. Benim dünyada en çok şaştığım şeydi, Britanya’nın akıllı bürokratları Brüksel’deki bu budalalarla nasıl geçiniyorlar diye. Mümkün değil geçinmeleri, çünkü o kadar açık bir şey.

Almanya’nın Kıbrıs’la ne gibi bir ilgisi olabilir? Bu çok açık bir şey; bir memleketin ve bir birliğin büyük iddialarının aleme yön verme isteklerinin realiteyle gerçekle ne alakası vardır. Ortadoğu nihayet bütün milletlerin karıştığı bir yer gibi görünüyor ise de bazı milletler oraya laf olsun diye karıştılar. Şurası açıktır, dört asır Türk İmparatorluğu’nun zamanında Ortadoğu’da huzur vardı. Ondan sonraki 40 senede insanlar birbirlerini doğradılar ve doğramaya da devam ediyorlar. Bazı şeylerin üzerinde durulması gerekiyor.

Şurası açıktır, bugün biz Ortadoğu’daki bazı verileri kabul etmek zorundayız ve bunları kabul ettiğimiz takdirde Kıbrıs’tan çıkamayacağımız çok açık. Bu konuda bir taviz veremeyiz. Kıbrıs’taki azınlığımız imparatorluğun azınlığıdır, bizden kalma bir kitledir. O kitleyi orada korumak zorundayız ve inanmayan gayet basit kolay bir arşiv araştırması da yapılır. Etnojenezi etnik kökeni iyi belgelendirilen tek gruptur, tek Anadolu Türk grubudur; çok açık bir şeydir. Bunun üzerinde hiçbir tartışma yapamayız. Böyle bir grubu unutma hakkımız ve lüksümüz yoktur.

Kıbrıs’ta çeyiz sandığı dağıtan deli kız olamayız!

İskân meselemizi düzeltmek durumundayız; milletlerarası müdahalelere fırsat vermeden. Son zamanlarda 15 bin kadar nüfusu olan Bulgaristan Türk’ü oraya yerleşti. Onlardan hiç kimse şikâyet etmiyor, onlar da kimseden şikâyet etmiyor. Gayet iyi geçiniyorlar, üretim hayatına devam ediyorlar. Bunlar hassas konulardır. Hassas ülkelerin, belirli eğitim seviyesi olan yerlerin, belirli yatırım yaptığımız yerlerin hakkını ve durumunu gözetmek konumundasınız. Aksi takdirde tabi ki yanlış her zaman döner.

Bugün bir konuyu ele almak zorundayız. Kıbrıs çıkarmasını yaptığımız zamanlara dair, diplomatlarımızın daha açık şeyler yazması gerekir. Amerika aslında gizliden müzahir oldu Türkiye’ye, anlaşılıyor. Bugün olmayacak, çünkü Birleşik Devletler’de kutuplaşma arttı. Yani, 1974’ün ABD’sinde Cumhuriyetçi ve Demokrat farkı bambaşka nedenlere dayanıyordu. Dış politikada büyük farklılıklar iki taraf arasında yoktu. Bugün olacak ve iki taraf birbirinden nefret etmeye başladı, kutuplaşmaya başladı. O kadar ki birtakım insanlar Trump seçildi diye Kanada’ya filan göç etmeye başladılar. Böyle bir memleketin içindeki kutuplaşmayı dikkate almak gerekir ve Amerika derken Birleşik Devletler derken ona göre düşünmemiz lazımdır.

Burada bütün Kıbrıslı yurttaşlarımıza, bütün Kıbrıs cengine katılan gazilerimize, komutanlarımıza ve diplomatlarımıza saygılarımı sunuyorum ve verdiklerimizi, yaptıklarımızı hesaba katmak zorundayız. Öyle büyükannesinin çeyiz sandığını dağıtan deli kız gibi hareket edemeyiz.

Çok sağ olun.