Leyla Zana’ya: Türkiye değil Türk! – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______14.01.2018_______

Leyla Zana’ya: Türkiye değil Türk!

Sadık Rıdvan Karluk

TBMM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, HDP Ağrı Milletvekili Leyla Zana’nın milletvekilliği, Genel Kurul’un 212 birleşimine katılmaması sebebiyle Anayasa’nın 84, İçtüzüğün 138’nci maddeleri uyarınca düşürülmüştür. Oylamaya 324 milletvekili katılmış, 302 kabul, 22 ret oyu verilmiştir. Leyla Zana, 1 Kasım 2015 seçimlerinin ardından Meclis’teki yemin töreninde Türk halkı” ifadesi yerine “Türkiye halkı” ifadesini kullanmış, bu sebeple yemini kabul edilmemişti.

 

Zana’nın Türk halkına alerji duymasının hiçbir haklı nedeni yoktur. Türkiyelilik tanımlaması, Türk milletini bölüp parçalamak isteyen belli mihraklar tarafından kullanılmaktadır. Bazı iyi niyetli Türkler de bilmeyerek bu oyuna alet olmaktadırlar. Taha Akyol’un da açıkladığı gibi 1924 Anayasası’ndaki Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese Türk denir” tanımına Zana dahil hiç kimse itiraz edemez.

Diyarbakır’da 1980 askeri darbe döneminde yapılan ve üzerinde şehrin simgesi karpuzun yer aldığı Ne Mutlu Türküm Diyene yazısının Kasım 2013’de kaldırılması, bölücülere hizmet etmiştir. Bu kapsamda bir TV programında bir hanım gazetecinin açıklamaları kabul edilemez: “Bu ülkenin adının Türkiye olması belki yanlış bir şey. Belki Anadolu Halklar Cumhuriyeti olsaydı, ona göre düzenleme yapılacaktı.” Ne demek Anadolu Halklar Cumhuriyeti? Bu tarih olmuş Sovyetler Birliği’ne özenti mi?

Sovyet, Rusça’da tavsiye, meclis, kurul, komite, şura anlamlarına gelir. Savetskiy Sayuz ise Sovyetler Birliği, diğer bir deyişle Meclisler Birliği ya da Birleşmiş Meclisler demektir. Bu hanım gazetecinin Anadolu Halklar Cumhuriyeti tanımlamasıyla aklından geçen fakat ifade etmekte zorlandığı Anadolu Sovyet Halkları Birliği Cumhuriyeti mi geçmektedir?

Aynı dünya görüşünü paylaşan bir diğer hanım gazeteci ise Türk bayrağına saldırmıştır: “Türk bayrağı demeyi artık tartışmamız lazım. Eğer herkesin aidiyet hissetmediği bir sembolse, TÜRKİYE BAYRAĞI demeyi öngörüyorum. Türkiye bayrağı ya da Demirtaş’ın dediği gibi DEVLET BAYRAĞI dememizi öngörüyorum.”

Neymiş efendim, “Demirtaş’ın dediği gibi Devlet bayrağı” demeliymişiz! O zaman ABD de Demirtaş’a uyarak bayrağına Devlet bayrağı derse ne olacak? Hangisi ABD, hangisi Türk bayrağı, bunu nasıl ayıracağız? Bu gazeteci hanımlar akıl tutulmasına mı uğradılar? Acaba büyük önder Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nden (1927) haberleri yok mu? Yoksa hatırlatmakta yarar vardır: Bu ifadeleri kullananlar sözün nereye gittiğini düşünmeyerekgaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde” olabilirler. Bu durumda onların Leyla Zana’dan farkı var mıdır?

Bunlara en iyi cevabı SBF’den yurt arkadaşım Prof. Dr. İlber Ortaylı vermiştir: “Birileri ben Kürt’üm diyecek diye ben Türklük’ten çıkamam.” Bu konudaki görüşü şöyledir: “ Coğrafyayla kimlik edinilmez. Mesela Fransa memleketin adıdır. Hiç kimseye Fransa’dan türeme bir isim verilmez. Bizim adımızın da Türkiye’den mülhem olması şart değil. Türkiye bir memleketin adıdır. Türkler’in ülkesi demektir.”

ABD’de Martin Van Buren, İngiliz tebaası olarak doğmayan ilk başkandı. Amerika bağımsız olduktan sonra ve Amerikan vatandaşı olarak doğan Van Buren, aynı zamanda anadili İngilizce (Hollanda kökenlidir) olmayan ilk başkandır ve İngilizce yemin etmiştir. Barack Obamanın okumuş olduğu yemin metni şöyledir: “Ciddiyetle yeminimdir: Tüm içtenliğimle, Amerika için çalışacağıma ve ABD Anayasasını var gücümle koruyacağıma yemin ederim. Allah, yardımcım olsun.” Acaba bu metin Türkiye’nin yemin metni olsaydı geçmişte Leyla Zana “Tüm içtenliğimle, Türkiye için çalışacağıma ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını var gücümle koruyacağıma yemin ederim” der miydi? Hiç sanmam.

Büyük önder Atatürk Ne Mutlu Türküm diyerek, sadece bir ırkı değil, kendini Türk hisseden herkesi Türk saymıştır. Türk kimliğinin altında; Kürt, Çerkez, Boşnak, Laz, Abaza, Gürcü, Ermeni, Rum, Yahudi alt kimlikleri vardır. Geçmişte, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Türkiyelilik üst kimliğini öneren Azınlıklar Raporu sebebiyle Prof. Dr. Baskın Oran ve Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu hakkında dava açmıştır. Başsavcılığın iddianamesinde Azınlık Raporu’nda “Türklük yerine Türkiyelilik” kavramının önerilmesinin neden suç oluşturduğu şöyle açıklamıştır:

“Burada kullanılan Türk kelimesi, etnik-sosyolojik ile bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kapsamaktadır. Nitekim bugün İngiltere devleti vatandaşına İngiltereli değil, İngiliz, Almanya devleti vatandaşlarına Almanyalı değil Alman, Fransa devleti vatandaşına Fransalı değil, Fransız denilmektedir. Bu ülkelerde tek bir ırk yaşamamaktadır. Örneğin, Fransa milletini yani Fransa’yı oluşturan etnik unsurları Kelt, Flaman, Alzas, Katalan, Bask, Bröton, Normanlar ve başka ırklar oluşturmaktadır. Buradaki bir Fransız vatandaşının Je suis Français (Ben Fransızım) derken Fransız olduğunu söylemesi sorun yaratmazken, bir Türk vatandaşının Türkiyeli olduğunu söylemesini istemenin nedeni nedir?”

Gazeteci yazar Melih Aşık’ın bu konudaki değerlendirmesine aynen katılıyorum: “Gazeteci Banu Avar geçmişte Fransa’nın ünlü siyasetçilerinden Patrik Deveciyan’la bir mülakat yapmış. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş: Siz bir Ermeni olarak 1915 olayları hakkında ne düşünüyorsunuz? Ben Ermeni değil, Fransız’ım. Ama siz Ermeni kökenlisiniz. Burası bir ulus-devlet ve ben de Fransız yurttaşıyım. Yani Fransız’ım.

Özdemir İnce’nin tespiti ise şöyledir: “Galya topraklarında Kelt, Flaman, Alzas, Katalan, Bask, Bröton, Norman vb. halkların yaşamasına karşın bu ülke Fransa adını almışsa, bunun nedenini Frankların oluşturucu, kurucu ve birleştirici rolünde aramalıyız. Türklerin Selçuklu ve Osmanlı topraklarında bin yıldır yüklendiği ve oynadığı rol de işte budur. Bu tarihsel rol, hatır için kimseyle paylaşılmaz!”

Paris’te beş yıl OECD Büyükelçiliğimizde görev yaptım. 1988 yılında Ermenistan’da büyük bir deprem oldu. Ermeni kökenli Fransız şarkıcı Charles Aznavour deprem sonrasında Fransa’da Ermenistan’a yardım kampanyası başlattı. Neden böyle bir kampanya başlattığı sorulduğunda, kendisinin bir Fransız, kökeninin Ermeni olduğunu söylemiş, hiçbir zaman ben bir Ermeniyim dememiştir.

Yurt dışında Türk pasaportu taşıyan herkese “Türk” diye hitap ederler. Nasıl Alman pasaportu taşıyan birine biz Alman diyorsak. AB üyesi devletlerin anayasalarında “Alman”, “Fransız”, “İtalyan”, “Yunan” gibi kavramlar vardır. Alman ve Alman vatandaşlığı; Fransız, Fransız halkı, Fransız vatandaşlığı; bütün Yunanlar, Yunan vatandaşı, Yunan toprağı gibi kavramlarla karşılaşıyoruz.

Kendi vatandaşını Türk olarak niteleyemeyen Türkiye’nin Batı Trakya’daki ahalinin Türk sıfatıyla nitelenmesini yasaklayan Yunanistan’ı eleştirmesi mümkün mü?

Avrupa dillerinde “Türk kafası”, “Türk gibi kuvvetli”, “Anne Türkler geliyor” gibi deyimler vardır. “Türk kahvesi”, “Türk hamamı”, “Türk mutfağı”, “Türk lokumu” gibi kavramlar da dünyaca bilinmektedir. 1571’den itibaren Anadolu’dan gelip Kıbrıs’a yerleşmiş olanlara Kıbrıs Türk halkı denilmektedir. Kuzey Kıbrıs’taki devletin adı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir.

Türk ulusu, Türk vatandaşı ve Türk kavramlarını terk edersek başında Türk sıfatının yer aldığı resmi kurum ve kuruluşlarımızın isimlerinin değiştirilmesi taleplerinin de gündeme getirilme ihtimalini yok sayabilir miyiz? Türk yerine Türkiyeli ifadesi kabul edilirse şu komik durumlarla karşılaşmamız kaçınılmazdır: Türkiyeli bayrağı, Türkiyeli Silahlı Kuvvetleri, Türkiyeli Havayolları, Türkiyeli Milli Takımı, Türkiyeli lirası, CNN Türkiyeli, Jöntürkiyeli, Kuzey Kıbrıs Türkiyeli Cumhuriyeti, Türkiyeli hamamı, Türkiyeli lokumu, Türkiyeli kahvesi, Hidayet Türkiyelioğlu, Beyazıt Öztürkiyeli vb.

Yurt dışındaki Türk vatandaşlarına Türk sporcu, Türk sanatçısı, Türk askeri, Türk parlamenteri, Türk diplomatı denen insanlara bundan sonra acaba Türkiyeli sporcu, Türkiyeli sanatçısı… mı diyeceğiz? Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe ve diğer Türk takımlarının Avrupa’daki maçlarını anlatan yabancı spikerler acaba bu takımlara Türk takımı mı yoksa Türkiyeli takımı mı diyecekler? Yabancı kaynaklarda Orhan Pamuk ünlü Türk romancısı olarak anılmıyor mu?

Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesiyle Nazilerden kaçan, aralarında ünlü hukukçu Prof. Dr. Ernst Hirsh ve ünlü maliyeci Prof. Dr. Frizt Neumark’ın da bulunduğu Yahudi asıllı Almanlar ve aileleri, Türk vatandaşı olmaları ve Türküm dedikleri için hayatta kalmışlardır. Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabani geçmişte kullandıkları pasaport dolayısıyla Türk vatandaşı olarak görünmekten, kayıtlara Türk olarak geçirilmekten rahatsızlık duymamışlardır.

1992 yılında, Arjantin’in o dönemdeki Cumhurbaşkanı Carlos Menem Ankara’ya geldiğinde Arjantin’deki lakabının El Turco olduğunu açıklamıştır. Anne ve babasının Osmanlı devleti zamanında Suriye’de doğup büyüdükleri ve sonradan Arjantin’e göç ettikleri için Arjantin’de El Turco olarak adlandırıldıklarını söylemiştir.

Amerikalı Amerikanım, Fransalı Fransızım, Almanyalı Almanım derken, Türkiye’de Türküm demeyip, Türkiyeliyim demek, gaflet ve dalalet değil de nedir?

Son olarak kendimden örnek vermek istiyorum. Annem Kırım, babam Romanya Tatarıdır. (Kırım Türkü) Kırım’dan ve Romanya’dan göç etmişlerdir. Ülkemizde yüzbinlerce insanın etnik kökeni benim gibidir. Ben bu topraklarda doğdum. Nüfus kağıdımda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yazıyor. Ben Türküm, Ne Mutlu Türküm Diyene diyorum, Türkiyelim diyenleri kınıyorum, onlara Atatürk’ün kendi sesi ile Ne Mutlu Türküm Diyene dinletisini dinlemelerini öneriyorum. (https://www.youtube.com/watch?v=b9Xn6bFAwxo)

Bunlar, Atatürk’ün ismindeki Türk kelimesine de alerji duymaktalar. Adı Türkiye Cumhuriyeti olan devletin tek olan bayrağına Türk bayrağı, tek olan milletine de Türk milleti denilir. Bilerek ya da bilmeyerek farklı söylemlerde bulunan ve bu topraklarda yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına önemle hatırlatırım.

Türk bayrağına Türkiye bayrağı ya da devlet bayrağı denemez. Diyenler, 2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu’nun “Türk Bayrağına sözle, yazı veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz… Bu Kanuna ve tüzüğe aykırı fiiller yetkililerce derhal önlenir ve gerekli soruşturma yapılır” maddesini ihlal etmiş sayılırlar. Acaba bu madde şimdiye kadar uygulanmış mıdır? Merak etmekteyim.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları