Nihal Atsız ve tarihçiliği üzerine – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______29.09.2018_______

Nihal Atsız ve tarihçiliği üzerine

Ahmet Bican Ercilasun

 

Hüseyin Nihal Atsız
Hüseyin Nihal Atsız

Bu yazı, Türk Ocakları Ankara Şubesi ve
Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Araştırma Topluluğu’nun,
13.12.2016’da düzenlediği “Nihâl Atsız’ın Vefatının 41. Yılında
Türk Tarihine Bakışımız Nasıl Olmalıdır?” adlı toplantıda,
yazarımız Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’un
yapmış olduğu konuşmanın çözümüdür.
Panelde yapılan konuşmalar, rahmetli Yücel Hacaloğlu tarafından
“Dört Türk Büyüğü” başlıklı bir kitap hâline getirilmiştir.
Bu çalışmanın MİSAK’ta yayınlanmasında büyük katkısı olan
 Türkân Hacaloğlu’na teşekkürlerimizle…

Hüseyin Nihal Atsız; ülkü, mücadele ve sanat adamı olmasının yanı sıra önemli bir tarihçiydi. 1927’de başladığı, Türk Dili ve Edebiyat Bölümü’nü 1930 yılında –o zamanlar 3 yıldı ve adı “edebiyat zümresi” idi.- bitirmiştir. Öğrenciliği sırasında aynı zamanda Zeki Velidi Togan’dan tarih dersleri aldı. Mezuniyetinden sonra, Mehmet Fuat Köprülü’nün asistanı oldu. Asistan olduktan sonra da tarih çalışmalarına devam etti. Bir Başkurt Türkü olan Togan Hoca’ya çok bağlıydı. Togan Hoca, Türk tarihini bir bütün olarak gören, 1925 yılında daha Rusya’dan Türkiye’ye gelmeden ünü duyulan bir tarihçiydi. Atsız, ondan aldığı derslere çok büyük önem veriyordu.

Asistanlık dönemi kısa sürdü. Malum hadiseler sebebiyle üniversiteden atıldı. 1931-32 yılları arasında, 17 sayı çıkan “Atsız Mecmua” onun çıkardığı ilk mecmuadır. Atsız Mecmua, bir bilim ve kültür dergisiydi. Elbette ülküyü de ortaya koyan yazıları vardı. Atsız, dergide hem sınıf arkadaşlarından hem de hocalarından makaleler yayımladı.

Daha sonra bu dergi kapatıldı. Kendisi de önce Malatya’ya sonra Edirne’ye sürüldü. Edirne’de 1934 yılında, edebiyat hocası oldu. Orada “Orhun Dergisi”ni çıkarmaya başladı. Orhun Dergisi’nin ömrü 9 sayı olmuştur. 9 sayı içinde, birinci sayısından itibaren “Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar” adlı eserini tefrika etmeye başladı. Bu eserinin girişinde, o dönemde Millî Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılan 4 ciltlik tarih kitabını ve o kitaptaki anlayışı tenkit ediyordu. Türk tarihinin ayrı ayrı devletler olarak ele alınmasını doğru bulmuyor, bir millet tarihi olarak ele almamız gerektiğini, tarihimizin bir bütün olduğunu ileri sürüyordu. Kendisi bunun bir denemesini de yaptı.

Yakın zamanda tekrar basılan “Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar” kitabını, kendisi 1935 yılında basmıştır. Başlangıçtan, 552 yılında Kök Türk Kağanlığı’nın kuruluşuna – onun deyişiyle Avar Dönemi’nin sonuna- kadar olan dönemi burada yazdı. Kendisi, başlangıçta Zeki Velidi Togan’ın ders notlarından faydalandığını, onun yanında daha birçok araştırmaya el attığını belirtmektedir.

Daha sonra malum hadiseler: 1944 yılındaki Irkçılık-Turancılık davaları, tabutluklar, bir yıla yakın içeride yatması ve sonunda beraat etmesi… 1944 hadiselerinde üç büyük tarihçi bir yıla yakın içeride kaldılar: Zeki Velidi Togan, Hüseyin Namık Orkun ve Hüseyin Nihal Atsız. 1945’te beraat edip çıktılar. Beraatından sonra Atsız işsiz kaldı. Belki de Atsız’ın işsiz kalması hem Türkçülük hem de Atsız’ın ilim hayatı için faydalı oldu. “Bozkurtların Ölümü” romanını İstanbul’da -Tophane’de kalıyordu o zaman- yazmaya başladı. Çıktıktan sonra işsiz kalması, Bozkurtların Ölümü’nü yazmasına hız kazandırmıştır.

1946 yılında, Türkiye Yayınevi’nde Bozkurtların Ölümü’nü yayımlandı. Bu eser, Türk Edebiyatı tarihinde, özellikle tarihî romanda, çığır açtı. Bozkurtların Ölümü’nün arkasından, üç yıl kadar sonra çıkardığı “Bozkurtlar Diriliyor” romanı, Atsız’ın; Köktürk tarihini de çok iyi bilmesi sayesinde tarihî olaylarla birebir örtüşmektedir. Romandaki ikinci ve üçüncü derecedeki kahramanlar, kurmaca kahramanlardır. Fakat birinci derecedeki kahramanlar, Çin kaynaklarında birebir mevcuttur.

Atsız'ın Türkiye Yayınevi'nden çıkan Bozkurtlar Diriliyor romanı
Atsız’ın Türkiye Yayınevi’nden çıkan Bozkurtlar Diriliyor romanı

1947 yılına geldiğimizde Atsız hâlâ işsizken Türkiye Yayınevi, Atsız’a bir iş verdi. Tarihî yayınlar için uzman olarak yayınevine alınmıştı.

Türkiye Yayınevi, Türk yayıncılık tarihinde son derece önemli bir yayınevidir. Türkiye’de İlk çocuk mecmualarını ve magazin dergilerini çıkaran yayınevidir. Alfabe değişikliğinden sonra, yeni alfabeleri de ilk defa Türkiye Yayınevi çıkarmıştır.

Yayınevinin sahibi olan Tahsin Demiray, Atsız’ın liseden arkadaşıdır. Atsız’a da, Türkiye Yayınevi’nin yayımlayacağı tarihi eserlere nezaret etme işi verilmiştir. Bu durum, Atsız için çok hayırlı oldu. Bu sayede “Osmanlı Tarihleri-1” adlı kitap, 1949 yılında Türkiye Yayınevi’nin neşriyatı olarak çıktı. Bu kitapta Osmanlı’nın ilk asırlarıyla (14 ve 15. Asırları) ilgili temel 5 kaynağın ilmi yayını var.

Türkiye Yayınevi'nden çıkan Osmanlı Tarihleri-1 isimli kitap. Bu kitaptaki üç kaynağı Atsız doğrudan kendisi yayımlamıştır.
Türkiye Yayınevi’nden çıkan Osmanlı Tarihleri-1 isimli kitap. Bu kitaptaki üç kaynağı Atsız doğrudan kendisi yayımlamıştır.

Bu kaynakların üçünü, Atsız doğrudan kendisi yayımladı. Biri çok meşhur olan “Âşık Paşazade Tarihi”dir. Atsız “Âşık Paşaoğlu Tarihi” olarak kullanır. Âşık Paşaoğlu Tarihi, Osmanlı’nın ilk yılları için en önemli tarihi kaynaklardan biridir. Bu eserin ilk ilmi yayınını yapan kişi Atsız’dır. İkinci kitap, “Osmanlı Sultanları Tarihi”dir. Üçüncü kitap ise “Behcetüttevârîh”. Bu üçüncünün, Türklerle ilgili kısmını Farsça’dan çevirmiştir. Atsız, daha sonra Osmanlı tarihi ile ilgili başka kitap ve takvimlerin hazırlanmasında da büyük katkı sağladı. Atsız işe İslam öncesi Türk tarihi ile başlasa da daha çok Osmanlı dönemi tarihçisidir. Osmanlı dönemini çok iyi biliyordu.

Sonra uzun yıllar kütüphanede çalıştı. CHP iktidarının son yıllarında, Tahsin Banguoğlu Milli Eğitim Bakanı olunca (Banguoğlu da Atsız’ın sınıf arkadaşı) -sözde- öğretmenliğe döndürülmüştü. Banguoğlu’na, Atsız’ın işsiz olduğunu söylemişler. Banguoğlu da Atsız’ın haksızlığa uğradığını anlayarak öğretmenliğe tayin etmişti ama Atsız’ı, mesleğini kısa bir süre yaptıktan sonra, öğretmen kadrosunda Süleymaniye Kütüphanesi’nde uzman olarak görevlendirdiler. Evi Maltepe’deydi, iki buçuk saatte kütüphaneye geliyor, akşam da iki buçuk saatte tekrar evine dönüyordu. Maaşını almak için de aybaşında Haydarpaşa Lisesi’ne gidiyordu. Atsız, sabah akşam çok yol yürüdüğü için kilolu değildi. Bu vaziyette çok fazla eser vermedi ama o mektupların bir kısmı o zaman ortaya çıktı. O sıralarda İstanbul kütüphanelerinde 60 bin civarında Türkçe el yazması var.

Anlayacağınız, Harf İnkılabı’nı yaptığımız sırada % 8 civarında okur-yazardık. Osmanlı Döneminde ciddi okur-yazardık. Kadınlarda % 1, genel olarak % 8. Harf İnkılabı’ndan sonra 6 senede % 20’lere ulaştı okuryazar oranı. ‘Bir gecede cahil kaldı.’ sözlerine itibar etmemek lazım.

Konumuza dönersek; Atsız, İstanbul kütüphanelerinde üç büyük Osmanlı müellifi ile ilgili bibliyografyalar da çıkardı. Demek ki Atsız; tarihçi, dilci, edebiyatçı ve aynı zamanda bibliyograftır. Atsız, Osmanlı tarihini çok iyi biliyordu. Dilci, edebiyatçı olarak Atsız’ın eserleri var. Atsız’ın “Türk Tarihinde Meseleler” kitabını da mutlaka herkesin okuması gerekir. Atsız, bu kitabında Türk tarihinin hangi meselelerinin olduğunu çok açık bir dille ortaya koyuyor. Atsız’ın dili son derece açıktır.

Atsız, Türk tarihinin başlangıcını bir mesele olarak almıştır. Acaba Türk tarihi ne zaman başlamıştır? Sakalarla mı yoksa Hunlarla mı başlamıştır? O zaman Sümer ve Etrüks meselesi yoktu. Kendi görüşü Sakalarla başladığı noktasındadır.

Bir diğer mesele, Türk tarihinin kadrosu meselesidir. Acaba hangi hanedanlar, hangi şahıslar Türk tarihinin içine alınmalıdır. Mesela Cengiz’in kurduğu devlet, Türk Tarih kadrosu içine alınmalı mıdır yoksa alınmamalı mıdır? Atsız, Cengiz’in Moğollaşmış Türk olduğunu kabul ediyor. Cengiz’in ordusunun % 70-80’ini Türkler oluşturuyordu. Çinliler, kökeni ne olursa olsun, hepsini Çin tarih kadrosu içine alıyor. Atsız, ilim adamı olarak oldukça esnek bir biçimde, tarihçiler oturup kurultaylar yapıp bunları tartışmalıdır demiştir.

Diğer bir mesele, Batı Türk Devleti’nin kuruluşu. Atsız “Türk tarihi bir bütündür.” demiştir ama bir anayurttaki Türk tarihi bir de yakın doğudaki Türk tarihi var. Bunun kuruluşu ne zaman? Atsız’ın görüşüne göre 1040 Dandanakan Savaşı ile kurulmuştu. Atsız, bu görüşü için bir de konferans vermiştir. Daha sonra Atsız, Demokrat Parti’nin iktidarda olduğu 1950’lerin başında, bu konferanstan dolayı, yargılanmıştır. Ondan sonra da tekrar kütüphaneye gönderilmiştir.

Malazgirt Savaşı’nı değerlendirmesi önemliydi ama Batıdaki Türk Devletinin bu savaşla kurulmadığını söylüyordu. Atsız, 1176 Miryokefalon Savaşı’na son derece önem verirdi. “Bu savaş Anadolu’da kök saldığımızın ispatıdır. Malazgirt’in tescilidir.” diyordu.

Atsız için, Osmanlı Padişahları kadrosu da ayrı bir meseleydi. Atsız 36 padişahtan fazla Osmanlı padişahının olduğunu söylüyordu. Fetret Devri’nin yaşandığı 1402-1413 yılları arasında, Mehmet Çelebi hükümdar oldu. Bizden öncesini inkâr etmek bizim tarihimizin her devresinde var. Cumhuriyet devrinde öncesini inkâr etmek… Meşrutiyet döneminde öncesini inkâr etmek… Mehmet Çelebi gelince de kendisinden önce padişahlık yapan ağabeylerinin devrini inkâr etmiştir.

Atsız’ın söylediğine göre İkinci Murat’ın ağabeyi Çelebi Süleyman, Edirne’de hükümdarlık yapmıştı. Atsız, Musa Çelebi’nin de iki yıl padişahlık yaptığını söylüyor. Böylece bilinen 36 Osmanlı padişahı, 38’e çıkıyor. Atsız’ın, Osmanlı Padişahlarını tek tek savunan bir yazısı da vardır. Atsız, daha başka tarihi meselelere dokunmuştur.

Atsız’ı sevelim ama eserlerini okuyarak, kendisini okuyarak, fikirlerini bilerek sevelim. Birçok önsöz ve yazısında “Ben bu yazıları bugün için yazmıyorum, gelecek nesiller için yazıyorum.” demiştir. Hakikaten gelecek nesiller için yazmıştır. Atsız’ın kitapları, bugün daha çok basılıyor, şiirleri besteleniyor.

 

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları