Patrikhane ve siyaset: Kavramlar – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______07.12.2018_______

Patrikhane ve siyaset: Kavramlar

Sadi Somuncuoğlu
Aya Yorgi Fener Rum Patrikhanesi

Patrikhane, Ekümenlik ve Yeni Roma

Bizans İmparatorluğunda kilise, iktidarla iç içe geçmiş ve onunla bütünleşmiştir. Bu modelde imparatorun tahtının solunda patriğin tahtı ve din adamları, sağında iktidar sahipleri sıralanmıştır. Bu gelenek de “kilise-siyasi iktidar birlikteliği” olarak “çift başlı kartalla” simgelenmiştir. Fener Rum Patrikhane avlusundaki Aya Yorgi Kilisesi’nin ön yüzünde de iki başlı kartal kabartması yer almış, bu ancak 1988’de Patrikhanenin restorasyonu sırasında bir ikonayla örtülmüştür.

Bizans’ın kilise-siyasi iktidar birlikteliği geleneği sebebiyle bu dönemde çok büyük imkanlara sahip olan Fener Rum Patrikhanesi, devlet yönetiminde de önemli rol oynamıştır. Vergiden muaftı, bunun dışında büyük mali imkanları ve gelir getiren gayrimenkulleri vardı. Ayrıca toplumun sosyal faaliyetlerini düzenliyor, evlenme ve cenaze işlerini organize ediyordu. Patrik aynı zamanda adli konulara da bakıyor, bir bakıma yargıçlık görevini yerine getiriyordu. Kilise, suç işleyenleri bile koruyacak kadar güce sahipti. Suçlu şayet kiliseye sığınır ve kutsal sayılan bölüme girer ise asker veya o dönemin asayişten sorumlu ünitesi suçluyu alıp, götüremiyordu. Kilise, devlet adamlarının atanma­larında veya görevden alınmalarında da büyük söz sahibi idi.

Osmanlı döneminde de patrikler, Padişahlardan alınan imtiyazlarla, bir Bizans Kralı gibi davranıyor ve öyle muamele görüyordu. Patriğin emrinde dini konularda çalışan Sinod Meclisine ilave olarak Cısmani Meclisi kurulmuştu. Patrikle görüşebilmek ancak mabeyinciler vasıta­sıyla mümkün olabiliyordu ve patrik göğsünde daima iki başlı Bizans kartalını taşıyordu.

Yunanistan ve Patrikhane arasındaki ilişki ise hiçbir dönemde azalmamıştır. Çünkü her ikisi de Megali İdea peşinde olmuştur. Yunanistan, dünya platformunda eski Bizans’ın haklarının savunucusu rolünü oynarken, Bizans’ın varisi gördüğü ve göstermek istediği Patrikhane, Bizans’ın bayrağını ve mührünü muhafaza etme iddiasında olmuştur. Yunanlıların İzmir’i işgalinden sonra 1921’de buraya gelen Yunan Kralı Konstantin ile Efes Başpiskoposu arasında geçen konuşma, değil Patrikhane’nin, Efes Metropolitliğinin dahi kraliyetten ne kadar önde ve ağırlıkta olduğunun bir örneğidir. Kral Konstantin, “Şurası doğru ki muhterem peder son sevindirici olaylar ordumuzun zaferiyle çok güçle­nen Kiliseye gerektiği gibi teşekkür etme fırsatı bırakmadı bize. Ama şimdi emrinizdeyim…” demiş, Efes Başpiskoposu da Kral’a, “Majeste, ordu görevini tamamlamadığı sürece, özellikle bugün kilisenin başka evlatları kurtarılmayı beklerken bizim yakınmamız doğru olmaz.” karşı­lığını vermiştir.

Yunanistan-kilise bağlantısı ile bunun anlamını Niyazi Berkes, şöyle özetlemiştir:

“…Kilise Yunan milliyetçiliğinin asıl temsilcisi olarak kaldı. Yunan milliyetçiliğine gıda veren kaynak ne Eflatun ve Aristo’nun Hellas’ı, ne de Batı Avrupa’nın liberal ve sosyalist fikirleridir. Yunan milliyeti en başarılı şekilde papaz teokrasisinin yaratığıdır. Bizde yobazlar, ulusal duygulara her zaman yabancı kalmışlardır. Yunanlılarda ise ulusçuluğun rehber ve bekçileri papazlar olmuştur. Kiliseyi ve Ortodoksluğu yok farz ediniz. Yunan ulusunun birlik içinde bir ulus olarak ayakta durabileceği şüphelidir. Türk ulusçuluğu, Halife teokrasisini önleyebildiği zaman mümkün olabildi. Yunanlılarda ise bunun tersi olmuştur.” [1]

Herkes, bu tezini Rum yazar Adamantios Polyzodies’ın Türkiye hakkında 1924’te Amerika’da çıkmış olan kitabında yazdığı şu görüşlerle de desteklemiştir:

“İstanbul’un zaptından sonra Rumlar hayli din özgürlüğüne kavuştular. Bu özgürlüğü hem eğitsel, hem yurtsever amaçlar için kullanma açıkgözlülüğünü gösterdiler. Her Rum kilisesi bir gizli okul, her papaz bir öğretmen oldu…Herkesin bildiği olay şudur ki, Rum kilisesi olmasaydı bir Yunan ihtilali ve bir Yunan bağımsızlığı olamazdı.  Bu olay bize Rum milletinin neden kiliselerine bu kadar bağlı olduğunun sebebini gösterir. Bu kilise salt bir dini kurum olmaktan fazla bir şeydir, çünkü o her zaman Yunan ırkının gelenekleriyle, hayalleriyle ve özlemleriyle bir görülmüştür.”[2]

Ortodoks kiliselerinin en temel özelliği, işte böylesine idare ve siyaset içinde yer almaları, kurdukları lobiler ve sivil toplum örgütleri ile uluslararası düzeyde Helenizm politikası için çalışmalarıdır. “Ekümenik patrikhane” liderliğindeki evrensel kiliseler ağı böyle oluşmuştur. Patrikhanenin büyük devletler nezdinde ki ağırlığının en önemli sebebi de bu güçlü ağdır.

Ekümenlik-evrensellik unvanı

Fener Rum Patriği’nin resmen kullandığı, ABD ve AB’nin de tanımamızı istediği, “ekümeniklik” kavramı ise Ortodoks kiliseler arasında bir koordinatör rol oynaması ve diğer kiliselerin yetki alanları dışında söz sahibi kabul edilmesi anlamına gelmektedir. Yani Fener Rum Pat­riği, “ekümen” sıfatı ile Türkiye dışında da yetki alanlarına sahiptir. Buna göre İstanbul Başpiskoposu, evrensel patriktir ve bütün Hıristiyan Ortodoks Kiliselerin yüce başı olarak, inanç ve Hıristiyan ahlakı ile kilise hukukuna kadar tüm konularda özerk Ortodoks kiliselerinin başlarıyla görüşmelerde bulunabilmektedir. Bu konularda “evrensel patriğin” görüşü ve yetkisi üstün sayılmaktadır. Patrik ayrıca kendi kilisesine bağlı olan başpiskoposları atamakta, dinsel atama törenleri yapmakta, bunları yargılayıp, görevlerine son vermekte, başpiskoposların yetkilerini aşan bütün kilise sorunlarını çözümlemektedir.

Ortodoksların dini işleri ile ilgilenmesi gereken bir kuruluş olmasına rağmen, bünyesinde bulundurduğu personel sayısı bakımından da uluslararası bir kuruluş gibidir. Dini işlerle ilgili personelin dışında mimar, mühendis, hesap uzmanı, hukuk danışmanı, özel doktor, film ve fotoğraf elemanı, gazeteci ve teknisyenlerin maaşı patrikhane tarafından ödenmektedir [3]. Sayısı 1500-2000’e düşmüş cemaatten toplanan para ile bu hizmetlerin döndüğünü söylemek mümkün olmadığına göre bir yerlerden destek geldiği ortadadır. Buna Patrik Bartholomeos’un dünyanın bir ucundan, diğer ucuna yaptığı hayli masraflı ziyaretler de eklendiğinde, “suyun kaynağının” sorulması kaçınılmaz hale gelmektedir. Ancak Patrikhane çok ilginç bir şekilde parasızlıktan şikayet etmektedir. Mesela Bartholomeos’un, Reuters ajansına verdiği demeçte [4], Türkiye’de din özgürlüğünün kısıtlı ve yüzeysel olduğundan şikayet etmesine tepki gösterilmesi üzerine, Peder Dositeos, demecin bir bölümüne dair ifadenin haberde eksik kullanılmasının yanlış anlamalara sebep olduğunu bildirmiş ve “Metnin tamamında kastedilmek istenen Türkiye’de Rum Ortodoks cemaatinin ibadet özgürlüğünün sınırsız olduğu ancak vakıfların ellerinden alınması sebebiyle yaşanan ekonomik sıkıntıdır.” demiştir. Peder Dositeos açıkça, “Elektrik, su faturalarını ödeyemeyen bir kilisenin yaşamını sürdürebilmesi düşünülemez. Paranız yoksa özgürlük neye yarar? Bunlar hükümet tarafından bilinmeyen şeyler değil. Bu ihtiyaçlarımızı daha önce liste halinde hükümete de bildirdik. Ancak hiçbir cevap alamadık.” şikayetinde bulunmuştur [5].

Patrikhane kuruluş şemasına göre, 17 devlet içinde patriklik, otosefal ve otonom kilise gibi üç ayrı derecede örgütlenmiştir. Sadece İstanbul’daki Ortodoks kiliseleri değil, ABD, Avustralya, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya, Belçika, İsveç, Yeni Zelanda, İsviçre, İtalya metropolitlikleri, Ayanaroz manastırları, Girit Başpiskoposluğu (7 met­ropol), 12 ada metropolitliği (4 metropol, 1 manastır) doğrudan Fener’in yönetim ve denetimine bağlıdır. Fener Rum Patrikhanesi, bunların derece yükselmelerine karar veren ana kilise olduğu gibi, bunlardan oluşan Ekümenik Konsey’in başkanıdır. Söz konusu kiliseleri yöneten başpiskopos, piskopos ve metropolitleri atamak ve çalışmalarını denetlemek de Patrikhane’nin yetkisindedir. Bu gibi unvanlarla 80 kadar üst düzey görevlinin Patrikhane memuru olarak yurtdışı temsilciliklerinde görev yaptığı bildirilmektedir [6] Özellikle ABD’de etkili çevreler, bu temsilcilerin “büyükelçi” muamelesi görmesini talep etmektedirler.

Patrikhanenin yapılanmasında 26 komisyon bulunduğunu, bunların içinde “Patrikhane’ye bağlı Yurtdışı Bölgeler ve Ortodoks Misyoner­liği, Patrikhaneye Bağlı Yurtdışı Kurumlar, Manastırlar, İslam’la Diyalog” gibi komisyonlar olduğunu da vurgulamamız gerekmektedir. [7] Bu komisyonların adı dahi tek başına Patrikhane’nin yönetim ve siyasi gücünü göstermeye yeterlidir, tam anlamıyla Vatikan benzeri bir örgütlenmeye gidildiği anlaşılmaktadır.

Tüm bu yapılanma şeması ve dünya genelindeki örgütlü güç, Fener Rum Patrikhanesi’ni giderek bir devlet hüviyetine büründürmektedir ki, nihai hedef de gerçekte budur. Böyle bir hedefin olmadığını peşinen reddedenlerin öncelikle, Patriğin gittiği her ülkede neden devlet başkanı muamelesi gördüğü, resmi yazışmalarında kullandığı “Archbishop of Costantinoplea, New Rome and Ecumenical Patriarch-İstanbul, Yeni Roma ve Evrensel Patriklik Başpiskoposu” sıfatının ne anlama geldiği, özellikle de ‘Yeni Roma’ın neresi olduğu sorularını cevaplandırmaları gerekmektedir.

Patrikhaneye göre Yeni Roma

Yeni Roma’nın neresi olduğu Patrikhanenin www.patriarchate.org adresindeki internet sitesinde anlatılmaktadır. Bu ilginç sitede ilk dikkat çeken husus, açılış sayfasında, bilgilerin güncelleşmediği, bu sebeple Yunanistan Ekümenik Patrikliği resmi sitesinden yararlanılabileceği uyarısının yer almasıdır. İngilizce ve Yunanca dillerindeki sitede, Patrikhane ile irtibat adresi, telefon ve faks numaraları ise İstanbul olarak gösterilmektedir. Bu durum, bir Türk kurumu olan, olması gereken Patrikhanenin, söz konusu gerçeği, dolayısıyla Lozan’ı nasıl dikkate almadığının en somut örneklerinden birisidir. Bartholomeos, mecbur kaldığında, “Patrikhane’nin durumu Türkiye ile Yunanistan ya da Kıbrıs arasındaki ilişkilere göre belirlenemez. Biz Türkiye’nin vatandaşlarıyız, bu toprakların parçasıyız, ölülerimiz de burada. Kimseye (başka yere gidin) deme hakkını tanımayız.” [8]. diye meydan okusa da, öz geçmişi ile ilgili bölümde 7 dil bildiği yazılırken, ilk sırada Yunanca, ikinci sırada İngilizce’nin belirtilmesini, Türkçe’nin ise ancak üçüncü sırada yer almasını, Patriğin gerçek aidiyet hislerine ilişkin bir gösterge olarak yorumlamak mümkündür. Bartholomeos’un öz geçmişinin ilk cümlesinin, “Dünya çapında 300 milyon Hıristiyan Ortodoks’un ruhani lideri” diye başlaması da başlı başına önemlidir.

Sitede yer alan İstanbul ekümenik patrikliğinin tarihi ve bugün dünyadaki rolüne” ilişkin özet bilgide, İstanbul Patrikliğinin Ortodoks kiliselerinin ruhani merkezi olduğu, Kıbrıs, Yunanistan, Kudüs, Rusya, Sırbistan, Romanya, Bulgaristan ve Gürcistan başta olmak üzere birçok kilisenin ana kilisesi olduğu belirtilmektedir. Patrikhanenin, Pan-Ortodoks karakteri ile Ortodokos kiliseleri arasındaki ilişkiyi koordine ettiği, ayrıca Ortodokslar ve diğer Hıristiyan kiliseleri ile dünya dinleri arasında bağlantı kurduğu anlatılmaktadır.

Aynı sitede yine istanbul ekümenik patrikliği” ile ilgili olarak Paul Nathanail tarafından yazılan ve Yunan Basın Bakanlığı’ndan alındığı görülen bir makalede de, Vatikan’ın Katolik Hıristiyanların, İstanbul Patrikliğinin ise Ortodoks Hıristiyanların kalbi olduğu ifade edilmektedir. Yeni Roma’nın neresi olduğu sorusunu da cevaplandıran bu makalede, “Ortodoks Hıristiyanların Başkent Roma’dan Bizans’a (New Rome-Yeni Roma) göç ettiği ve burasının İstanbul olduğu” kaydedilmektedir.

Görüldüğü gibi Patrikhaneye göre, Yeni Roma=Bizans’tır. Patrik Bartholomeos’un “Archbishop of Costantinoplea, New Rome and Ecumenical Patriarch-lstanbul, Yeni Roma ve Evrensel Patriklik Başpiskoposu” şeklindeki unvanında İstanbul belirtilmiştir. Bu durumda Yeni Roma, Marmara Adalarını da içine alan Bizans anlamında kullanılmaktadır. Böyle olunca da Bartholomeos’un unvanını tam olarak “İstanbul, Bizans ve Evrensel Patrikliğin Başpiskoposu” diye okumamız gerekmektedir. Bu ise Lozan’ın A’den, Z’ye yok sayılmasından başka bir şey değildir.

Yunanistan’ın da, “Bizans’ın varisi olarak Grek Devletinin kurulmasına ön ayak olduğu için Patrikhaneyi uluslararası güvence altına aldığı” ve bunu Anayasasına yazdığı bilinmektedir. Bartholomeos’un, artık yalnız yurt dışında değil, yurt içinde de kullanmaya başladığı bu unvanın Türkiye’ye resmen kabul ettirilmesi halinde iki sonuçla karşılaşılacaktır. Bunlardan birincisi, Yunanistan’ın Bizans İmparatorluğu’nun varisi olduğudur. Oysa Osmanlı, Bizans İmparatorluğu yıkıldığında ne Grek Devleti, ne Yunanistan, ne de varisi vardı. Ancak Yunanistan olmayan bu varislik iddiasını kabul ettirdiği takdirde sıra ikinci aşamaya gelecektir. Bu da, Batı’nın desteği ve katliamlarla Osmanlı’dan alınan topraklarda kurulan ve aynı yöntemlerle yine daima Osmanlı’dan aldığı topraklarla büyütülen Yunanistan’ın, geçmişte Bizans İmparatorluğu’nun hakim olduğu yerlerde de varis iddiasıyla hak talep etmesidir ki, bu yerlerin başında İstanbul gelmektedir.

Patrikhanenin ekümenliği ile ilgili tartışmalarda, adeta Fatih Sultan Mehmet’in, bu sıfatı tanıdığı gibi bir izlenim verilmekte, hatta bazı televizyon programlarında, daha da ileri gidilerek, bunun gerçek olduğu iddia edilmektedir. Ancak patrikhanenin sitesinde dahi buna ilişkin tek bir ima olmadığı gibi, ekümenliğin tarihçesi anlatılırken, özellikle Fatih dönemine ilişkin bilgilerde bu konu es geçilmektedir. Nitekim makalesinin Patrikhanenin sitesine konması uygun bulunan Paul Nathanail de yazısının devamında, Patrikhanenin kademeli olarak iki karakter kazandığını, bir yandan Ortodoksların başı olduğunu, diğer yandan Ortodoks Yunan halkının sözcülüğünü yaptığını, Osmanlı imparatorluğu döneminde ikinci rolün daha fazla ön plana çıktığını belirterek, şöyle demektedir:

“1261-1453 arasında iki asır boyunca Patrikhane daha fazla Yunan karakteri kazanmıştır. Osmanlı Türklerinin gelişi ile birlikte de Patrikhanenin tarihi değişmiştir. İstanbul Osmanlı Türklerinin başşehri olduğunda Patrikhane farklı koşullardaydı. Tüm dünyadaki Ortodoks kiliselerinin başı olmaya devam ediyordu ama artık oturduğu şehir bir Hıristiyan devletin şehri değildi. II. Mehmet, Patrikhanenin varlığını garanti altına aldı ve tüm Osmanlı imparatorluğunda^ Ortodoksların ruhani lideri olarak kabul etti.”

Nathanail makalesinde, “18. yüzyılın sonunda, 19. yüzyılın ilk yarısında Yunanlılık ve Patrikhane, kültür ve eğitimin canlanmasında etkili rol oynamıştır. Bu canlanma nihayet 1821 ayaklanması ve bağımsızlık savaşında zirveye ulaşmış ve modern Yunan devletinin yaratılması ile sonuçlanmıştır. Patrikhanenin pozisyonu son derece zordu Ve Patrik Gregory Yunan ayaklanmasında bağlantısı olmakla suçlanmış ve Patrikhanenin ana giriş kapısında asılmıştır. Vücudu Boğaz’a atılmış fakat birkaç gün sonra sahilde bulunmuştur.” diyerek, Patrikhane ile Yunanistan arasındaki ilişkiyi de gözler önüne sermektedir.

1912-1922 dönemindeki trajedi ve ihanetleri, “Yunanistan ve Türkiye arasındaki tansiyonun yükseldiği, birbirini izleyen savaş ve krizlerin düşmanlık atmosferi yarattığı, bunun Türkiye’deki Yunan nüfusunun kitleler halinde göçüne yol açtığı” şeklinde geçiştiren Nathanail, “Sonuçta yeni Türkiye Cumhuriyetindeki Ortodoks nüfusun hızla azaltıldığını ve Ekümenik Patriğin rolünün sınırlandırıldığını” söylemektedir. Makalenin son bölümü ise Patrikhanenin gerçek misyonu ile hedefleri ve buna ulaşmak için yapılan çalışmaların yanı sıra Türk hukukunu tanımadıklarının itirafı gibidir ve özetle şunlar anlatılmaktadır:

‘Türk devletinin 1923’ten beri izlediği politika, Patrikhanenin ekonomik gücünün ve nüfusun iyice azaltılmasıdır. Başarıyla takip edilen bu politikada devlet, ekümenik patriklik için halen devam eden pek çok sorun da yaratmıştır. Türkiye’de Patrikhanenin kaldırılması veya başka bir ülkeye taşınmasını tercih eden politik güçler bulunsa da, Patrikhanenin uluslararası statüsünün farkında olan ve bu rolün Türkiye’nin menfaatine olduğunu bilen ılımlı güçler de vardır. Gerçekte Türkiye’deki Ortodokos cemaat yok olmak üzere olsa da, Patrikhane hala Yunan diasporasının ihtiyaç duyduğu ve yöneldiği ruhani güçtür. ABD, Avusturalya ve diğer ülkelerdeki cemaatler ekümenik patrikliğin otoritesinin yönetimindedir. Kısacası dünyadaki 250 milyonluk bir Ortodoks kütlesi özerk(otonom) Patriklik ile bağlantılıdır. Hepsi de Patriğin, onların ruhani üst lideri olduğunu bilmektedir. Türk yetkililer, Türk kanunlarına göre, Patrikhanenin İstanbul’da fonksiyonu olan bir dini birlik olduğunu düşünmekte, Patriğin Türk vatandaşı olmasında ısrar etmekte ve tüm dünyadaki Ortodoksların değil, küçük bir Ortodoks cemaatin üyesi olduğunu düşünmektedirler. Bu sınırlamalar gelecek için çok ciddi problemler yaratmaktadır. Bu arada Ruhban Okulu kapalıdır ve faaliyetine izin verilmemektedir. Sonuçta Patrikhane uzun süre bu pozisyonda kalamayacak ve dini eğitimini yapamayacaktır. Patrik Bartholomeos, Türk yetkililer nezdinde okulun yeniden açılmasına izin verilmesi ve burasının Uluslararası Teoloji Merkezi olması çalışmalarını sürdürmektedir. Patrik, şüphesiz bu derin anlamı olan misyonunu kavramış ve birçok ülkeyi ziyarete başlamıştır. Özellikle Avrupa Birliği bölgesinde önemli rol oynayacağının şuurundadır. Bartholomeos, AB’nin merkezi Brüksel’i ziyaret etmiş, Avrupa Parlamentosu’nda etkileyici bir konuşma yapmıştır. Avrupa ülkelerini doğrudan etkileme ziyaretleri de sürmektedir.”

  1. Uğur YILDIRIM, Dünden Bugüne Patrikhane, Kaynak YayınIarı-2004.
  2. Uğur YILDIRIM a.g.e.
  3. Sami EMİRHAN, Fener Rum Patrikhanesinin Dünü-Bugünü Yarını, Harp Akademileri Yayını.
  4. Hürriyet-Milliyet, 9 Ağustos 2004.
  5. Hürriyet, 10 Ağustos 2004.
  6. Zeki BALOĞLU, Grek Devleti, Patrikhane ve Rahipler Okulu, Harp Akademileri Yayım.
  7. Elçin MACAR, Cumhuriyet Döneminde İstanbul Rum Patrikhanesi (İleti­şim Yayınlan, l.baskı-2003).
  8. Milliyet, 20 Temmuz 2004.

 

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları