Putin de bunu yaparsa Kırım Türklerinin hâli nice olacak? – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______28.11.2018_______

Putin de bunu yaparsa Kırım Türklerinin hâli nice olacak?

Sadık Rıdvan Karluk
Kırım Tatarları’nın ana vatanlarından sürgün edilişinin 74. yıl dönümünden.

ABD ve Avrupa Birliği ile son zamanlarda gerginleşen ilişkilere karşı Rusya ile sıcak temas acaba Türkiye’de bir eksen kayması mı oluyor sorusunu akla getirmiştir. Metropoll araştırma şirketi  2017 Ekim  2017’de  açıkladığı “Türkiye’nin Rusya ile askeri bir ittifak içinde olmasını destekler misiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 53.9’u “Evet” cevabını vermiştir.

Rusya’yı dost olarak görenlerin oranı Şubat 2016’da yüzde 6.6 iken bu oran Eylül 2018’de yüzde 24.2’ye çıkmış, düşman görenlerin oranı ise 79.6’dan 61.1’e gerilemiştir. ABD’yi dost görenlerin oranı yüzde 13.2’den yüzde 2.9’a düşmüş, düşman görenlerin oranı 66.7’den 89.2’ye  yükselmiştir.

Türklerin Rusya’ya bakış açısının değişmesi Batı ile ilişkiler açısından tehlikeli mi?

Bu eğilimin sürmesi  durumunda önümüzdeki dönemde Türkiye ile Rusya’yı  birbirine yakınlaştıracak, belki de Türkiye’de bir eksen kayması gündeme gelebilecektir.

Bu yakınlaşma Türkiye’nin Batı ile ilişkileri açısından bir kopma yaratabilir. Bu gelişme Türkiye’nin yararına değildir. Rusya ile siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi hiçbir zaman Batı’dan kopmak anlamına gelmemelidir.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 22 Kasım 2018 tarihinde Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Siyasi Diyalog Toplantısına ev sahipliği yapmıştır. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu AB Komiseri Johannes Hahn’ın katılmıyla gerçekleşen toplantıda Çavuşoğlu,”Türkiye AB’ye aday ülkedir, hedefimiz tam üyelik… Karşımıza siyasi engeller çıkarılmamalı, bunlar sadece Türkiye’nin değil AB’nin büyümesine, refahına bir engel getiriyor… Vize serbestliği için 7 kriter kalmıştı, şimdi 6’ya düştü…Avrupa Birliği üyesi ülkelerden terörle mücadelemize daha fazla destek bekliyoruz.”  demiştir.

AB Yüksek Temsilcisi Mogherini “Türkiye aday ülkedir ve stratejik ortaktır.” derken Hahn ise “Bazı alanlarda farklı görüşlere sahibiz. Müzakerelere başlamazsak, bunun kaçırılmış bir fırsat olacağını düşünüyorum, bu her iki tarafın da çıkarına.”  açıklamasında bulunmuştur.

Bu ne yaman çelişki!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birinci Dünya Savaşı’nın sona erişinin 100’üncü yıl dönümü vesilesiyle Fransız Le Figaro gazetesinde 11 Kasım’da yayınlanan makalesinde “Türkiye olarak Avrupa tarihinin en önemli barış projesi olan Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefimize yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” derken ‘9 Mayıs Avrupa Günü’ dolayısıyla yayınladığı mesajda Avrupa Birliği üyeliğini Türkiye için stratejik hedef olarak nitelendirmiştir. Fakat burada bir çelişki vardır; AB’ye üyelik (tam üyelik değil, sadece üyelik, üyeliğin tamı yarısı olmaz) için çalışmalarımızı sürdüreceğiz ama üyelik sürecinde tüm aday ülkelerde müzakereleri yürüten Avrupa Birliği Bakanlığını kapatacağız. Bu yaman bir çelişkidir.

Cumhurbaşkanı Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ile heyetler arası görüşmelerin ardından 17 Ekim’de  düzenledikleri ortak basın toplantısında Avrupa Birliği’ne  çok sert  çıkış yapmıştır. Almayacaksanız açıklayın şu işi. Ne biz sizi meşgul edelim, ne siz bizi meşgul edin.” Erdoğan minderden kaçanın Türkiye olmayacağını da söylemiştir.

Sayın Erdoğan 20 Kasım’da, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasını talep eden AİHM’nin kararı için “Bizi bağlamaz. Biz karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz.” yorumunda bulunmuştur.

Bunun üzerine Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Cihangir İslam Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da AİHM’e üç defa başvurduğunu hatırlatmıştır: “Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 1999-2003 yılları arasında üç defa haklı olarak AİHM’e başvurduğunu görüyoruz. Türkiye’de yargı ne yazık ki siyasetin ağır tahakkümü altında ve özellikle siyasilere, adeta bir şantaj, baskı aracı olarak da kullanılabiliyor.”

Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamaması diye bir şey söz konusu olamaz. Bakanlar Komitesi’nin uyarıları sonuç vermezse, iş üyelikten ihraca kadar gider. Kararın uygulanmamasının yeni bir ihlali olacak bu durumda Türkiye’ye yönelik baskılar artar. Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi, Bakanlar Komitesi kararını uygulatmak için gerekli tedbirler alır, kararı sorar, işlem yapılmamışsa Dışişleri bakanından bilgi talep eder. Eğer bir sonuç  alınmazsa Türkiye Konsey üyeliğinden çıkarılır. Bu konudaki en çarpıcı örnek, Abdullah Öcalan yargılamasında Anayasa değişikliği yapılarak Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden askeri yargıçlar çıkarılmasıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi de dahil olmak üzere, mahkemeler tarafından yeterli hiçbir gerekçe sunulamadığı için İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin kişi özgürlüğü ve güvenliğini güvence altına alan 5’inci maddesinin 3’üncü fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin 46’ncı maddesi uyarınca başvurucu Demirtaş’ın hakkında yeni bir delil olmadığı sürece, özgürlüğünden alıkonulmasının tespit edilen ihlallerin devamı anlamına geleceğini belirtmiş, Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasını istemiştir.. (Demirtaş v. Türkiye Selahattin Demirtaş v. Turkey (No. 2) (Application no. 14305/17) Judgment, Strasbourg, 20 November 2018 (http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-187961)

AİHM’nin kararları Madde 46’ya göre bağlayıcıdır. “Kararların bağlayıcılığı ve infazı Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.”  Ayrıca 2004 yılında Anayasanın 90’ncı maddesinin son fıkrasına, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletler arası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletler arası antlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü eklenmiştir.

Önemli bir hatırlatma!

AİHM’nin 25 Eylül 2017 tarihinde Kırım’ın Rusya  aleyhine aldığı kararı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de tanıyorum derse, Türkiye hiç sesini çıkarmayacak mı?: (Situation of human rights in the temporarily occupied Autonomous Republic of Crimea and the city of Sevastopol (Ukraine) Crimean Tatars by putting in place a mechanism facilitating recognition of their property rights. 25 September 2017 Human Rights CouncilThirty-sixth session 11-29 September 2017 Agenda item 10 )

AİHM’in kararı, Kırım’ın uluslararası hukuk yok sayılarak işgal edilmesi sonucunda insan hakları ihlalleriyle ilgilidir. Kararın Kırım’la ilgili maddeleri şöyledir:

  • Mülkiyet hakkına ve özel mülkiyete el koyma yasağına saygı gösterin; Kırım Tatarları için mülkiyet haklarının tanınmasını kolaylaştıran bir mekanizma kurarak bu hakları tanıyın,
  • Genel Kurul Kararı 71/205 uyarınca, uluslararası insan hakları izleme misyonlarının ve insan hakları sivil toplum kuruluşlarının Kırım’a engelsiz erişimini sağlayın,
  • 68/262 ve 71/205 sayılı Genel Kurul Kararları uyarınca, Kırım’da Ukrayna yasalarını uygulayın, güvenlik güçleri üyelerinin kötü muamele, işkence, kaçırma, kayıplar ve cinayet iddialarının etkili bir şekilde soruşturulması yoluyla insan hakları ihlalleri ve suiistimalleri için hesap verebilirliği temin edin,
  • Suç işleten failleri adalete teslim edin ve mağdurlara tazminat ödeyin,
  • Uluslararası insan hakları hukukuna uygun olarak Kırım topraklarının sakinlerini Rusya Federasyonu silahlı kuvvetlerinde görev yapanlara karşı koruyun,
  • Rusya Federasyonu’nun sivil nüfusunun Kırım’a göç yasağına uymasını temin edin,
  • Rusya Federasyonu topraklarına sürgün edilen kişilerin Kırım’a geri gönderilmesi için gerekli önlemleri alın,
  • Kırım’ın işgalinden önce işlenen fiillere ceza yasalarının geriye dönük olarak uygulanmasını durdurun, muhalifleri baskı altına almak ve tehdit etmek için kolluk kuvvetlerini ve adalet sistemini kullanmaktan kaçının,
  • Kırım’a seyahat özgürlüğünün sağlanması ve Rusya Federasyonu göçmenlik kurallarına göre Kırım sakinlerinin sınır dışı edilmesine son verin,
  • Aşırılık, terörizm ve ayrılıkçılık üzerine serbest konuşma ve barışçıl davranışı suç haline getiren yasaları kaldırın,
  • Kırım’ın statüsüyle ilgili olarak muhalif görüşlerin ifade edilmesi için tutuklanan ve suçlanan herkesi serbest bırakın,
  • Kırım Tatar topluluğunun Meclis de dahil olmak üzere temsilci kurumlarına ilişkin sınırlamaları kaldırın,
  • Ukrayna dilinde eğitimin elverişli olmasını sağlayın ve Kırım Tatarları ve Ukraynalılar da dahil olmak üzere Kırım’daki tüm etnik toplulukların kültürlerini, geleneklerini, kimliklerini sürdürmelerini, geliştirmelerini ve önemli olayları anmalarını sağlayın;
  • Rusya Federasyonu pasaportu olmayanlar da dahil olmak üzere tüm Kırım sakinlerinin, ayrımcılık yapılmaksızın istihdam, sağlık bakımı, mülk ve kamu hizmetlerine erişimini kolaylaştırın,
  • Mülkiyet hakkına ve özel mülkiyete el koyma yasağına saygı gösterin,
  • Kırım Tatarları için mülkiyet haklarının tanınmasını kolaylaştıran bir mekanizma kurarak güvenliğini sağlayın,
  • İfade, barışçıl toplanma, dernek, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü haklarının ırk, milliyet, siyasi görüş veya etnik köken de dahil olmak üzere her türlü ayrım gözetmeksizin, Kırım’daki herhangi bir kişi ve grup tarafından uygulanabilmesine imkan tanıyın.

Türkiye’de yüz binlerce Kırım Türkü yaşamaktadır. Bunlar; Kırım’daki soydaşlarını insan hakları suiistimallerinin önlenmesi için çaba gösterirken Putin’in AİHM’nin kararlarını tanımamasını hoş karşılamazlar. Kırım Tatar  Türklerinin lideri, Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Tatarlarından Sorumlu yetkilisi, Ukrayna milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, 4 Temmuz 2017 tarihinde Ankara’ya gelerek Ukrayna ve Polonya’nın Türkiye Büyükelçileri ile bir toplantı gerçekleştirmiştir.

Toplantıda Rus işgali altındaki Kırım’da insan hakları ihlalleri ele alınmıştır. İnsan hakları ayırım gözetmeksizin bütün insanların kullanacağı hak ve özgürlükleri içerir. Bu haklar insan olmalarından dolayı ve insanlık onurunun gereği olarak sahip olmaları gereken haklardır.

Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız  merhum Süleyman Demirel’in  Mayıs 1998’de Kırım ziyaretinde söylediği şu sözleri unutmamak gerekir: “Tarihin karanlık bir döneminde zorla, yaşadıkları topraklardan koparılmış olan Kırım Tatarları’nın yeniden anayurtlarına dönmeleri, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün küresel bir mutabakata dönüştüğü zamanımızın ruhuna uygun bir tarihi gelişmedir.”

Tarihte Rus Çarlığı ile Osmanlı, Rusya ile Türkiye hiçbir dönemde gerçek anlamda dost olmamıştır.  Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Kırım dahil Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri Rusya ve Türkiye arasında bir rekabet alanı olmuştur.

Pireye kızıp yorgan yakmak…

Kırım Tatar Türkleri, Rus esaretine girdikten sonra gördüğü zulüm ve haksızlıklardan dolayı büyük gruplar halinde Kırım’dan ayrılmaya başlamışlardır. Zorunlu göçe 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması zemin hazırlamıştır. Anlaşma ile Kırım Hanlığı bağımsız bir bölge olarak Osmanlı Devleti ve Rusya tarafından kabul edilmiştir. Bunu fırsat bilen Rusya, Kırım Hanlığını yok etmek için girişime başlamış ve Kırım’ı 10 Nisan 1783 tarihinde  ilhak etmiştir.

Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet isimli kitabında bağımsızlık adı altında  Rusya’nın Kırım Tatarları üzerine sağlamış olduğu himaye hakkı ile Kırım’ı manen istila ettiğini yazmıştır. Rus Çariçesi II. Katerina’nın Hanlık tahtından Devlet Giray’ı indirip yerine himaye ettiği Şahin Giray’ı getirmesi üzerine Osmanlı Padişahı I. Sultan Hamit, “Rusların asıl amacının Kırım’ı ilhak etmek olduğunu” açıklayarak bir tarihi gerçeğin altını çizmiştir.

Rus Çariçesi II. Katerina’nın generali Grigoriy Aleksandroviç Potemtekin, Karasu Bazar’da II. Katerina’nın Kırım’ı kendi ülkesine kattığına ilişkin bir bildiri yayınlamış, Kırım Tatarlarından bu duruma razı olmayıp gitmek isteyenlere yollarının açık olduğunu açıklamıştır.

Dönemin Rus Çariçesi II. Katerina’nın Kırım politikasının sonucu olarak Tatarlar 1810, 1840, 1855, 1860, 1874, 1880 ve 1905 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’na göç ederken, yerlerine Ruslar iskan edilmiştir. Büyük göç dalgası 20’nci yüzyıla kadar devam etmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nın çıktığı döneme kadar Kırım’da 1921 ve 1922 yıllarında büyük açlık yaşanmıştır. Bunun sonucunda 100 bin kişi hayatını kaybetmiştir. Açlıktan ölenlerin  yüzde 60’ı Tatarlardandır. Savaşın bitmesine yakın 8 Nisan 1944 tarihinde Bolşevik Kızıl Ordu Birlikleri Alman işgalindeki Kırım’a girerek Tatarları cezalandırılmaya başlamış, onları Almanlarla işbirliği yapmakla suçlamıştır. 17-18 Mayıs 1944 gecesi Kızıl Ordu’nun mekanize birlikleri Kırım  Tatarlarını yanlarında çok az eşya ile birlikte trenlere doldurarak sürgüne göndermiştir.

Havalandırması olmayan yük vagonlarına bindirilen binlerce Kırım Tatarı Orta Asya’ya sürülmüştür. Taşkent, sürgün kurbanlarının dağıtım merkezi olmuştur. Sürgüne gönderilen Tatarlarda erkeklerin azlığı, bir kısmının Kızıl Ordu ve partizan gruplarında görev alması, bir bölümünün de Almanya’ya götürülmesine bağlanabilir.

Rus-Sovyet rejimi tarafından sürgüne gönderilen Tatarların yarısı 22 gün süren yolculuk ve sonrasındaki bir kaç ay içinde soğuk, hastalık ve açlıktan hayatlarını kaybetmiştir. Anlatılan odur ki, Arabat adlı balıkçı köyünün ahalisinin sürülmesi o gün unutulmuş, durumu fark eden Kızıl Ordu komutanı köylülerin bir gemiye bindirilmesini ve geminin Karadeniz’de batırılmasını emretmiştir.

Sovyetler Birliği döneminde 1965 yılında Yüksek Sovyet Prezidyum Başkanı olan Ukraynalı Nikolay Viktoreviç Padgorniy Devlet Başkanı sıfatıyla 5 Eylül 1967 tarihinde yayınlandığı Predziyum Kararnamesi ile Kırım Tatarlarını affettiğini açıklamıştır. Bu Kararnamede sürgüne gönderilen Kırım Tatarlarına söz verilen hakların hiçbiri verilmemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa 1915 olaylarının yıl dönümü sebebiyle 23 Nisan 2014’de başbakan seviyesinde Ermenilere taziye mesajı yayınlanmıştır: “Hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz.”

İşgalden sonra 9 Mayıs 2014 tarihinde Kırım’ı ziyaret eden Putin, Başbakan Erdoğan gibi “18 Mayıs’ta 1944 tehcirinde hayatlarını kaybeden Kırım Tatarlarının huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz” dememiş ve Çarlık Rusya’sının Türkler, Osmanlı ve Türkiye’ye karşı olan duygularına teslim olmuştur.

Rusya Devlet Başkanı Putin 3 Aralık 2012 ve 1 Aralık 2014 tarihlerinde Türkiye-Rusya Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısı için Ankara’ya gelmiştir ama Kırım konusu gündeme gelmemiştir.

Unutulmamalıdır ki, Moskova’da PKK ve YPG’nin büroları bulunmakta ve Rusya Batı dünyasının aksine PKK’yı terörist örgüt olarak tanımlamamaktadır.

Günümüzde Kırım Tatar Türklerine yönelik baskılar yoğun bir şekilde devam etmektedir. Kırım Tatarları; vatanları Kırım’da kendi özyönetiminde, insan haklarına saygı, hukukun ve demokrasinin üstünlüğü, ırk, milliyet, din, dil, cinsiyet ve diğer diğer her türlü ayrımcılığa karşı olma ilkeleri çerçevesinde barış, huzur ve refah içinde yaşama hakkına sahiptir.

Bu hakka Rusya’nın da saygı göstermesi gerekir. Bunun sağlanmasında ise en büyük sorumluluk ve görev Türkiye Cumhuriyetine düşmektedir.

Karşılıklı ekonomik çıkarlar önemli olmakla beraber, Kırım Tatarları ile olan tarihsel ve kültürel bağın bu dengede gözetilmesi gereken bir unsur olduğu unutulmamalıdır. Türkiye ve Kırım’ın kısa vadeli değil, uzun vadeli çıkarlar düşünülerek bir strateji geliştirilmelidir.

Türkiye’nin Kırım Tatarlarının kültürel ve dini değerlerini korumaya yönelik adımlar atması, bunun için de Rusya ile ikili ilişkilerini kullanması gerekmektedir. Ukrayna krizinde izlenmesi gereken strateji, toprak bütünlüğünün korunması, Kırım Tatarlarının kültürlerinden ve değerlerinden uzaklaşmadan yaşamlarını devam ettirmesi olmalıdır.

Kırım, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya arasında bir barış ve huzur köprüsü olmalı, şövenist yaklaşımlara ortam hazırlayan bir alan olmamalıdır. Kırım’da vatanlarından diktatör Stalin tarafından sürgün edilmiş Kırım Tatar Türklerinin bir daha bu sürgünü yaşamamaları için Türkiye Cumhuriyeti bu konuda Rusya nezdinde ağırlığını hissettirmelidir.

Kırım, Kırım Tatarlarının ana vatanıdır, onların yeniden bir sürgün yaşamaması gerekir. Bunun için tüm Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin desteği alınarak Kırım’ın eski statüsüne dönülmesi için gerekli her türlü girişim yapılmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti ile Kırım arasındaki ilişkilerde 1851’de Kırım’ın Bahçesaray şehrinde dünyaya gelen İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” ilkesi göz ardı edilmemelidir. Pireye kızıp yorgan yakılmamalıdır. Bu kapsamda Sedat Ergin’in 24 Kasım’da yayınlanan “Yeni müttefikimiz Rusya mı?” yazısını okumanızı öneririm.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları