Quo vadis dolar? – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______14.07.2018_______

Quo vadis dolar?

Sadık Rıdvan Karluk

Quo Vadis, Latince “Nereye gidiyorsun” demektir. Hıristiyanlığı yaymakla görevli havarilerden Peter, İmparator Neron’dan kurtulmak için Roma’dan kaçar. Yolda Hazreti İsa’ya rastlar ve sorar ” Quo vadisi?” İsa cevap verir: “Romam vado iterum crucifig” (Roma’ya tekrar çarmıha gerilmeye) Peter bunun üzerine cesaretini toplayarak Roma’ya döner, daha sonra aziz St. Peter olur.

Son günlerin kuşkusuz en önemli konusu başta ABD doları olmak üzere döviz kurlarındaki artıştır. Diğer bir deyişle Türk Lirası’nın (TL) başta dolar olmak üzere yabancı paralar karşısındaki değer kaybıdır.  Aslında dolar yerli yerinde durmakta, değerinde bir değişme olmamaktadır. Değeri dolar karşısında değişen, diğer bir deyişle düşen TL’dir. Dolardaki artışı ekonomik sebepler dışındaki faktörlere bağlamak doğru değildir. Dolar uluslararası piyasalarda diğer paralara karşı değer kazanmış olabilir ama bir gecede 4.51’den 4.80’e daha sonra 4.97 çıkması, dış güçlerin Türkiye üzerindeki oyunlarına bağlanamaz.

Cari açık arttıkça ve enflasyon tek hanelere indirilmedikçe dolar ve diğer yabancı paralar TL’ye karşı değer kazanacaktır. Dolardaki artışın durdurulması için mutlaka cari açığın daraltılması ve enflasyon oranının dış ticaret yaptığımız ülkelerdeki fiyat artış seviyesine çekilmesi gerekir. Aksi takdirde ekonomik istikrar tehlikeye girer, bu da siyasi istikrar üzerinde olumsuz etki yaratır. Kurdaki artış ekonomi üzerinde ek bir maliyet getirir, bu maliyet artışı enflasyonist baskıyı arttırır, enflasyonla mücadele zorlaşır, ekonomik istikrar tehlikeye girer. Bu sebeple enflasyonla mücadele Türkiye ekonomisinde en önemli sorundur.

Türkiye’de enflasyon hedefleri, Merkez Bankası tarafından hükümet ile birlikte 3’er yıllık dönemler için belirlenir. Enflasyon hedefi olarak, tüketici fiyat endeksinin yılsonundaki yıllık değişim oranı kullanılır. Enflasyon hedefinin 2 puan üstü ve altı, belirsizlik aralığıdır. Hedef değişken olarak Tüketici Fiyat Endeksi’nin 12 aylık değişimiyle hesaplanan yılsonu enflasyon oranları esas alınır. Türkiye’de gelişmiş ülkelere göre geçmişteki yüksek enflasyonla sebebiyle daha yüksek enflasyon oranı hedeflenir.

2018 yılı için gelişmiş ekonomiler için hedef 1,8 iken Türkiye’de (TCMB) yüzde 5’tir. AK Parti’nin iktidara geldiği yıl 2002’de hedef yüzde 35 iken gerçekleşme 29,7, 2003 yılında hedef yüzde 20, gerçekleşme 18,4, 2004 yılında hedef yüzde 12, gerçekleşme yüzde 9,3 olmuştur. Bu yıldan sonra hedef tek haneliye indirilmiş, 2008, (%10,1) 2011(%10,4) ve 2017 (%11,92) yılları dışında tek haneli enflasyon hedefine ulaşılmıştır. 2012 yılından sonraki hedef yüzde 5’e indirilmiştir ama hiçbir yıl hedef tutturulamamıştır.

Enflasyon hedefi tutmayınca kur artışına da engel olmak mümkün değildir. Bakkal Ahmet efendinin dükkânının başına bir zabıta dikip, denetleyerek fiyat artışları önlenemez. Fiyatlar artarken faizler de artar. Bu ekonominin en basit kuralıdır. Bir başka deyişle KHK çıkararak fiyat artışları önlenemez.

Artan fiyatlar ekonominin hem iç, hem de dış dengesini bozar, kur artışına yol açar.  Ekonomide fiyatlar, üretimi ve verimliği arttırarak, teknoloji geliştirerek düşer. Bu sebeple T.C. Merkez Bankası’nın en önemli görevi fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir.  2018 yılında tek haneli enflasyon hedefi bir başka bahara kalmıştır.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s 12 Temmuz’da TCMB’nin bağımsızlığı konusunda duyduğu endişelerini açıklamış, TCMB’nin etkinliğine yönelik zorlukların Türkiye’nin kredi notu için negatif olacağı uyarısında bulunmuştur.  Moody’s, “Merkez Bankası’nın Türkiye ekonomisi ve finansal sisteminde büyüyen dengesizlikleri düzeltmedeki rolünün önemi dikkate alındığında Banka’nın etkinliğine yönelik daha fazla zorluk, meydan okumalar kredi notu için açık bir şekilde negatif” değerlendirmesini yapmıştır.

Ekonomide fiyat artışları düşmediği sürece kur artışına serbest kambiyo rejimi uygulanan bir ülkede engel olunamaz. Kur artışları meydan okumayla düşseydi, dolar kuru 13 Temmuz’da 4,85’ler seviyesinde olmazdı. Dolar kuru, Türkiye piyasalarının kapalı olduğu saatte uluslararası piyasalarda 4,97 TL’nin üzerini gördükten sonra, yeni güne 4,84 TL’den başlamış, bu satırların yazıldığında da 4,86 TL’ye kadar yükselmiştir.

Kur, ticaret savaşları tedirginliğinin artması ve gelişen ülke piyasalarının genelinde yaşanan çıkışlarla hareketli bir seyir izlerken, ekonomi politikaları ve bunlara ilişkin söylemler de kur artışında etkili olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında dolardan daha değerli olan Türk Lirası 95 yılda yaşadığı devalüasyon ve krizler sonucunda 5,00 TL’ye yaklaşmıştır. (S. Rıdvan Karluk, Türkiye Ekonomisi, 13. Baskı, 2014, s. 483)

2014-2018 dönemini kapsayan 10. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda 2018 itibariyle 1.3 trilyon dolarlık GSYH ve 16 bin dolarlık kişi başına milli gelir hedefleri, dolar kurunun beş yılda 1,97 TL olacağı varsayımına göre oluşturulmuştur.

Denizli Sanayi Odası’nı 25 Mayıs’ta ziyaret eden eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi döviz kurlarındaki dalgalanmalarla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Türk Lirası’nın değeri, Türkiye’nin gerçeklerini yansıtmıyor, kabul edilesi değil bu. Onun için de bunların hepsi gelip geçicidir. Göreceksiniz, yaklaşık olarak 10 gün diyelim, rahatladığımızı hep beraber göreceğiz” demiştir ama 5 Haziran’da kimse rahatlamamıştır. Belki de bu sebeple yeni kabinede görev alamamıştır.

25 Mayıs’ta dolar 4,70-4,75 arasında iken 5 Haziran’da 4,59’a inmiştir ama 25 Mayıs’tan günümüze kadar geçen sürede döviz (dolar, Euro) kuru TL karşısında artmış, diğer bir deyişle TL değer kaybetmiştir.   Enflasyonu indirmeden liberal bir kambiyo rejiminde kuru sabit tutmak mümkün değildir. Sabit kur rejimlerinde bu sebeple devalüasyon yapılır. (S. Rıdvan Karluk, Uluslararası Ekonomi, 10. Baskı, 2013, s. 631)

Önümüzdeki üç yılı kapsayan 2018-2020 Orta Vadeli Program hedefleri döviz kurlarındaki yükselişle birlikte çökmüştür.  Hükümetlerin döviz kurunda bir hedefi olmaz. Ancak bazı büyüklükleri dolar cinsinden ifade edebilmek için bir dolar kuru varsayımında bulunmak gerekir.  2018 yılı dolar kuru varsayımı 3,77 TL’dir. Orta Vadeli Programa göre dolar kuru 2019 için 3.95, 2020 için ise 4,06 olarak varsayılmıştır.

Hükümetin 2018 yılı için 3,77 TL olarak öngördüğü dolar kuru 2018 yılı bitmeden bu seviyeyi aşarak 2020 yılındaki hedefi geçmiştir.  

Bu durumda   dolar bazında Türkiye’nin milli geliri düşer, enflasyon hedefi tutmaz. Bunun için   2018-2020 Orta Vadeli Program’ın yeniden gözden geçirilmesi bir zorunluk olarak ortaya çıkmaktadır. Sayın Bakanın “Nasıl ki 4,90’lara bilmem neye çıktı (!) bu kadar zarar oluşmadıysa 3,70’lere indi bu kadarda gerilim oluşmadı” gibi anlaşılması mümkün olmayan   açıklamalar yapmak yerine, doların 10 gün sonra ne olacağını tahmin etmesi gerekirdi.  Çünkü dolardaki artış, ekonomideki tüm makro dengeleri bozmaktadır. 27 Mayıs’ta yayınlanan yazımda şu tespitte bulunmuştum: “Benim tahminim 10 gün sonra olmasa bile dolar TL’ye karşı değer kazanacaktır.” Maalesef sayın bakan değil ben haklı çıktım. Keşke aksi olsaydı.

Siyasetçilerin konuşması, yoğun bakımda olan Türk Lirası’nın bazen pik bazen de dip yapmasına yol açmıştır. Siyasi konuşma doların sağlığı anında bozmaktadır. 2002- 2018 döneminde dolar kurunun ani yükselmelerinde siyasi konuşmaların etkisi olmuştur. 2003 yılındaki ilk yükselme 2’nci AK Parti Hükümeti’nin kurulma sürecinde olmuş, 22 günde kur yüzde 9,9 artmıştır. 2004 yılında yerel seçimler öncesindeki belirsizlik sonucunda dolar kuru yüzde 19 yükselmiştir. 2006 yılındaki Danıştay saldırısı ve Zirve Yayınevi katliamı belirsiz bir ortam yaratmış ve dolar yüzde 29 değer kazanmıştır.

2008’de Mortgage skandalı ile başlayan ekonomik kriz ile AK Parti’nin kapatma davası sürecinde TL 49 günde yüzde 37 oranında değer kaybetmiştir. ABD Merkez Bankası Mayıs 2013’de faizleri arttırınca, buna bağlı olarak dolar yine değerlenmiştir. 22 Eylül’de Moody’s’in Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyeden riskli ülke sınıfına indirmesi ve ABD’de Trump’ın kazanmasıyla dolar kuru artmaya başlamıştır. Eylül ayındaki Moody’s not indiriminden sonraki süreçte TL dolara karşı değer kaybetmeye devam etmiştir.

Enflasyon ve döviz kurlarındaki artış, Türkiye’nin 2023 ekonomik hedeflerine ulaşmasına da engeldir. Hükümetin ekonomi alanındaki hedefleri arasında dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde olmak, 500 milyar dolar ihracat ve kişi başı 25 bin dolar gelir vardır. Hedefler ile ilgili hükümet programlarına baktığımızda; 60. Hükümet Programı’nda 2, 61. Hükümet Programı’nda 27, 62. Hükümet Programı’nda 57, 64. Hükümet Programı’nda 10 ve 65. Hükümet Programı’nda 8 defa 2023 hedeflerine yer verilmiştir. Dikkat edilirse hükümet programlarında hedeflere ulaşma kelimesi sonlara doğru azalmıştır. Bu da hedeflere ulaşmanın imkânsız olduğunu ortaya koymaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Nisan 2018 ve sonrasında “Enflasyonun nedeni yüksek faiz. Söyleye söyleye dilimde tüy bitti ama devam edeceğim” demiştir ama faiz inmemiş, aksine artmıştır. Faiz 13 Temmuz’da 20.28’e çıkmıştır.  Faiz, Cumhurbaşkanları “in” deyince inmez.  İnmesi için önce enflasyonun tek haneye düşürülmesi ve ekonomide istikrar sağlanması gerekir. Sayın Cumhurbaşkanı 20 Haziran’da Adana’da yüksek faiz oranlarına ilişkin, “Faizin böyle olduğu bir ülkede siz yatırım yapabilir misiniz? Arkadaşlar bunu değiştireceğiz, bu işin lamı cimi yok” demiştir.

Buna karşılık 12 Temmuz’da yeni Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak şu doğru tespiti yapmıştır: “Enflasyonun en kısa sürede önce tek haneye, ardından hedefimize gerilemesi için adımlarımızı atacağız. Merkez Bankasının bağımsızlığının ve karar alma mekanizmalarının spekülasyonlara konu edilmesi kabul edilmez.”

Şahsıma her 3 ayda bir IFO’dan gönderilen “Q u e s t i o n n a i r e WES Survey July 2018: Data requested for Turkey Code-No.: 16001852 – 5032.8059.01 Question 4  Expected inflation rate (year-on-year change in the Consumer Price Index, CPI) by the end of the next 6 months” sorusuna verdiğim cevap  şöyledir: “[x ] 1 higher, [ ] 2 about the same, [ ] 3 lower. Ifo World Economic Survey Boumans, Dorine [Boumans@ifo.de] Dear Prof. Karluk, We are pleased to inform you that the detailed WES report is now available on the ifo website)

Albayrak; politikalarının bütçe disiplinini, tek haneli enflasyonu ve yapısal reformları önceleyerek, Türkiye ekonomisinin istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme hedefi çerçevesinde şekilleneceğini söylemiştir. Böylece ekonomi bilimine olan saygısını göstermiştir.

Uluslararası Para Fonu Sözcüsü Gerry Rice Washington’da düzenlediği basın toplantısında yeni hükümetin sağlıklı ekonomi politikaları uygulamaya kararlı olduğunu gösterdiğini belirterek “Önemli olan yeni yönetimin sağlıklı ekonomi politikalarına, makroekonomik istikrarı güçlendirmeye ve dengesizlikleri azaltmaya kararlı olduğunu gösteriyor olması” demiştir. Rice, ayrıca, ekonomi yönetiminin piyasalarda yaşanan volatilite (oynaklık) sonrasında, TCMB fiyat istikrarını sağlamaya yönelik operasyonel bağımsızlığının güvence altında olduğunu ortaya koyduğunu vurgulamıştır.

Enflasyon inmeden faizler düşmez. Eğer düşerse, bunun nasıl düştüğünü ispatlayan iktisatçı Nobel ödülünü kazanır. Keşke Türkiye’den böyle bir iktisatçı çıksa ve kitaplarını okuduğum ve öğrencilerime tavsiye ettiğim Tinbergen, Samuelson, Kuznets, Leontief, Myrdal, Hayek,  Friedman, Meade,  Schultz, Lewis, Klein, Tobin, Stigler,  Modigliani, Buchanan, Solow, Lucas, Mundell, Stiglitz, Phelps,  Krugman ve Thaler gibi Nobel kazansa, acaba memnun olmayan bir kişi çıkar mı?

Bence çıkmaz…

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları