Şekerin tadı mı kaçırılıyor! |                                       Şekerin tadı mı kaçırılıyor! – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______15.04.2018_______

Şekerin tadı mı kaçırılıyor!

Süleyman Karahan

Tarım programları yapımcısı ve sunucusu Sayın İrfan Donat, 26 Şubat 2018 tarihli “Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi 40 kere düşünüldü mü?yazısında; kamunun yani, Türkşekerin elindeki fabrikalardan bazılarının özelleştirilmesi kararı ile ilgili yapmış olduğu değerlendirmelerde oldukça çarpıcı tespitlerde bulunuyor. Sayın Donat’ın yazısının büyük çoğunluğu şöyle idi:

Türkiye Şeker Fabrikaları’nın özelleştirilme kararı, 2018-2020 yıllarını kapsayan “Orta Vadeli Program”da (OVP) geçen yıl tekrar gündeme alınmıştı. Maliye Bakanı Naci Ağbal, 2019 ve 2020 yılları için onar milyar liralık özelleştirme hedeflediklerini vurgularken, TürkŞeker’e bağlı fabrikaların öncelikler arasında olduğunu açıklamıştı. Bakan Ağbal’ın dediği gibi de oldu. Süreç başladı. Türkşeker’e ait 14 fabrikanın özelleştirme ihale ilanı yayımlandı. Bor, Çorum, Kırşehir, Yozgat Şeker Fabrikası’nın özelleştirme ihalesi için son teklif verme tarihi 4 Nisan 2018 olarak belirlenirken Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Turhal Şeker Fabrikası için söz konusu tarih 11 Nisan 2018 olarak açıklandı. Afyon, Alpullu, Burdur, Elbistan ve Muş Şeker Fabrikası içinse son teklif verme tarihi 18 Nisan 2018 oldu.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. TürkŞeker’in özelleştirilmesi “herhangi bir özelleştirme” değil. Şeker, başlı başına stratejik bir ürün ve birçok sektör açısından kritik önemde. O yüzden konuya sadece tek ve dar bir açıdan bakmak eksik ve de yanlış olur. Bugün Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. pancardan şeker üreten ve sektörde yaklaşık pazarın yarısına sahip bir kuruluş konumunda. Üretim büyüklüğü bakımından dünyanın ilk 15 büyük şeker şirketi arasında 14’üncü sırada yer alan TürkŞeker’in özelleştirilme kararı sektördeki birçok dengeyi ciddi şekilde değiştirebilir. Dünya genelinde kamış ve pancardan şeker üreten ülkeler arasında 12’nci sırada yer alan Türkiye, dünya şeker pancarı üretiminde yüzde 7’lik pay ile Rusya, Fransa, ABD ve Almanya’nın ardından 5’inci sırada bulunuyor.

Kamuoyunun kaygıları neler?

Kamuoyunun en büyük kaygılarından bir tanesi şeker fabrikalarının özelleştirildikten sonraki süreçte, kapatılma veya devre dışı bırakılma ihtimali. Devre dışı olasılığının ardından pazarda payının artma ihtimali olan ve insan sağlığı açısından kaygı yaratan nişasta bazlı şeker üretimi ise zincirin diğer bir endişe halkası.

Son 7 yılda iki kez iptal edilen şeker fabrikalarının özelleştirme sürecine baktığımızda, kamuoyunun bu konudaki kaygıları haksız da değil.  Bu endişelere yönelik verilen en somut örneklerden bir tanesi de Tokat Sigara Fabrikası’nda yaşanan süreç. Özelleştirildikten 1 yıl sonra kapatılan Tokat Sigara Fabrikası için de 5 yıl çalıştırılma şartı konduğu ancak fabrikanın 1 yıl zor dayandığı hatırlatılıyor. 14 şeker fabrikası özelleştirildikten sonra ‘5 yıl üretim yapacak’ diye madde olsa bile 6’ncı yılda özel sektör ‘zarar ediyorum ve artık şeker üretemiyorum’ derse sonraki süreç nasıl gelişecek? Umarız şeker pancarı üreticisinin sonu tütün üreticilerinin sonuna benzemez.

Peki, kooperatif çatısı altında çok başarılı şekilde işleyen ve örnek modeller arasında gösterilen şeker fabrikaları varken TürkŞeker’in neden ve nasıl zarar ettiğini sorgulamamız gerekmiyor mu? TürkŞeker, uzun bir dönemdir (2000’den bu yana) özelleştirme kapsam ve programında olması sebebiyle rekabet gücü ve verimlilik açısından yurt içi ve yurt dışındaki rakiplerinin gerisinde kaldı. 2000 yılından bu yana sürdürülebilir bir yapı oluşturmak adına yenileme, modernizasyon, otomasyon ve entegre yatırımları yapılmadı. Fabrikaların rehabilite edilmemesi sonucu oluşan maliyet ve fiyat yapısını düzeltmenin tek yolu özelleştirme mi?

‘Yerli’ ve ‘millî’ kavramlarının bu kadar öne çıktığı bir dönemde pancar şekeri sanayinde “yeniden yapılanma” atılımı “yerli ve millî bir hamle” olmaz mı?

EBK ve SEK örnekleri hâlâ hafızalarda

Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu (SEK), yem sanayi işletmeleri gibi kurumlarda gerçekleştirilen özelleştirmelere sonucu et, süt, yem piyasasında arz-talep tarafındaki dengesizlik ve fiyatlardaki oynaklık herkesin malumu. Hatta bu dengenin bozulması sonucu bu alandaki ithalat politikamız yeni normalimiz haline dönüşmüş durumda ve konunun bir diğer boyutu da bundan sonraki süreçte şeker üretimine dayalı olarak tüketime yönelik yaşanabilecek olası değişim. Daha açık bir ifadeyle özelleştirme gerçekleştiği takdirde Türkiye’nin orta ve uzun vadede şeker ihtiyacının karşılanmasında pancar mı ön planda olacak yoksa mısır şurubu mu? Tüketicilerin nişasta bazlı şekere ilişkin kaygıları göz ardı edilemez.

Dünyadaki şeker fabrikaların yönetim modelleri

Dünyadaki şeker fabrikalarının yönetim şekillerine baktığımızda kişinin değil, üretici ve çalışanların içinde yer aldığı yönetim modelleri dikkat çekiyor. Özellikle ABD ve Avrupa Birliği’ndeki şirketlerin önemli bir bölümü, çiftçilerin ve çalışanlarının içerisinde yer aldığı kooperatif tabanlı yönetim modellerine sahip. Her devletin bir tarım politikası var ama şeker sektörü hem stratejik bir alan olması hem de kendine özgü üretim yapısı gereği ayrı bir konumda tutuluyor. O yüzden Türkiye’de de şeker fabrikalarının yönetim şekli dünyadaki başarılı modellere benzer bir yapıda ülke gerçeklerini de göz önüne alarak yeniden düzenlenemez mi? Şeker fabrikaları için yeniden bir yapılanma stratejisi geliştirilemez mi? TürkŞeker’in özelleştirilmesine yönelik karar birçok kesimi ve alanı çok yakından ilgilendiriyor. Zira pancar ve şeker üretimi, katma değer yaratma oranı yüksek, istihdam sağlayan bir alan olmasının yanında diğer tarım ürünleri ve hayvancılığın gelişmesinde de önemli bir role sahip. Genel çerçeveden bakıldığında konu, gıda güvencesi, gıda güvenliği, çiftçi geliri (Yılda yaklaşık 250 bin aile şeker pancarı tarımı ile uğraşıyor), istihdam (fabrikalarda 25 bin kişiye istihdam sağlanıyor), sürdürülebilir tarım politikaları ve pancardan elde edilen şeker sanayi açısından birçok başlığa sahip. Daha açık bir ifadeyle dünyada şeker politikaları sadece şeker üretmek üzere kurgulanmış politikalar değil, aynı zamanda sosyo-ekonomik hayatın gelişmesine katkıda bulunan ve insan sağlığını yakından ilgilendiren bir politika yaklaşımını barındırıyor. Türkiye’de 3 milyar dolarlık katma değer yaratan böyle bir sektörün geleceği aslında çiftçisinden işçisine, yan sektörlerdeki çalışanlardan tüketicisine kadar 80 milyonu yakından ilgilendiriyor.

Son söz… Maliye Bakanı Naci Ağbal, 20 Eylül 2016’da yaptığı açıklamada “Şeker sektörünün özelleştirilmesi, özelleştirme programında olan birçok şirketin özelleştirilmesinden çok farklı. Benim kanaatim bu… “Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine geldi mi bu konuyu 40 kere düşünmemiz lazım” diyerek meselenin ne kadar hassas olduğuna vurgu yapmıştı.

“Geçen bu süre zarfında TürkŞeker’in özelleştirilmesi gerçekten 40 kere düşünüldü mü?” diye sormakta, önerilerini ve hassasiyetlerini paylaşmaktadır.

Muş Şeker Fabrikası özelleştirilmesi konusunda, bir zamanlar Muş Pancar Kooperatifi Başkanının söylediği gibi “Eğer biz ülkemizde şeker pancarı üretiminde devamlılığı sağlayacaksak, AB ile rekabet edebilirliğimizi koruyacaksak, bu fabrikaların bulundukları bölgelere sağladığı ekonomik ve sosyal katkıların devam etmesini istiyorsak bu fabrikaların mutlaka yaşatılması gereklidir. Bunu yaşatacak olan da bu sektörün içinden gelen ve ham maddeyi üreten çiftçilerin kuruluşu olan pancar kooperatifleridir. Muş fabrikasının şehrimiz için önemini herkes biliyor. Şeker fabrikası dışında şehrimizin ekonomik ve sosyal yaşamına katkı sağlayan bir başka kuruluş yok.”

Kaçak şeker, kayıt dışı şeker üretimi gibi nedenlerle oluşan şeker stokları oluşmuştur. TürkŞeker de elinde stokları gerekçe göstererek şeker üretimini azaltmış, tüm kamu fabrikaları olduğu gibi Muş Şeker Fabrikası da bu durumdan olumsuz etkilenmiştir.

2002 yılındaki üretim değerlerini bugünkü fiyatlara oranladığımızda Muş Şeker fabrikası ilimize tek başına 100 Trilyon TL, ya da 100 milyon YTL ekonomik katkı sağlamaktadır.

Ülkemiz geçmişte tarımsal kuruluşların özelleştirilmesiyle ilgili acı tecrübeler yaşamıştır. Bu kuruluşlar hazineye gelir sağlama öncelikli, sektörü tanımayan kişilere satılmış, buraları alan kişilerde bu kuruluşları yaşatmaktan çok rant değerini göz önünde bulundurarak bu işletmelere talip olmuşlardır. Et ve Balık Kurumu’nun, SEK Süt’ün, özelleştirilmesi sonrasında birçok işletme kapatılmış, arsası başka amaçlar için kullanılmıştır. Hayvancılığımızın geriye gidiş tarihlerine baktığımızda da bu kuruluşların özelleştirilmesi ile bağlantılı olduğu rahatlıkla görülecektir.  Bu açıdan yöremizde pancar üretiminin sürekliliğini sağlamak ve geçmişteki acı tecrübelerin yeniden yaşanmaması için fabrikanın bu işi bilenlere yani pancar kooperatifine İşletme Devri Yöntemi ile özelleştirmesinin yapılması gerekir.”

PANKOBİRLİK ne diyor?

Biz hep yapıcı davrandık” diyen Pankobirlik Genel Başkanı ve Milletvekili Sayın Recep Konuk; Şeker fabrikalarının özelleştirilme konularında; “Şeker özelleştirmesi bildiğiniz gibi ülkemizin gündeminde olan konulardan biri. Biz PANKOBİRLİK olarak şeker özelleştirmesinde hiç istemezükçü bir tavır takınmadık. Hep yapıcı davrandık. Bizim bir tane kaygımız var, bu fabrikaların şeker üretmeye dolayısıyla da pancar üreticisinin pancar üretmeye devam edebilmesi. Bunun da ancak üreticinin de içinde olduğu bir özelleştirme modeli ile mümkün olduğunu her platformda yüksek sesle ifade ediyoruz. Biz yine aynı yerde duruyor ve hükümetimize bu özelleştirme ile ilgili tavsiyelerimizi ısrarla ifade etmeye devam ediyoruz. Bizim bağcı dövmek gibi bir derdimiz yok. Bizim derdimiz bağın üzüm vermeye devam etmesi. O nedenle biz şeker fabrikalarının nasıl özelleştirileceğinden, özelleştirilip özelleştirilmeyeceğinden çok bu fabrikaların şeker üretmeye çiftçinin de şeker pancarı üretmeye devam edebilmesi ile ilgileniyoruz. Bunun için en sağlıklı modelin de üreticinin de içinde olduğu bir özelleştirme modeli olduğunu biliyoruz. Bu dünyada denenmiş ve başarısı tescilli bir model. Mesela ABD’de pancar şekeri fabrikalarının tamamı üretici kooperatiflerinindir ve bu fabrikaların başarısı tartışmasızdır. ABD’de kooperatiflerin şeker fabrikalarındaki sahiplik oranı %60’ın üzerindedir. Almanya’da bu oran %75’tir. Şeker sektörünün özelliği gereği pancarı üretenin sanayisinin de içinde olması sektörde başarıyı arttıran bir durumdur ve bu birçok ülkede uygulama ile tescillenmiştir. Biz bu süreçte arkadaşlarımıza özellikle şunu ifade ediyoruz, şeker özelleştirmesi bir demir-çelik fabrikası, bir elektrik santrali özelleştirmesi gibi değildir ve tarım takviminden bağımsız yapılamaz.”  demektedir.

Demesine demektedir ama konuyu Sayın Cumhurbaşkanı ile baş başa görüşme imkânı da bulamamaktadır maalesef! Sadece konu hakkında bilgi notu iletebilmiş!

Sektörün yeniden yapılanması:

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Eski Müsteşar Yardımcısı Sayın Necdet Topçuoğlu, Dolunay Dergi’sinde 16 Mart 2016 tarihli “On Fabrikanın Özelleştirilmesi Uygulamasıkonulu yazısında; “Özelleştirme idaresi (30 Kasım 2011) tarihinde 10 şeker fabrikasını satışa çıkarmış, toplam 922 milyon dolar bedel ile satılmıştı. Ancak en son imza atılmadığı için ve iptal edildi.

Şeker pancarı denilince önce su akla gelir. Su olmayan yerlerde pancardan söz etmek mümkün değildir. Su imkânına göre pancar ekim alanlarının yeniden tespit edilmesi ve gece gündüz sıcaklık farkının yüksek olduğu yerlere çekilmesi zorunludur. Kamunun elinde 25 adet şeker fabrikası ve 5 adet de makine fabrikası bulunmaktadır. Doğrusu bu kadar fabrikaya ihtiyaç yoktur. Başlangıçta hangi düşünce ile kurulmuş olurlarsa olsunlar, zaman içinde fabrikaların kuruluş yerleri ömürlerini tamamlamışlardır. Kuruluş aşamasında kent merkezine uzak olan Ankara ve Eskişehir şeker fabrikaları kentsel alan içinde kalmışlardır. Artık sorun yaratmaktadırlar. Bu iki fabrikanın kotaları birleştirilerek Polatlı veya Sivrihisar’da 15 bin ton/gün kapasiteli yeni ve modern bir fabrika kurulmalıdır. Aynı yaklaşımla Afyon, Uşak, Burdur şeker fabrikalarının kotaları birleştirilerek Emirdağ civarında uygun bir yerde 15 bin ton/gün kapasiteli yeni bir fabrika kurulmalıdır. Yine aynı şekilde Çorum, Kırşehir, Turhal ve Yozgat fabrikalarının kotaları birleştirilerek Yerköy çevresinde uygun bir yerde 20 bin ton/gün kapasiteli bir fabrika kurulmalıdır. Ilgın, Ereğli ve Bor fabrikalarının kotaları birleştirilerek Ereğli’ de 20 bin ton/gün işleme kapasitesine sahip yeni bir fabrika kurulmalıdır. Doğu fabrikalarının kotaları tamamen birleştirilerek Muş’da uygun bir yerde 20 bin ton/gün kapasiteli bir fabrika kurulmalıdır. Bu şekilde fabrika sayısı yüksek tonajlı 5 fabrikaya indirilmelidir. Mevcut fabrikalar fabrika değil adeta şeker değirmeni konumundadır. Bu kapasitelerle verimli olmaları da mümkün değildir.  Yeniden yapılanma gerçekleştirildiği takdirde kampanya sürelerini 100 günün altına indirmek ve pancarı bozulmadan işlemek, maliyetleri düşürmek mümkündür. Özel sektör fabrikaları Çumra, Balküpü, Konya, Boğazlıyan, Kayseri, Kütahya fabrikaları zaten teknolojilerini iyileştirmişlerdir. Bu şablon çerçevesinde yeniden yapılanmayı ister kamu, isterse özel sektör yapsın, sorunların çözülmesi ve verimliliğin artırılması mümkün görülmektedir. Sektörün yeniden yapılanmasına bu veya buna yakın bir bakış açısı ile yaklaşılmadığı sürece Türkiye şeker sektörünü tartışmaya uzun yıllar devam edecektir. Bunu kim yaparsa yapsın, sektör bu şekilde yapılanmaz ise sorunlar devam edecektir.

Kamu elindeki fabrikaların tamamı düşük ve orta ölçekli işleme kapasitesine sahiptir. Verimliliği sınırlayan en önemli sebep de budur. Yıllardan beri kotalar devamlı artırıldığı halde fabrikaların işleme kapasiteleri hep aynı kalmıştır. Bir kıyaslama yapacak olursak bir kooperatif fabrikası olan Çumra Şeker Fabrikası günde 18.500 ton pancar işlerken, Türkşeker’in en büyük fabrikalarından birisi olan Ereğli Şeker Fabrikası günde 8.600 ton pancar işleyebilmektedir. Dünyada şeker üretim kampanyaları 70-90 gün arasında tamamlanırken Türkiye’de 155 güne kadar çıkabilmektedir. Hâlbuki teknolojik gerçekler bize 110 günü aşan kampanyalarda verimli üretimden söz edilemeyeceğini göstermektedir. Bu gerçeklerin ışığında özel sektör ve kamu fabrikaları arasında maliyetlerde kamu aleyhine kiloda 150 kuruş fark meydana gelmektedir.

Halen Türkiye’de 8 adet özel sektör, 25 adet de kamu olmak üzere 33 şeker fabrikası yılda 2,5 milyon ton şeker üretmektedir. Bunun 1 milyon tonu özel sektör, 1,5 milyon tonu da kamu fabrikaları tarafından üretilmektedir.” şeklinde ifade etmektedir.

Nişasta bazlı şeker (NBŞ) tehlikesi konusunda uyarı!..

Avrupa, Glikoz üretiminde mısırın kullanılmasına kota uygularken, ülkemizde buna uygulanan kota % 15’lere ve kaçak yollarla da kullanımı % 25’lere çıkmışken; bazı lobiler, bunun tamamen kota kapsamı dışında bırakılmasını istiyor! Gerçi son düzenlemeyle %5’e düşürülmüş NBŞ kotası. Acaba bunun da fabrikaların özelleştirilmesine olan büyük tepkiye karşı kamuoyunun ağzına bir kaşık bal çalma mı olduğunu tartışıyor toplum.

NBŞ şekeri üretiminin mutlaka kota kapsamında olması ve bu konuda ülkemiz tarımının geleceğine yararlı olacak AB düzenlemelerinin uygulanması; şeker pancarı tarımının, tarımı düzenleyici etkinliğinin devam etmesi ve sağlıklı şeker üretiminin iç tüketim ve gerektiğinde ihracat potansiyeli düşünülerek dış pazar ihtiyaçlarının karşılanabilmesi bakımından önemlidir. Ayrıca NBŞ üretim kotalarının düşürülüp, bunun payının pancar şekeri sanayicilerine verilmesi olumlu bir yaklaşım olacaktır. Hatta NBŞ’nın gıda amaçlı kullanımı 2023 yılından itibaren yasaklanmalıdır ve bu konuda AB nezdinde de AB siyasetçi ve bürokrasisini etkileme, kamuoyu oluşturma ve bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır.

Şeker pancarı şekeri olan SAKKAROZ, meyvelerin doğal tüketimleri ile alınan şekerden sonra en doğal ve insan metabolizmasına yarayışlı ve kolaylıkla yakılabilen bir şekerdir. Kolay yanması bakımından aşırı kiloya neden olmaz. Buna karşılık MISIR ŞEKERİ glikoz ve yapay tatlandırıcılar insan vücudunda kolaylıkla yanamadıkları için “Metabolizma Sendromuna” ve dolayısıyla aşırı şişmanlamaya yol açarlar. Yanı, bu şekerlerle ağzımızı tatlandıralım derken, hayatımızın tadını kaçırdıklarının farkında değiliz.

Şeker pancarı demek modern tarım demek değil mi?

Şeker pancarı Cumhuriyet döneminde Türk tarımında modernleşmeyi getiren, bilgiyi ve teknolojiyi geliştiren ve kullanan bir tarımsal sanayi olmayı başarmış; sadece şeker pancarında değil, şeker pancarı alanlarında bu ürünle ekim nöbeti içinde yetiştirilen diğer ürünler için de toprak işleme, ekim, bakım, hasat bakımından planlı ve gelişmiş bir tarım sistemi ile örgütlü ve bilinçli bir çiftçi topluluğunu ortaya çıkarmıştır. Şeker pancarı üretimi modeli, fabrikasyonu ve çiftçi organizasyonu; pancar alanlarında üretim eksikliği olan ürünlerin üretim planlamasının etkin bir şekilde yapılmasını ve üretimini mümkün kılabilmektedir. Şeker pancarı üretiminin ortadan kalktığı alanlarda uygun ürün deseni planlaması ve üretimde verimlilik sağlanamamaktadır.

Şeker pancarı tarımı; tarımın okulu, anayasası, tekniği, adaleti, güvenlik kuvveti ve tarım devletinin hakanıdır. Hakansız toplum dağıldığı gibi Şeker pancarsız tarım da başıboş ve düzensiz kalmaya mahkûm olur.

Şeker pancarının havza bazında destekleme kapsamına alınması ve özellikle gıda sanayiinin talebi olan sıvı şeker üretiminin artırılması sağlanmalıdır.

Şeker pancarının bitkisel üretimde ekim nöbeti içinde ve tarım sanayiinde oynadığı lider rol dikkate alındığında; kamu şeker fabrikalarının işletme hakkının üreticilerin oluşturduğu kooperatifler ile çalışanlara devri yönteminin ön plana çıkarılması uygun bir yöntem ve model olacaktır!

Şekerimizin tadını kaçırmayın…!

Şeker Pancarı Şekeri, Ülkenin Tarımının Tekeri!..

Şeker pancarı ve şeker sanayi Cumhuriyetin yüz akıdır… Ona NBŞ’lerle kara çalmayın, onu bizden çalmayın!..

Şeker Pancarı, tarımdaki istiklal mücadelesinin sembolüdür!

 

KAYNAKLAR:

Donat, İ. 2018. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi 40 kere düşünüldü mü? Url:(http://www.bloomberght.com/yorum/irfan-donat/2098521-seker fabrikalarinin-ozellestirilmesi-40-kere-dusunuldu-mu)

Topçuoğlu, N. 2018. 2011 Yılında On Fabrikanın Özelleştirilmesi Uygulaması. Url:(http://www.dolunaydergi.com/2018/03/16/2011-yilinda-on-fabrikanin-ozellestirilmesi-uygulamasi/)

http://www.pankobirlik.com.tr/AnaSayfa/Haber/38233