Siyasa Topluluğu Kürtçü terörün geçmişi raporu |                                       Siyasa Topluluğu Kürtçü terörün geçmişi raporu – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______01.02.2018_______

Siyasa Topluluğu Kürtçü terörün geçmişi raporu

MİSAK Editörü

Siyasa Topluluğu: (http://siyasa.info/documents/teror.pdf), PKK’nın unutulan eylem ve söylemlerinin peşine düştü. Sonucu bizimle paylaşıyor.

Ülkemizde özellikle “Çözüm Süreci” sonrasında Kürtçü terörizmin argümanları kendisine ciddi bir meşruiyet alanı yaratmıştır. Dağdaki teröristleri düz ovada siyaset yapmaya çağıran anlayış neticesinde, terör örgütü PKK’nın uzantıları; kamuoyunu “meşru” kisveli kurumlar ve eylemler vasıtasıyla etkilemek, kendisine yumuşak güç alanları açmak, yurtdışı nezdinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sağladığı imkânları kullanarak etkili bir propaganda yapmak imkanı bulmuştur. Gazi Meclis’in mensupları sıfatıyla yabancı parlamentoları gezen HDP vekilleri Türkiye aleyhinde propaganda yaparak asılsız iddialarla Türk Devleti’nin itibarına suikast düzenlemişlerdir. Sözgelimi, PKK’nın kurucularından Kemal Pir’in yeğeni, HDP milletvekili Ziya Pir, meclis mensubu olduğu için NATO Parlamenterler Asamblesi’ne girmiş, üstelik çeşitli komitelerde görevler alabilmiştir.

HDP milletvekilleri ve PKK destekçisi-sempatizanı medya organları, iyi çalışılmış bir söylem kurgusuyla propaganda faaliyetlerini gerçekleştirmeye devam ediyorlar. Bugünlerde terör örgütü PKK ve elebaşı Öcalan’ın barış için mücadele eden, çevreci, çoğulcu bir anlayışı temsil ettikleri propagandası yurtdışında kendisine alıcı bulduğu gibi yurt içinde de etkili oluyor. Üstelik, “savaş karşıtlığı” gibi argümanlarla Türkiye Cumhuriyeti’nin basit anti-terör operasyonlarına karşı bozguncu propaganda gerçekleştiriliyor.

Siyasa Topluluğu olarak; geçmişi, unutturulmak ve yepyeni bir ambalajla sunulmak istenen PKK ve onun siyasi uzantılarının ne olduğunu bir kez daha hatırlatmak için PKK’nın sözde resmi yayını Serxwebun Dergisi’nin arşivi üzerinde bir çalışma gerçekleştirdik. Bugün “sayın” diye anılan elebaşı Apo’nun ve PKK destekçilerinin barış kisvesiyle Türk toplumunu hipnoz eder ve etkisizleştirirken, zihinlerinin gerisinde nasıl bir vahşet taşıdıklarını göstermek açısından böyle çalışmaların önemli olduğunu düşünüyoruz.

PKK’nın son dönemdeki eylemleri elbette hafızalarda taze. Ancak örgütün taktik değiştirmesinden sonra doğan çocuklar, gerçekte 90’larda ne olduğunu bilmiyorlar ve büyük bir basın endüstrisinin düzenli propagandasına maruz kalıyorlar. Örgütün şiddete başvuruyor olması, Türk Devleti’nin hatalarına fatura ediliyor; PKK’nın kanlı geçmişi unutturularak, menfur eylemlerin uyandırdığı ve uyandıracağı tepkinin dozu azaltılmaya çalışılıyor.

Özelliklere gençlere PKK’nın geçmişini hatırlatmak için hazırladığımız bu çalışmada özellikle “onların” söylemlerini kullandık ki Sovyet döneminden beri Marksist yapıların sıkça başvurduğu “Bunlar egemen düzenin uydurmasıdır / algı operasyonudur” söylemi boşa çıkabilsin. Ergenekon-Balyoz Soruşturmaları ve Çözüm Süreci operasyonu döneminde Türk subaylarının yaptığı iddia edilen 33 silahsız erin şehit edildiği Bingöl katliamı gibi eylemleri açıkça PKK’nın üstlendiği (Mayıs 1993) gördüğümüz Serxwebun, bu alanda bilinçli karşı-propaganda yürütmek isteyen herkes için ciddi veriler barındırıyor.

Askerlik

Terör örgütü sempatizanları tarafından Cumhuriyetimizin askerlik politikası sık sık eleştirilir ve halk askerlikten soğutulmaya çalışılır. PKK’nın bu konudaki uygulamasının ne hikmetse bu “aydın” sınıfından asla eleştiri almadığını görüyoruz:

Zorunlu askerlik yasasının karar düzeyine çıkartılması  III. Kongre’de gerçekleşti.

(Serxwebun, Mart 91)

PKK’nın bir adım daha öteye giderek, sözde zorunlu askerlik uygulamasının yanında çocukları silahlı birer terörist olarak kullanmayı örgüt politikası haline getirdiği net bir şekilde görülüyor:

Çocuk birliğinin kurulması: Kürdistan’da çocukların ayrı bir güç olarak örgütlendirilmesi çok önemlidir. 15 yaşına kadar çocukların büyük bir güç oluşturduklarını görmek gerekir. Çocuklu aile yapısı, çocukların evde kalmaları, eğitimsizlikleri, işsizlikleri ve yine köle koşullarında işe koşturulmaları dikkate alındığında, çocukların büyük bir potansiyel oldukları anlaşılacaktır. (…) Çocuk, savaşın fiili milis gücü olabileceği gibi, özellikle köy ve şehirlerdeki kitle eylemlerinin içinde de büyük bir rol yüklenebileceğini daha şimdiden göstermiştir. Bunu daha etkin bir katılıma dönüştürmek için, kadın hareketiyle birlikte çocuk birliğini kurmak ve bu temelde çocuğu örgütlemek şarttır.

(Serxwebun, Ağustos 90)

Savaş karşıtlığı ve kandan beslenmek

Sık sık Türk milliyetçilerini kandan beslenmekle itham eden PKK sempatizanı sözde aydınlar ve medya ajanları, belki de PKK’nın bu konudaki tavrından habersiz oldukları için, cahilliklerinden hata yapıyorlardır:

Çünkü ne kadar şehit verilirse, ne kadar kan dökülürse o kadar temizleniriz. Eğer biz, bin yıllık kiri kanımızla temizlemezsek, şereften bahsedemeyiz, tarihte yerimizi alamayız, dünyada kendimize yer bulamayız. İnsan kendisini kandırmamalı,  kan  dökmekten  korkmamalıdır.  Benim  korktuğum  şey  kanın dökülmesi değil, kanın durmasıdır.

(Serxwbun, Mayıs 90)

 Çok kan döküleceğini, çok acılar çekileceğini biliyoruz. Başkan Apo’nun sözlerini hatırlayalım: “Kandan korkmayın, kan dökmekten korkmayın, yerinde dökülmeyen ve sonunda duran kandan korkun. Eğer biz, yerinde kan döküyorsak ve bunu durdurmuyorsak, korkmanın hiçbir anlamı yoktur.”

(Serxwebun, Mart 91)

 Sav gelişen kurtuluştur, özgür insandır.  Daha fazla savaş, daha fazla özgürlüktür, daha fazla bağımsızlıktır. Hiç kimse savaştan çekinmemelidir. (…) Savaşın bir yaşam tarzı olarak kabulü gerçekleşti. Bunun için daha fazla savaş, savaş için daha fazla örgüt, eğitim ve propaganda diyoruz.

(Serxwebun, Ağustos 1993)

 Savaşa bağlanmayan yaşamın beş paralık değeri yoktur.

(Serxwebun, Eylül 94)

Savaş en değerli yaşam biçimidir.

(Serxwebun, Ocak 96)

 İnsan hakları, demokrasi, çevrecilik

PKK gibi gözü dönmüş katillerin oluşturduğu bir güruhtan ibaret yapının, çeşitli düşünce kuruluşlarının teşvikiyle “radikal demokrasi” gibi son dönemin icadı konseptler ardına gizlenmesi, tarihlerini unutturduğu gibi, Türkiye’de insan haklarına, demokrasiye, insancıllığa ve çevreciliğe dair bütün kurum ve kuruluşlarda ciddi bir PKK sempatizanı kotasının oluşmasına neden oldu. Oldukça romantik hikayelerle sevdirilmeye çalışılan PKK zihniyeti, oysa, sırf bir subayla kızını “evlendirdi” diye baba ve kızını öldürecek kadar gaddar, üstelik cinsiyetçidir:

Bir düşman subayına kızını verecek düzeydeki bir ilişki yurtseverler arasında tepki ve nefretle karşılandı. Bunların cezalandırılması yurtseverlerin önemli bir talebi haline gelmişti. Durumu değerlendiren gerillalar, 19 Haziran 1990 tarihinde Örtülü köyüne bir baskın düzenleyerek Hesen ve kızını ölümle cezalandırdılar.

(Serxwebun, Eylül 90)

İşçi dostu, Marksist kalemşörlerin cansiperane savunduğu PKK, milliyetsiz ve enternasyonel bir işçi sınıfı ayrımı yerine, benim işçim-onun işçisi ayrımı yapmakta ve beğenmediği, ekmek parasının peşindeki işçiyi “cezalandırmakta”dır:

İlçe merkezinde ajanlık yapan şoför Reşit ve sebzeci Mihemmed 18 Eylül akşam gerillalar tarafından ölümle cezalandırıldılar.

(Serxwebun, Eylül 90)

Gaddarlıkta sınır tanımayan PKK, sempatizanlarını cinayet işlemenin yanısıra, orman yakmaya davet ediyor. Aşağıdaki pasaj, sorgusu sırasında Apo’ya sorulmuş, Apo böyle bir talimat verdiğini kabul etmiştir:

Halkımızın büyük bir kesimi metropoldedir, Antalya’da, İzmir’de ve İstanbul’dadır; fakat “gelsin parti burada da büyük eylem yapsın” diyorlar. Peki sizler orada yüzbinler varsınız, bir kibrit kıvılcımı çakıp orman yakmak zor mudur? Bir küçük patlayıcıyı fabrikaya atmak zor mudur? Bir faşistin dükkanını, bir faşistin derneğini bir gece yakmak zor mudur? Onlar her gün “faili meçhul cinayetler” işliyorlar. Her gün önünüzden bir sürü faşist geçiyor, Türkeşçiler geçiyor. Bunlar eli kanlı katillerdir ve gizli katliamı yürüten güçlerdir. Birçokları da açıktadır. Küçük küçük gruplar kurun, gündüz yapamıyorsanız gece yapın, izleyin ve en uygun koşullarda yapın. Bunlar zor değildir. Üç genç birleşse, kesin bir faşist vurabilir, kesin bir dükkanı veya fabrikayı yakabilir, yüz yerde orman yangını çıkarabilir.

(Serxwebun, Ağustos 1994)

Sempatizanlarınca “onurlu” ve “asla sivilleri hedef almayan”, “meşru” bir yapı olarak gösterilmeye çalışılan PKK’nın eylemleri çoğunlukla PKK içerisine güya “sızmış” MİT mensuplarının işi olarak gösterilir. PKK gibi bir örgüt asla böyle bir eylem gerçekleştirmez, kesinlikle Türkler PKK’yı kötü göstermek için böyle eylemlerle provokasyon yapıyorlardır. Fakat PKK sivilleri hedef alma konusunda ne diyor bakınız:

İstanbul’da çeşitli semtlerde bulunan 20 banka şubesinin yanısıra, Topkapı son durakta bekleyen hızlı tramvay vagonuna (…) motolof kokteyli atıldı. Zonguldak’ta 2 bankaya atılan bombaların patlamasıyla 2’si ağır olmak üzere toplam 7 kişi yaralandı.

(Serxwebun, Mart 1993)

Üstelik PKK, Türk Devleti tarafından kasten “geri” ve “eğitimsiz” bırakıldığı iddia edilen Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde Türk öğretmenleri hedef almakta ve bundan gurur duymaktadır:

10 Ekim akşamı, bir grup ARGK gerillası ilçenin Yukarıdamlapınar köyüne giderek toplantı yaptı. Toplantı ardından köydeki asimilasyon yuvası okulu yakan gerillalar, uyarılara rağmen sömürgecilere ajanlık yapan okul öğretmenini cezalandırdılar.

(Serxwebun, Ekim 90)

 24 Mart’ta Çeper, Tuzluca ve Kıralan köylerindeki ilkokullar ARGK gerillaları tarafından ateşe verilerek yakıldı. Ayrıca Tuzluca ilkokulu öğretmeni Tahir Çivri ajanlık yaptığından ölümle cezalandırıldı ve kaldığı lojman da yakılarak imha edildi.

(Serxwebun, Nisan 90)

 08.10.1989’da Nusaybin’in    Bamıde  köyüne ARGK birliğimiz tarafından baskın düzenlenmiş, köy ilkokulu ateşe verildikten sonra ERNK’ye vergisini ödemeyen bir işbirlikçinin de traktörü havaya uçurulmuştur.

(Serxwebun, Ocak 90)

Türk Devleti’nin köy yaktığı, sivil halka zulüm uyguladığı iddia edilirken, o dönemde PKK kendi ağzından ne yaptığını tek cümleyle özetliyor:

Devlete ajanlık ve muhbirlik yapan 4 hainin evi yakılmıştır.

(Serxwebun, Şubat 90)

 Üstelik PKK, hain olarak gördüğü unsurlara, Türklere ve “makbul olmayan Kürt”lere bir tehcir-asimilasyon politikası uygulamayı planlamaktadır:

 Bana göre sınırdakileri devrimden sonra dağıtmak gerekiyor. Çünkü yurtseverlik, insanlık, Kürtlük diye bir şey kalmamış. Devrimden sonra bunlar yine buralarda kalırlarsa tehlike oluştururlar. Bu alan tarım ve hayvancılık için oldukça elverişli bir yer. Ekonominin güçlendirilmesi için bu sınır şeridinden yararlanmak gerekiyor. Bu köylüleri Kürdistan’ın değişik yerlerine dağıtmadan alandan yararlanmak oldukça zor. Ayrıca bunların yurtsever halkımız içinde eritilmesi gerekiyor. Bunun için de bunları dağıtmak şart. Böylece hem tehlikeyi önlemiş hem de bunları kazanmış oluruz.

(Serxwebun, Ocak 96)

Yazarın diğer yazıları: