Sovyet sonrası Türkiye ve Türk dünyası ilişkileri – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______08.10.2018_______

Sovyet sonrası Türkiye ve Türk dünyası ilişkileri

Abdullah Gündoğdu
Tümer Somuncuoğlu, Abdullah Gündoğdu, Yağmur Tunalı, Konuralp Ercilasun
Tümer Somuncuoğlu, Abdullah Gündoğdu, Yağmur Tunalı, Konuralp Ercilasun

29 Kasım 2016’da Türk Ocakları Ankara Şubesi’nin düzenlediği
“Prof. Dr. Turan Yazgan’ın Anısına… Bağımsızlıklarının 25. Yılında Türk Cumhuriyetleri”
 başlıklı toplantıda Prof. Dr. Abdullah Gündoğdu’nun konuşmasının çözümüdür.
Panelde yapılan konuşmalar, rahmetli Yücel Hacaloğlu tarafından
“Dört Türk Büyüğü” başlıklı bir kitap hâline getirilmiştir.
Bu çalışmanın MİSAK’ta yayınlanmasında büyük katkısı olan
Türkân Hacaloğlu’na teşekkürlerimizle…

Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli başarısı

Biz, Turan Yazgan’ın ideallerinin hayata geçiş sürecini anlatmaya çalışalım. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyerek başlamak istiyorum:

Kısa cumhuriyet tarihi nedir?” diye sorulacak olursa, “Cumhuriyet tarihi Lozan’dır, Montrö’dür, Zürih Anlaşması’dır, Kıbrıs Barış Harekâtıdır.” Bunlar fakir Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük başarılarıdır. Aslında içinde bulunduğumuz için, çoğumuzun fark etmediği bir başarı da Türk Cumhuriyetlerini ilk tanıyan ülke olma başarısıdır. Bu, Türk diplomasisisin başarısıdır.

Aslında, Türk toplulukları ile ilgili algımız cumhuriyetle birlikte gelişmişti; ancak Soğuk Savaş sebebiyle Türk toplulukları ile ilgili algı ve bilincimizde biraz tortular oluşmuştu. Net görememeye başlamıştık. Buna rağmen cumhuriyetin ilk yıllarında Türk dünyası ile ilgili çok önemli çalışmalar yapıldı; ancak soğuk savaş bir perde çekmişti.

Demir Perde yırtılıyor

Sovyetler Birliği’nin dağılma belirtilerini ilk görenlerden biri de Turan Yazgan idi. Onun için vakıf kurmuştu. 1983-1987 arasındaki dönem, Moskova ile Türk Cumhuriyetlerinin birbirinden ayrılma dönemi olarak değerlendirilmektedir. 1983 yılında SSCB Komünist Partisi Politbürosu’nun 3 müslüman üyesinin görevden alınması ile başlayan bir süreç, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan cumhuriyetlerinin birinci sekreterleri değiştirilmesiyle devam etti. Tüm bu değişiklikler, Türk dünyasında bir dönüm noktası oldu. 1980’li yıllarda, Turan Yazgan gibi idealistlerin gayreti ile Türk dünyası algımız yavaş yavaş değişmeye başladı.

Gorbaçov; iktidara gelişinin hemen ardından, Perestroyka ve Glasnost programlarını ilan etmişti. 26 Nisan 1986’da Çernobil Faciası’nın dünyaya duyurulması, uzun süre devam eden kapalılığının ardından Glasnost, yani açıklık politikasının bir deklarasyonu gibiydi. Aralık 1986’da Kazakistan olayları patlak verdi ve dünya kamuoyuna yansımaya başladı. Bu başka bir dönemde olsaydı üzeri örtülecekti. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile birlikte Doğu Bloku’nda dağılma belirtileri başladı. Kasım 1989’da, sembol özelliği taşıyan Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Ekim 1992’de her iki Almanya’nın birleşmesi bu süreci bir daha geri dönülmez noktaya getirdi. Bu tarihten iki ay sonra, Türkiye ve Kazakistan arasında ilişkiler gelişmeye başladı.

Türkiye Cumhuriyeti yüzünü Türk dünyasına dönüyor

Bu dönemde siyasetçi ve bürokratların inisiyatif aldığını görüyoruz. Kısıtlı zamanımıza rağmen bu süreci çok başarılı bir şekilde yönettiler. Namık Kemal Zeybek’in kültür bakanı olarak Kazakistan’ı ziyaret edip ikili anlaşmalar imzalaması, ardından Kazak Devlet Kültürü Başkanı’nın Türkiye ziyareti bu bağlamda değerlendirilebilir. Yine, Halil Şıvgın’ın 14 Şubat 1991’de, Sağlık Bakanları İşbirliği Anlaşması’nın imzalanmasında ön ayak olmasını da zikretmemiz lazım. Bu dönemde Türk hariciyesinde çok yetkin bürokratlar mevcuttu. Bunların başında Bilal Şimşir’in ismini anmamız gerekir. Bilal Şimşir ve Halil Akıncı gibi isimler o dönemde Türk Dış İşleri Bakanlığı’nda çok önemli faaliyetler icra ettiler.

Birinci Körfez Savaşı’nın devam ettiği günlerde Kazakistan bağımsızlığını daha kazanmadan Türkiye ilgilisini bu ülkeye yöneltmişti. Turgut Özal’ın bu dönemde Kazakistan ve Rusya’yı ziyaret edip orada anlaşmalar imzalaması önemliydi. 19 Ağustos 1991’de yapılan darbeden sonra, Sovyetler Birliği’nin akıbeti artık belli olmaya başlamış ve Sovyetler Birliği, hızla dağılma sürecine girmişti.

Sovyetler Birliği’ne bağlı ülkeler bir bir bağımsızlıklarını ilân ediyorlar

Başta Baltık Cumhuriyetleri olmak üzere diğer cumhuriyetler birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar. Öte yandan yeni bir birlik oluşturmak amacıyla Moskova’da toplantılar yapılıyordu. 30 Ağustos’ta Azerbaycan, 31 Ağustos’ta Özbekistan ve Kırgızistan cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Türk kamuoyunda aslında bu sonuca baktığımızda başarı gibi görülmeyebilir. Olması gereken olmuş gibi anlatılabilir; ama o dönemde kafalar çok karışıktı. Ertuğrul Özkök ve Mehmet Ali Birand gibi kalemlerin o dönemde takındıkları tavırları hatırlatmak isterim. Onların o dönemde belli gazetelerde çıkan yazılarını da topladım. Dışişleri Bakanlığı, 11 Eylül’de Sovyetler Birliği’ni yakın takip amacıyla heyet oluşturdu. Oluşturulan iki heyet, iki ayrı koldan gelişmeleri yerinden incelemek üzere çeşitli Sovyet cumhuriyetlerini ziyaret etmek için program hazırlamışlardı. Birinci heyetin başında Pekin Büyükelçimiz Bilal Şimşir bulunuyordu. Azerbaycan’dan başlayarak Kafkasya’daki altı Sovyet cumhuriyetini içermekteydi bu program. Büyükelçi İsmet Birsel başkanlığında oluşan ikinci heyet de Sovyetler Birliği’nde dağılmakta olan cumhuriyetler için ziyaret programı hazırladı. Bu heyetlerin hazırlamış oldukları raporlar da Türkiye’nin bu bölgelerde tanınması yönünde çok etkili olmuştu.

Nur Sultan Nazarbayev’in ideolojik tutumu

Birinci heyet; 12-27 Eylül tarihlerini kapsayan gezisine Azerbaycan’dan başlayıp Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan’da başarılı görüşmeler yaptı. Sonra, Kazakistan’a uğradı. Kazakistan dışındaki cumhuriyetler, o tarihte bağımsızlıklarını ilan etmiş bulunuyorlardı. Kazakistan ise özel durumu sebebiyle temkinli bir bekleyiş içerisinde hareket etmekteydi. Kazakistan’ın o özel durumu, Nur Sultan Nazarbayev’in ideolojik tutumlarıyla bugüne kadar büyük oranda giderilmişti.

Kazakistan’daki Rus varlığı ve diğer hususlar dikkate alındığı zaman Nur Sultan Nazarbayev’in liderliğini de bu süreç içerisinde takdir etmek lazım. Tabii, Turgut Özal’ın bu dönemde, Dışişleri Bakanlığı heyeti ile doğru teması ve Türk kamuoyunun yapıcı etkileri bu sonucun alınmasında etkili oldu.

Elbette “Türk Dünyası Davası”nın sahibi olan ve Soğuk Savaş’ın ağır şartlarına rağmen bu davanın toplumda karşılık bulması için teşkilatlanan, fikir faaliyetleri yürüten Türk Kültür Enstitüsü’nün bu davaya gönül vermiş bir liderin inisiyatifi ile kurulduğunu hepimiz biliyoruz. Bu süreç içinde bunları zikretmemiz gerekir. Bu ortamda Türkiye’de bir sempozyum düzenlendi. 25 Eylül 1991’de Nazarbayev Türkiye’ye geldi. Türkiye bu seyahati çok önemseyen bir tavır içindeydi. Hatta dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal, Nazarbayev’i karşılamak için bizzat havaalanına gitti. Bir anlamda Türkiye’nin bu yöndeki kararlılığını göstermek bakımından önemliydi.

Nazarbayev’in ziyareti, Türk kamuoyunda büyük ilgi uyandırmış ve halk hak ettiği önemi vermiştir. Tercüman gazetesi Nazarbayev’in demecini iki gün üst üste manşetine taşıyarak okuyucusun karşısına çıkmıştır. Yine o dönemde, Fahir Armaoğlu, Sami Kohen, Cenk Başlamış ve Hasan Cemal’in çok yapıcı yazılarını görmekteyiz. Bu yazarlar, belli ön yargıların kırılmasında işlev gördüler. Türkiye’nin Kıbrıs’a yaptığı gibi, bu cumhuriyetlere de kaynak ayırması gerektiği konuşuluyordu.

Türkiye Cumhuriyeti, bağımsızlığını ilan eden Türk devletlerini tanıyor

Kazakistan niçin önemliydi? Türkiye bu cumhuriyetleri tanıyacaktı; ancak Kazakistan’ın durumunun netleşmesini bekliyordu. Kazakistan’da da seçim vardı. Nazarbayev’in yeniden başkanlığa gelmesi söz konusuydu. 1 Aralık 1991’de Nazarbayev yeniden devlet başkanı seçildi. Ondan önceki dönemde de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, Azerbaycan Meclisi’nin dünya kamuoyuna yaptığı çağrı farklı bir havada gerçekleşti. Türkiye, Türk cumhuriyetlerini tanıyan ilk ülke olma ayrıcalığını taşırken bir yandan da temkinli dış politika arasında sıkışmış bulunuyordu. Türkiye 9 Kasım 1991 tarihinde, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu. Bu, Türkiye için artık dönüşü olmayan yoldu ve böylece süreç başlamış oldu.

9 Aralık 1991’de; Beyaz Rusya, Ukrayna’da bir bağımsız devletler topluluğu kurma kararını aldı. 12 Aralık 1991’de, Rusya Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kurmayı öngören anlaşmayı imzaladı. Sovyetler Birliği’nin hukuken sonunu getiren protokol, böylece tamamlanmış oldu. 16 Aralık 1991’de Kazakistan’ın bağımsızlık ilanı, Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un 4 günlük Ankara ziyareti gerçekleşti. Türkiye aynı gün bağımsızlığını ilan eden Türk cumhuriyetlerini tanıma kararı alarak bu cumhuriyetlere büyükelçilerini tayin etti. Böylece Türkiye, aslında o kısa cumhuriyet tarihimizi başarıyla tamamlamış oldu.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları