Türk ekonomisi hakkında düşünce ve öneriler (3) |                                       Türk ekonomisi hakkında düşünce ve öneriler (3) – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______02.06.2018_______

Türk ekonomisi hakkında düşünce ve öneriler (3)

Mehmet Alp Şirin

Sağlık ve sosyal sigorta sistemi Türk milletinin kaliteli sağlık hizmeti alma hakkı

Sağlık ve sosyal sigorta sistemi temel ilkeler bölümünün 3. maddesi doğrultusunda doğrudan insanımızı etkileyen bir konudur. Devletin vatandaşlarına sosyal çevreleri ve kendi özel maddi durumlarından bağımsız olarak eşit yüksek kalitede hizmet sunması elzemdir. Dolayısıyla her Türk vatandaşının sağlık sigortası olması devlet tarafından garanti altına alınmalıdır.

Bir vatandaşın örneğin işsiz olduğu için veya başka sebeplerden dolayı durumu daha iyi olan bir başka vatandaştan daha kötü hizmet alması ya da hiç almaması kesinlikle kabul edilemez.

Sağlık sigortası

Devlet bilimin sunduğu imkanlar doğrultusunda ve makul bir huzurlu, temiz ve insan onuruna yakışan ortamda  vatandaşlarının sağlık sorunlarına çare bulmalıdır. Bu çarelerin sunulmasına maddi durumları ile orantılı olarak vatandaşların katkı sağlanması ödedikleri sigorta primleri kapsamında sağlanmalıdır. Sigorta primleri gelire göre düzenlenmeli, üst gelir sınıfının sigorta primi yıllık brüt gelirinin %20’si ama aylık 2000 TL ile sınırlanmalıdır. Sigortalı cûzi miktar ek ücretlerle (yetişkin aile ferdi için aylık 100 TL, çocuklar için çocuk başına aylık 25 TL) ailesinin çalışmayan fertlerini de eşit şartlarda sigorta kapsamına alabilmelidir. Bu imkan yetişkin olmasına rağmen okumayan veya işsiz olarak kaydedilmiş aile fertleri için geçerli olmamalıdır.

Sağlık sigortası Türk vatandaşları için temel hak olmalı, Türkiye’de sağlık sigortası olmayan hiç kimse kalmamalıdır. Sağlık hizmetine ihtiyaç duyanların tıbbi bakıma mümkün oldukları kadar çabuk ve kolay ulaşımını, durumları düzelene kadar bulunacağı mekanların, yani hastane ve muayenehanelerin, yeterli sayıda ve kalitede varlığının sağlanmasını, gerekli doktor ve bakım personelinin varlığının ve kalitesinin sağlanmasını kapsamalıdır.

Yapılanma ve özel sektörün yetkileri

Yukarıda tarif edildiği gibi yapılanmış sağlık sisteminde yüksek seviyede sağlık hizmeti almak için özel hastane veya özel sağlık sigortasına sigortaya gerek olmamalıdır. Doktorların özel muayenehane açmalarına müsaade verilmelidir. Muayenehanelerin sayısı bulunduğu bölgede talep doğrultusunda il sağlık müdürlükleri tarafından lisansla verilmeli, verilirken halkın ihtiyacını karşılayacak kadar muayenehanenin bulunmasına ama bulunan muayenehanelerinde kârlı olabilmesini sağlayacak ekonomik dengeye de dikkat edilmelidir.

Aynı milli eğitimde olduğu gibi hastanelerin açılması ve işletilmesi il sağlık müdürlüklerinin verdiği nitelik ve kalite şartlarının altına düşmemek koşuluyla belediyelerin sorumluluğunda olmalıdır ve aynı öğretmenlerde olduğu gibi doktorlar özel sektör personeli olarak iş piyasasının sorumluluk ve haklarına sahip olmalıdırlar. Bu sistemde sadece il sağlık müdürleri devlet personeli olacaktır. Sorumluluk sahibi oldukları illerin sağlık sisteminin planlama ve denetimi ve sorumlulukları altında yaşayan halkın sağlık koşullarını ve ihtiyaçlarını devlete bildirmek bu müdürlerin öncelikli görevleri olmalıdır. İl sağlık müdürü olmak için büyük tam kapsamlı bir hastanede en az 10 yıllık doktor olarak çalışmış olma şartı konulmalıdır.

Uzman doktorların uzmanlık alanlarında birleşerek orta büyüklükte bir muayenehane açmalarına da bu şartlar altında müsaade edilmelidir, lakin genel manada hizmet veren hastaneler özel elde olmamalıdır. Özel muayenehanelerin de sadece yurt dışında ikamet edenlere özel (ücret bedeli sağlık sigortası dışında ödenen) hizmet vermelerine müsaade edilmelidir. Bu yetkiye sahip muayenehaneler çok iyi denetlenmelidir ve lisansı arz talep dengesini bozmayacak kadar sınırlı tutulmalıdır. Hiç bir sağlık çalışanı ve kurumunun acil durumlarda kendi vatandaşımıza hizmet vermeyi reddetme daha doğrusu yurt dışında ikamet edenlere öncelik tanıma hakkı olmamalıdır. Aynı üniversiteler de olduğu gibi özel kurumların çok sıkı denetim altında devlet hastanelerine sınırlı miktarda maddi yardımda bulunmaları ve arzularlarsa isimlerinin bu kapsamda yardımda bulundukları hastanenin ameliyathane, laboratuvar, bekleme salonu, kantin veya benzeri yapılanmalarında kullanılması düşünülebilir.

Hastanelerde ziyaretçi saatleri belirlenmeli ve buna uyumun kati şekilde takip edilmelidir. Refakatçiye sadece çok gerekli, istisnai özel durumlarda müsaade edilmeli, ediliyorsa da hastanın refakatçiyle beraber kalabileceği şekilde donanmış odalarda kalması sağlanmalıdır. Normal şartlarda refakatçi bulunması yasaklanmalıdır. Hastanın sağlığından ve durumuna en uygun en rahat şekilde istirahatinden sağlık personeli sorumlu olmalıdır.

Muayenehane sahibi veya muayenehanede çalışan doktorların hastanede çalışması yasaklanmalıdır. Her doktor uzmanlaşmadan önce en az üç sene acil serviste çalışmalıdır. Bunun haricinde doktorların kent dışı, kırsal alan gibi bölgelerde, yani doktor ihtiyacı duyulan bölgelerde muayenehane açmaları teşvik edilmelidir. Aile doktorluğu sistemi verimli bir şekilde kurulmalı ve yerleştirilmelidir.

Bunlar normalde hastanın kendi tercihi ile belirlediği, güvendiği genel hekimlerdir. Acil durumlar hariç, hastaların hastaneye veya uzman doktorlara gitmesine gereken sevk kişinin aile doktoru tarafından yapılmalıdır. Herkesin düzenli gittiği aile doktoru haricinden her zaman başka doktora gitme hakkı olmalıdır. Sağlık sisteminin sunduğu hizmet üzerinde hizmet almak isteyenler için özel sağlık sigortalarının olmasında sakınca yoktur. Lakin bu sigorta verilen hizmetin özünü kapsamamalıdır ve asla doktor tercihi bulunmamalıdır. Bu tür sigortalar ancak hastanede özel oda veya benzeri rahatlıklar sağlayan hizmetler için geçerli olmalıdır.

Sağlık teknolojisi

Türkiye’nin en acil şekilde kendi ilaç sanayisine ihtiyacı vardır. Bu konuda Ar-Ge teşvik edilmeli ve anı enerji sektöründe olduğu gibi bilimsel verilerini Türk öğrencileri paylaşmaları şartıyla bu alanda çalışan şirketlerin Türkiye’ye yatırım yapması teşvik edilmelidir. Ayrıca dünya çapında çalışan Türk bilim adamları ile temasa geçilmeli ve verimli çalışan bir ilaç sanayisinin oluşması için gereken adımlar tartışılmalı ve danışılmalıdır. Aynı teşvik tıbbı teknoloji üreten ve geliştiren şirketler için de olmalıdır.

Bu kapsamda ‘teknoloji’ kavramı sadece araç gereç olarak algılanmamalıdır. Günümüzde insan DNA’sını en küçük parçacıklarına bölebilen yöntemler (DNA Neşteri), organik olmayan materyallerden insan hücrelerinle uyumlu olabilen sentetik hücreler ve bu gibi bir çok başka yöntemler geliştirilmektedir. Bu ve benzeri alanlarda yatırım yapan bio-teknoloji şirketleri için Türkiye cazip hale getirilmelidir. Ayrıca dünya çapında bu teknolojilerin takibini, bu yöntemlerin araştırılmasını, geliştirilmesini ve kullanımını koordine edecek bir bilim ve ahlak kurulu oluşmalıdır.

Sosyal sistemin ekonomik taşınırlığı ve önlem uygulanması

Dünyada halkına eşit ve kaliteli hizmet sunan ve aynı anda karlı olan bir sağlık sistemi yoktur. Böyle bir sistemin karlılığı ülkenin insan sermayesinin değerinin artması ile ölçülür. Dolayısıyla sağlık sisteminde hedeflenmesi gereken makul bir kaliteden ödünç vermeden maddi zararı mümkün olduğu kadar asgari seviyede tutmaktır.

Sağlık sisteminin masraflarının asgari seviyede tutmanın ve böylece ekonomiye yük olmasından kurtarmanın en iyi yolu ise önlem almaktır (prevention). Halkı sağlıklı olan, az hastalanan bir ülkenin sağlık masrafları da yüksek olmaz.

Doğum öncesi önlem 

Bu önlemler insan hayatının başlaması ile, yani annenin hamileliğinin tespiti ile başlamalıdır. Hamileliği tespit edilen kadına bir annelik karnesi verilmeli ve hamileliğinin normal geçmesi durumunda bile düzenli sürelerde kadın doktoruna kontrole gitme şartı konulmalıdır. Bu kontrollerde anne karnında bebeğin gelişmesine ve annenin ruh ve beden sağlığına dikkat edilmelidir.

Müdahale gerektiren durumlarda doktorun anneyi en yakın uzman hastaneye mecburi sevk etme yetkisi bulunmalıdır. Müdahale gerektirmeyen ve her şeyin normal geliştiği bir hamilelikte en geç beklenen doğum tarihine 3 ay kala aile doğumu yapmak istediği hastane veya doğum evine beklenilen doğum tarihini bildirme ve kontrole gittikleri kadın doktorunla irtibata geçilmesini sağlamalıdır. Bu durumda doktor annenin sağlık verilerini doğumun gerçekleşeceği kurumla paylaşmalıdır. Doğum uzman ebelerin kontrolünde gerçekleşse de doğum yapılan kurum acil durumlarda müdahale etmesi için yeterli sayıda uzaman doktor bulundurmalıdır. Sezaryen doğuma sadece anne veya çocuğun hayati riskte olduğu durumlarda müsaade edilmelidir. Her doğum evi veya hastanede nüfus dairesinin bir en fazla 2 kişi çalıştığı şubesi olması gerekir. Bu şubelerin tek görevi nüfus kayıtları olmalıdır. Hastanelerde bulunan şubelerin vefat durumunda gereken nüfus işlemlerini yapmaları da düşünülebilir. Böylece nüfusla ilgili istatistikler çok daha az hatayla toplanmış olacaktır.

Genç ve çocuk koruma önlemleri

Önlem gerçekleşen doğumla da bitmemelidir. Yeni doğan çocuk 16. yaşı bitene kadar belli sürelerde çocuk ve gençlik doktorları tarafından kontrol edilmelidir. Bu kontroller zorunlu olmalıdır ve uymayan ailelere ceza uygulanmalıdır. İlk kontrol doğumdan sonra çocuk hastaneden eve gönderilmeden önce yapılmalıdır. Kontrollerde çocuğun beden sağlığına ve gelişimine dikkat edildiği gibi, ailesinde uygun ve iyi bir bakımda olup olmadığına ve ruhsal ve zeka gelişimine de dikkat edilmelidir. Bu kontroller kapsamında çocuğun bedensel, zeka ve ruhsal gelişiminde bir anormallik gerekirse ailesi ile görüşülüp acil çareler aranmalı, durumdan ailenin sorumlu olduğu şüphesi varsa acilen çocuk ve gençlik koruma kurumuna ve hatta gereklilik görülürse polise bildirme zorunluluğu olmalıdır.

Doğumdan yetişkinliğe kadar geçen sürede alınan önlemler dışında ilerleyen yaşlarda da önlem alınması önemlidir. Erken yapılan bir teşhis hem hastanın hayatını kurtarır hem de daha geç tespit edildiğinde gerektirecek daha pahalı tedavi yöntemlerine gerek bırakmayarak ekonomik açıdan da sağlık sisteminin yükünü azaltır. Bu kapsamda belli yaşlarda riskleri arttığı bilinen hastalıklar için vatandaşın kontrole gitmesi zoraki kılınmalıdır. Ayriyeten sigara, alkol, uyuşturucu, hareketsizlik ve yanlış beslenme konularında kamu kampanyaları düzenlenmeli, bu konular şuurlu şekilde milli eğitim müfredatında teferruatlı işlenmelidir.

Spor

Aynı zamanda Türkiye’de spor eğitimi yapılanmalıdır. Bu noktada bahsedilen eğitim okullarda verilen eğitimden ibaret değildir. Çocuklarımız ve gençlerimizin sporu güncel hayatın normal bir parçası olarak algılayacakları şekilde yetişmeleri sağlanmalıdır. Spor anlayışı popüler takım sporlarından veya arkadaşlarla halı sağı maçı yapmaktan öte taşınmalıdır. Bunun için en küçük yaş grubuna kadar verimli çalışan spor derneklerini yapılanması oluşmalı, her yaş grubu için profesyonel antrenör eğitimi uygulanmalıdır. Yurdumuzun bir çok doğa sporu için son derece elverişli olduğu göz önüne alınarak çocuklarımız ve gençlerimiz ebeveyn ve çevrelerinin gelecek hayalleri ile ile değil, kişisel yetenek ve merakları doğrultusunda spor hayatında yönlendirilmelidir. Bu şekilde spora teşvik hem genel olarak nesillerin sağlıklı ve sıhhatli yetişmelerini ve kalmalarını sağladığı gibi, spor dallarında Türkiye’nin uluslar arası çok daha iyi yerlerde olmasına yol açacaktır. Böylece insanımızın sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmesi yanı sıra, gençlik ve spor bayramlarında ezber koreografiler veya birbirlerinin üstüne tırmanarak tehlikeli ve gereksiz figürler sergileyen değil, uluslar arası alanda aldıkları madalyalarıyla başı dik yürüyen gençler yetişecektir sonraki nesillere örnek olacaklardır.

Alınacak önlemler bununla da kalmamalıdır. İş verenleri önlemlere dahil etmek gereklidir. Bu önlemlerin önemli ağırlığı iş yerinde güvenliği -ki bunda kastedilen sadece kazanın önlenmesi değil aynı zamanda çalışanların uzun vadede sağlık sorunlarına maruz kalmamalarıdır- olsa da aynı zamanda çalışanlarına genel sağlıklı hayatı teşvik edecek uygulamalar olmalıdır. Örneğin iş yerlerinin spor salonları ile anlaşmaları ve bu veya benzeri uygulamaların ödemekle mükellef oldukları sigorta primi veya vergi üzerinden teşvik edilmelidir. Bu teşvikler aynı zamanda yeni iş alanlarında kalkınma sağlayacak ve ekonomiye olumlu katkıda bulunacaktır.

Genç nüfusun önemi ve nüfus planlama

Lakin alınacak önlemler bu kadarla yeterli değildir. Bütün bu önlemler sağlıklı bir yaş piramidine sahip olmayan toplumlarda sosyal güvenlik ve sağlık sisteminin büyük bir sıkıntı oluşturmasını engelleyemez. İstatistik raporlarına göre ekonomisi gelişmiş ülkelerde önümüzdeki 30 yıl içinde nüfus ortalaması 12 yaş artacaktır. Bu insanların hayatına sağlıklı, güçlü ve kuvvetli geçirecekleri 12 yıl eklendiği manasına gelmez. Bu artış özellikle tıp biliminde yaşanması beklenen teknolojik ilerleyişten kaynaklanmalıdır. Dünyanın en güçlü ekonomisi bile ortalama 12 yıl daha fazla yaşlanan, ama bu esnada kendisi üretmeyen geniş bir yaşlı nesli taşımakta zorlanır. Dolayısıyla nüfus planlaması ve ailelerin çocuk yapması muhakkak teşvik edilmelidir. Bu teşvik ufak çapta çocuk parası gibi maddi imkanlarla olsa bile, asıl doğan çocukların olumlu bir gelecek perspektifi, iyi ve annenin çalışma saatlerini rahatlatan eğitim imkanları ve annenin tekrar iş hayatına katılması ve gerek çocuğunu, gerekse kendi işini güvencede olması ile olabilir. Ancak çalışan, üreten ve genç oranı ağırlıklı olan bir nüfus yaşlılarının sağlıklı, rahat ve onur içinde yaşamasını sağlayabilir. Örneğin Almanya’nın yaklaşık 82 milyon nüfusu, Türkiye’nin yaklaşık 80 milyon nüfusu vardır. Yani ülkeler nüfus açısından birbirleri ile mukayese edilebilecek büyüklüktedirler.

Almanya’da çalışma yaşında olan nüfus 44,2 milyon ile toplam nüfusun %53 oranındadır ve Alman nüfusunun %26’sı (22 milyon) 60 yaş üstüdür. Yani Alman ekonomisinde 44.2 milyon insan emeklilik yaşında olan (Almanya’da emeklilik yaşı kadınlar için 62, erkekler için 67’dir. Bu örnekte kolaylık olsun diye bu yaş sınırları dikkate alınmamış, doğrudan 60 yaş üstü olarak hesaplanmıştır, zira bu kolaylaştırma varılan sonucu değiştirmemektedir) 22 milyon insanı taşımaktadır.

Türkiye de durum ise, nüfusun %37,5’inin (30 milyon) çalışma yaşında olmasıdır ve 60 yaş üstü nüfusun ise yaklaşık 9 milyon insanla toplam nüfusun %11,25’ini teşkil etmesidir. Yani Türkiye’de 30 milyon insan emeklilik yaşında 9 milyon insanı taşımaktadır.

Nüfusun yaşlanması Almanya ekonomisi için büyük sıkıntı oluşturmaktadır. Bu örnek genç bir nüfusa sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Bakım sektörü

Gerek yaşı, gerekse sıhhat durumu yüzünden bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın hayatlarını kolaylaştırmak için Türkiye’de acilen bir bakım sektörü gelişmelidir.

Yaşlı ve hasta bakımında en önemli husus bu durumdaki insanlarımıza onurlu bir hayat sürebilecekleri imkan ve hizmetin sunulmasıdır. Dolayısıyla bakım sektörü gerekli araç, gereç üretimini kapsadığı gibi, işlerinin tam ehli psikolojik eğitim almış, yaptığını şuurlu yapan personeli ve gerektiğinde bakımları ile ilgilenecek özel bakım evlerini kapsamalıdır.

İmkanı olan ve yakınına evde bakmak isteyen ailelere destek sağlanmalıdır. Bu destek maddi teşvikten öte giderek iş piyasası kanunlarının bu ailelere esneklik sağlayabilmesini kapsamalıdır. Lakin yakınına evde bakan ailelere bile en az 2 haftada bir kere profesyonel bir bakım personelinin uğraması, ailelere desteğini sunması ve hastaların ihtiyaçlarını kontrol etmesi şart olmalıdır. Bu sektörün oluşması ve verimli çalışabilmesi için her çalışanın zoraki bir ‘bakım sigortası’ yapması ve aynı sağlık sigortasında olduğu gibi bu sigortaya ödenen primlerin geliri ile orantılı olması şarttır.

Yazarın MİSAK'taki yazıları