Türkiye ile ABD (Münbiç) uzlaşmasının sonuçları üzerine |                                       Türkiye ile ABD (Münbiç) uzlaşmasının sonuçları üzerine – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______11.06.2018_______

Türkiye ile ABD (Münbiç) uzlaşmasının sonuçları üzerine

Hakan Paksoy

 

Türkiye ve ABD arasında sürdürülen çalışmalar 4 Haziran’da Amerika’da yapılan mutabakat açıklaması ile yeniden bir rotaya döndü. Ancak bu rotanın yeni bir hedefinin olmadığı, ABD’nin 2016 Rakka Operasyonu sırasında Türkiye ile varılan mutabakata benzer görünüyor.

Bu görüşmeler ve açıklamaların analizine geçmeden, diplomatik hamlelerin birkaç aylık kronolojisine bakmakta fayda vardır.

***

Hatırlayacak olursak;

*Zeytin Dalı Harekâtı; Astana Sürecinde Suriye Arap Cumhuriyeti, Rusya ve İran ile sağlanan mutabakat sürecinde gerçekleşti.

*Bu dönemde, liderler, önce, 22 Kasım 2017’de Soçi’de bir araya geldi. Bundan önce de Putin, Beşar Esad ile görüştü. BM gözetiminde yürütülen Cenevre süreci ise bekleme dönemine girmişti.

* 20 Ocak 2018’de Zeytin Dalı Harekâtı başladı. 17 Mart’ta Afrin’e Türk Bayrağı çekildi.

* ABD Dışişleri Bakanı 15 Şubat 2018’de Ankara’ya gelecekti.

* Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, 13 Şubat’ta, “Fırat Nehri’nin doğu yakasından Irak sınırına kadar bir bölümde devlet benzeri bir yapı oluşturma yolunda ilerliyor.” açıklamasını yaptı.

* 15 Şubat’ta, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson Ankara’ya geldi. Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edildi. Görüşmeye sadece Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu katıldı. Tutanak tutulmadı. Tercümanlığı Çavuşoğlu yaptı. Ertesi gün iki dışişleri bakanı tekrar bir araya geldi. İlk toplantı üç saat 15 dakika, ikincisi iki saat kırk beş dakika sürdü. Akşam mutabık kalınan konuların ayrıntılarına girildiği anlaşılıyordu

16 Şubat’ta Dışişleri bakanları toplantısından sonra yapılan resmi açıklamada:

“İki devlet, uzun süreli müttefikliğin ışığında, ikili ilişkilerde öne çıkan meseleleri çözme konusundaki vaadini teyit eder. İki taraf, bu amaca yönelik olarak, sonuç odaklı bir mekanizma oluşturulması konusunda anlaşmaya varmıştır.

Türkiye ve ABD, Suriye krizi için yalnızca siyasi bir çözümün söz konusu olabileceği ve bunun yaşayabilir bir siyasi dönüşüm gerektirdiği hususunu teslim ederek, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararında belirtilen yerleşik parametreler ve Cenevre Süreci çerçevesinde, bu sonucun elde edilmesi için işbirliklerini yoğunlaştırmayı kabul ederler.”

Denilecekti.

Rus Dışişleri Bakanı Lavrov 18 Şubat’ta; ABD Suriye’de devlet benzeri yapı kurmaya çalışıyor açıklamasını ikinci defa yaparak, “Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozmaya yönelik adımları endişeyle takip ediyoruz. Bunun nedeni ABD’nin sahada, özellikle de Fırat’ın doğusu ile Suriye’nin Irak – Türkiye sınırı arasındaki bölgedeki uygulamaya başladığı planları(dır).” dedi.

Rex Tillerson 13 Mart 2018’de Bakanlıktan alındı. Bu süreçte ABD ile Türkiye arasında “Münbiç’te anlaşmaya mı varıldı yoksa bir anlayışa mı? tartışması yaşandı. Bir kesinti yaşanır gibiydi.

22 Mart 2018, Mevlüt Çavuşoğlu, Anadolu Ajansı’nın, TV’lerden canlı olarak yayınlanan, Editörler Masası programında Münbiç’in yeni yapısı üzerine yaptığı açıklamalarda; demografinin tabii kriter olacağını ve nüfus oranlarına göre temsil edilen bir yapı oluşturulacağını, daha önce kontrol altına alınan Cerablus el Bab ve diğer yerlerde de aynı şekilde idari yapı ve asayiş gücü kurulduğunu söyledi.

Türk, Rus ve İran liderleri 4 Nisan 2018’de ikinci defa Ankara’da bir araya geldi ve Ankara Zirvesi gerçekleştirildi.

Zirve sonrasında yapılan açıklamada liderler:

  • “Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi” reddetmişler,
  • “Suriye’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine, toprak bütünlüğüne ve belli bir mezhep temelinde olmayan yapısına olan kuvvetli taahhütlerini” yinelemişlerdi.

* 4 Nisan 2018 günü, “İran devlet televizyonuna göre, Ruhani zirvede ‘Afrin’deki gelişmeler sadece Suriye’nin toprak bütünlüğünün ihlal edilmemesi halinde yararlı olur ve bu bölgelerin kontrolü Suriye ordusuna verilmeli’ ifadelerini kullandı.” haberi basında yer aldı.

* 9 Nisan 2018 Sergei Lavrov: “Afrin’in normalleşmesi için yöntemin bölgenin kontrolünün Suriye hükümetine geri verilmesi olacağına inanıyoruz” dedi.

* 10 Nisan, Erdoğan: “Afrin’i kime vereceğimizi iyi biliriz. Afrin Afrinlilerindir.” açıklamasını yaptı.

* Bölge çok ısındı. ABD, İngiltere ve Fransa, kimyasal silah kullanıldığı iddiasıyla 14 Nisan’da füze saldırısı yaptı. Bölgesel bir savaşın eşiğinden dönüldü.

* 9 Mayıs İsrail, Suriye sınırındaki İran mevzilerine hava harekâtı düzenledi.

* Tayip Erdoğan 13 Mayıs’ta İngiltere’ye gitti. Başbakan Teresa May ile görüşmeden sonra yapılan açıklamalara siyasi renk hâkimdi. İsrail, Suriye ve bölgedeki olaylara ait hususlar öne çıktı. Özellikle ortak savaş uçağı yapımına ait bilgi dikkat çekiciydi. Batı ve NATO ile problem yaşarken, böyle bir adım manidardı. Bu anlaşma, terör örgütü PKK ile Oslo Müzakerelerinin yapılmasını temin eden ve Batının stratejisinin eksenini belirleyen İngiltere’yle olunca, daha da önem kazanmaktaydı.

* Suriye Devlet Başkanı Esad ile Putin 17 Mayıs’ta Soçi’de buluştu. Bu görüşmeden sonra Putin’in açıklaması içinde; “…yabancı silahlı güçlerin Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarından çekileceği varsayımıyla hareket ediyoruz.” cümleleri yer aldı.

* Bu arada ABD ve diğer NATO üyesi devletler, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze sistemlerini alma kararından rahatsızlığını her fırsatta dile getirdi. ABD Senatosu F 35 savaş uçağının Türkiye’ye satışının durdurulması ile ilgili olarak bir tasarıyı onayladı.

* Ve 4 Haziran 2018, Mevlüt Çavuşoğlu ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ABD’de görüştüler.

4 Haziran ve sonrası…

İki bakanın yaptıkları ortak açıklamanın satırbaşlarında; Ortak kaygıların müttefik ortaklık ruhu içinde terörizmle mücadeleyi teyit ettiklerini, bir yol haritasını onayladıklarını, haritanın takibinde anlaştıklarını ve ortak komite toplantılarının süreceğini belittiler.

Mevlüt Çavuşoğlu Washington’da Türk gazetecilerle yaptığı sohbet toplantısında, yol haritasının net bir takvim olduğunu söyleyerek; “Yol haritasının amacı Amerika’nın bize 2016 yılında Başkan Obama tarafından verdiği sözün tutulacak olması anlamına geliyor.” dedi. Sürecin iyi anlaşılmasına ilişkin anahtar cümlelerinden birisi budur.

ABD Dışişleri sözcüsü Heather Nauert’in açıklamaları da somut işaretleri taşımaktadır. Sözcü; “Onlar adına konuşamam ama gördüğüm kadarıyla yol haritasında öngörüldüğü gibi güçlerini Fırat’ın doğusuna çekeceklerini açıkladılar” demiştir. Onlar dediği PYD-YPG daha doğrusu PKK’dır.

Sözcü bir soruya; “ABD ile Türk hükümeti Münbiç bölgesine istikrar ve öz yönetim getirecek bir anlaşmaya vardı. Biz bunun Münbiç halkı dâhil tüm tarafların kabul edebileceği bir çerçeve olduğuna inanıyoruz.” diyerek cevap vermiştir. Buradaki özyönetim kavramı ikinci, tüm taraflarifadesi deüçüncü anahtardır.

Heather Nauert başka bir soruyu da ; “Bunun üzerinde NATO müttefikimiz Türkiye ile birlikte çok çalıştık.” Şeklinde cevaplamıştır. NATO müttefikliği de dördüncü anahtardır.

Antalya’da gazetecilere açıklama yapan Mevlüt Çavuşoğlu; “Münbiç için dörtlü bir iş birliğinin olacağını” belirtmiş, bu dörtlüyü de “Türkiye, ABD, Bağdat ve Erbil.” olarak ifade etmiştir. Beşinci anahtar bu açıklamadır.

Bu anahtarlar hangi kapıyı açar?

Birinci anahtar:Başkan Obama’nın 2016’da verdiği söz nedir? Bunu anlayabilmek için Obama ile Tayyip Erdoğan görüşmesine bakmak gerekir. Bu görüşme Erdoğan’ın 29 Mart – 1 Nisan tarihleri arasındaki ABD seyahatinde gerçekleşmiştir. Önceden açıklanan programda Beyaz Saray görüşmesi yoktur. Otelde, önce dönemin ABD Dışişleri Bakanı ile 45 dakikalık görüşme yapılmış ve Obama ile Beyaz Saray’da görüşüleceği açıklanmış; sonra Başkan Yardımcısı Joe Biden ile yalnız olarak ve heyetlerle beraber 2,5 saat görüşülmüştür. Erdoğan Obama görüşmesi bütün bunlardan sonra gerçekleşmiştir.

Gazetecilerin, diplomatik teamüller içerisinde pek görülmeyen şekilde, ziyaretin ortasındaki programı değiştirmek için nasıl bir sebep vardı diye sorulduğunda, ABD yetkililerinin: “Suriye – Türkiye sınırında IŞİD’in elinde kalan 98 km’lik hattın (Münbiç- Afrin hattı) alınması ve Türkiye’nin de buna destek olmasıcevabını verdiği basında yer almıştı.

Bu ziyaretten sonra ABD heyeti gelmiş, resmi görüşmeler yapılmış, 24 Mayıs 2016’da da Rakka Operasyonu başlamış, ama PYD-PKK önce Münbiç’e girmiştir.

Birinci anahtar PYD-PKK’ya, Münbiç’in ve Fırat’ın Doğusunun ya da Fırat Vadisinin kapısını açmıştır*.

İkinci anahtar “özyönetim”dir. Bölücü terör örgütü PKK’nın da kullandığı kavramdır. Demografik yapıya göre yönetim oluşturma anlamına gelmektedir. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da son birkaç aydır, bölgenin idari yapısının nüfus oranlarına göre kurulacağını, asayişin buna göre oluşturulacak güçlerle sağlanacağını tekrar etmektedir. Bu anahtar da parçalı devlet yapısının kapısını açmaya yaramaktadır.

Üçüncü anahtar, “tüm taraflar” kavramıdır ki Türkiye için çok büyük tehlike arz eder. Özyönetim ve parçalı devlet yapısı ile birlikte düşünüldüğünde sıkıntı daha da büyüyecektir.

Yaklaşan seçimlerle beraber değerlendirildiğinde bir takım pazarlıklarını işaret etmektedir. Nüfus oranlarına göre yerel özerk yönetimin hararetle savunulması, Suriye’nin bölünmesi anlamına geleceğinden Türkiye’yi çok zor duruma sokacaktır. (Asıl hedef bu olabilir. Bu aynı zamanda sonuca yaklaşıldığının göstergesidir de). En tehlikeli anahtardır.

Akla; Suriye’nin kuzeyinde, hem Fırat’ın batısında İhvancı bir yapı, Fırat’ın doğusunda PYD-PKK yönetimi, Irak’ın kuzeyinde Barzanistan ve –Allah korusun- iki parçalı hale gelecek Türkiye’nin çatısı altında bir yapılanma gelmektedir. 16 Şubat’taki Ankara’da yapılmış olan Dışişleri Bakanlarının ortak açıklamasındaki kriz için yaşayabilir bir siyasi dönüşüm ifadesi de bu değerlendirmemizi destekleyen bir yaklaşımdır.

Dördüncü anahtar “NATO müttefikliği”dir. Uzun süredir bölgede yalnız olan ve hain 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında büyük sarsıntı geçiren memleketimiz, NATO ve üye ülkeler tarafından da yapayalnız bırakılmış, bu zorlu süreçten Rusya, İran, Irak (ve Rusya üzerinden dolaylı da olsa Suriye) işbirliği ile nispeten kazasız geçilmiştir. Ancak bu güçlü müttefiklik vurgusu bu işbirliğine gölge edebilecek bir durumdur.

Beşinci anahtar Dörtlü işbirliği; Türkiye, ABD, Bağdat, Erbil.” İfadesidir. En önemli fakat dikkatlerden kaçan bu ifadedir. Açıklamanın kendisi bile maksadını gizlemeye yöneliktir. Niçin, bağımsız üç devletin işbirliğine, Erbil/IKBY dâhil edilmektedir? Barzani’nin referandum macerası ortada iken, bağımsız bir devletmiş gibi muamele görmesi, bağımsızlaştırılması yönünde atılmış bir adım olmayacak mıdır?

Münbiç için kurulduğu söylenen bu ilişkide Irak ve Barzani’nin ne işi vardır?

Irak ve Barzani Suriye’ye niçin karıştırılmaktadır?

4 Nisan’daki Ankara Zirvesi Sonuç açıklamasında üç devlet: “…sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi” ret ettiklerini imza altına almışken, Irak ve Barzani ile nasıl işbirliği yapılacaktır?

Soçi ve Ankara Liderler zirvelerinde Suriye Arap Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğü tanınmış ve Rusya ve İran’la mutabık kalınmışken ve Astana Süreci ilerken bunun anlamı ne olabilir?

Cenevre Süreci esas alınacaktır açıklaması ne demektir?

Rusya ve İran ile işbirliğinden vaz mı geçilecektir?

Bu siyaset “Müslümanları katlediyor, zalim ve katil” diye her fırsatta ortalığın ayağa kaldırıldığı İsrail’in önü açılmak suretiyle “Vaat edilmiş topraklar” hedefine hizmet etmez mi?

İnşallah yanılırız. Ancak bu şekliyle görünen o ki, bütün bu anahtarlar, Türkiye’nin taşıyıcılığında, Irak ve Suriye’nin bölünmesiyle dört parçalı yeni bir devletin kapısını açacaktır. Bu ise; bölgenin daha da büyük kaosa sürüklenmesini doğuracak, Türkiye’nin egemenliğini ve bütünlüğünü tehlikeye sokacaktır.

Bölgesel işbirliği ile yanlıştan dönülerek, istikrar ve güvenliğin sağlanması yolunda adımlar atılırken, yeniden bir tehlikeli bir maceraya yelken açılmamalıdır.

* İlgilenenler, http://millidusunce.com/rakka-operasyonunda-nihai-hedef-iskenderundur/#_edn4 adresindeki “Rakka Operasyonunun Nihai Hedefi İskenderun’dur” başlıklı yazımıza bakabilirler.

Yazarın MİSAK'taki yazıları