Türkiye-Rusya anlaşması – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______25.09.2018_______

Türkiye-Rusya anlaşması

Hümeyra Ökke ve Ahmet Ufuk Dilmaç

 

Türkiye ve Rusya Suriye anlaşmasını imzaladı.

Jamestown ve Stratfor’da yayınlanan Rusya-Türkiye Anlaşması’na ait haber,
editörlerimizden Hümeyra ÖKKE ve Ahmet Ufuk Dilmaç tarafından
değerlendirilip yorumlanmıştır.

Türkiye ve Rusya, Suriye rejiminin “saldırgan eylemlerini” önlemek amacıyla bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmanın içeriği yayınlandı. İran’ın garantör devletler içerisinde yer almayışı ABD, İsrail ve Suriye iç savaşında aktif rol almış diğer devletlere, İran’ın saf dışı bırakıldığı izlenimini verdi. Karşılıklı fikir birliğine varmak maksadıyla imzalanan anlaşma, terörist grupların arındırılmış bölgeden nasıl çıkarılacağı, hangi grupların hedef saldırganlar içinde yer aldığı ve anlaşmanın öngördüğü arındırılmış bölgenin nasıl yaratılacağı gibi hususlarda  kesin yöntemler belirlemiyor. Bu durum iki devletin gelecekte fikir ayrılığına düşme olasılığını arttırıyor.

Anlaşma, 17 Eylül’de Rusya’nın Soçi kentinde Rusça ve İngilizce iki nüsha halinde hazırlanıp imzalandı. BM’nin Rusya temsilcisi Vassily Nebenzia anlaşmanın birer kopyasını ABD Birleşmiş Milletler temsilcisi Nikki Halley’e ve BM Genel Sekreteri Antonia Guterres’e gönderdi. Anlaşma metnine “İdlib’in De-eskalasyon Alanındaki Durumun Stabilizasyonu Hakkındaki Mutabakat Zaptı” başlığı kondu.

Bir nevi ateşkes sağlama formatındaki  anlaşmanın garantör devletlerinin yalnızca Türkiye ve Rusya olması ilgi çekicidir. Suriye rejiminin müttefiki İran, doğu Suriye’de rol oynayan ABD ve koalisyon güçleri, Esad hükümeti ve Suriye’deki isyancı grupların dahil edilmeyişi Rusya ve Türkiye’nin bu karşıt grupların da sözcüsü olmayı amaçladığını düşündürebilir. Bilindiği gibi Rusya rejim yanlısı iken Türkiye isyancı gruplara destek vermektedir. Yine bilindiği gibi Türkiye İdlib, Afrin ve Cerablus bölgelerinin kontrolünü elinde bulunduruyor.

Anlaşma metninde 2017’den bu yana yürürlükte olan de-eskalasyon anlaşmalarının benzeri bir yol izleneceği söylenirken süreç boyunca Suriye’de iç çatışmaların azaltılmasına yardımcı olarak rejimin Şam ve güneydeki isyanları yenmesine destek vermişlerdi. Rejim, Ürdün ve Golan yakınlarındaki bölgeleri ele geçirdikten sonra İdlib’i de isyancılardan arındırmak istedi. Bunun üzerine ABD’den kimyasal silah kullanımına karşı bir uyarı alırken BM de insani bir felaket tehlikesine karşı bir uyarıda bulundu.

Anlaşmanın onuncu maddesindeki ifadeye göre Türkiye Suriye’deki 12 gözlem noktasını güçlendirip fonksiyonlarına devam ederken, Rusya askerî operasyonlardan ve İdlib hedefli saldırılardan kaçınacak.

Stratfor, Rusya ve Türkiye’nin yaptığı anlaşma ile isyancıların son kalesi olan İdlib’te oluşturulan arındırılmış bölgede Türkiye ve Rusya’nın ortaklaşa devriye gezeceğini  ve Rusya destekli güçlerin iki devlet arasındaki gerilimin artmaması ve gerginliğinin giderilmesini amaçladığını söylüyor. Ancak, ilave ediyor: “İdlib sorunun Türkiye ve Rusya arasındaki anlaşmazlık yaratan tek önemli nokta değil.” İdlib odaklı anlaşma iki devletin ilişkisini belirleyici bir biçimde etki etmez ve zamanla savaşın Suriye sınırından taşma tehlikesi vardır. Rusya’nın hedefi bu anlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti ile olan ilişkilerini düzeltmekken, Türkiye açısından amaç, Rus destekli saldırı gruplarının etkinliğini önleyerek Suriye’nin kuzeyindeki tampon bölgeye erişim sağlamaya devam etmek ve yeni bir mülteci dalgası ile karşı karşıya kalmamak. Anlaşma öncesinde Türkiye, Suriye’nin 12 farklı bölgesindeki gözlem noktalarını güçlendirip desteklediği gruplara yardım sözü verirken, Rusya bir taraftan saldırılarını sürdürürken diğer taraftan Türk askerleri ile çatışmaya girmekten kaçındı. Ancak savaş bölgesinde doğacak risklerin Türkiye ile ilişkilerini tehlikeye attığı düşüncesiyle uzlaşmaya varma kararı aldı. Ayrıca Rus destekli operasyon Suriye hükümetinin isyancılara karşı kimyasal silah kullanma ihtimalini azaltarak ABD ile yaşanması muhtemel bir krizin de önüne geçti. Anlaşmanın Türkiye Cumhuriyeti’ne yüklediği sorumluluk ise arındırılmış bölgede asayişi sağlamak için etkinliğini arttırmak, halen Suriye’de faaliyet gösteren Türkistan İslam Partisi gibi bünyesinde Uygur ve Çeçenleri bulunduran aşırılık yanlısı gruplarla mücadele etmeye devam ederek daha önce Lavada’da Rus hava üssüne saldırıda bulunan bu grupların Rusya ve Çin’i tehdit etmesine engel olmaktı.

Özetle Türkiye ve Rusya arasında yapılan bu anlaşmanın bölgenin asayişini sağlamada ne kadar etkili olacağı henüz belli değil. İki devlet arasında gelecekteki olası fikir ayrılıklarının anlaşmanın bağlayıcılığını nasıl etkileyeceği de…  Bir merak konusu da halen Suriye’de faaliyet gösteren fakat görmezden gelinen grupların anlaşma maddelerinin uygulanması sırasındaki tutumları. Ayrıca iki karşıt grubu temsil görevini üstlenmek isteyen bu iki garantör devletin herhangi bir karşıtlıkta nasıl bir tavır takınacağı da gelişmeler paralelinde takip ediliyor.

Ulusal değil bölgesel hedefle yapılan anlaşma Rusya’nın, Suriye’yi ekarte edip bölgede söz sahibi tek güç olma hedefine karşı Türkiye’nin bölgeden çekilmeyi kabul etmemesi üzerine yapıldı. Anlaşılıyor ki Rusya’nın, Türkiye’nin müttefikliğini kaybetmek istemeyişi anlaşmaya zemin hazırlayan asıl unsur. Dünyaya iki devlet arasında bölgede keskin bir fikir ayrılığının bulunmadığı kanıtlanmaya çalışılıyor. Suriye hükümeti bu durumdan hoşnut olmamakla birlikte tek destekçisi Rusya’ya karşı çıkmayı göze alamıyor. Suriye’deki varlığı sona ermek üzere olan ABD ise bu anlaşmadan en büyük ekonomik zararı görecek taraf. Düzenlenen operasyonlarla ele geçirilen topraklar Türkiye’nin yönetiminde olacakken diğer bölgelerin ise rejim adı altında Rus yönetimine kalması muhtemel…

İlk haber metni için tıklayınız.

İkinci haber metni için tıklayınız.