Türkiye, Suriye, Irak, İran’a benzer mi? – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______29.01.2018_______

Türkiye, Suriye, Irak, İran’a benzer mi?

Arif Keskin

İran'da sokak gösterileri

Yazarımız Arif Keskin, yazarımız Mümtaz Afşın Esi‘nin başlıktaki sorusu üzerine aşağıdaki cevabı verdi. Konuşmanın videosuna buradan, MDM sitesinden ulaşabilirsiniz.

Türkiye’deki analizcilerin, Türkiye’de yorum yapanların en büyük hatası nedir biliyor musunuz? Kendi yaşadıkları ülkenin Suriye ile,  İran ile olan farkını analize dâhil etmiyorlar. Hâlâ kendilerinin İran gibi bir ülkede olduklarını düşünüyorlar. Türkiye, İran’dan çok farklı bir ülkedir. İran’da diktatörlükle yönetilen, otoriter, teokratik bir rejim var. Türkiye, İran’a benzemez. İran çok çok farklı.

Şu önemlidir; yukarıdan bir baskı varsa bu, toplumda değer erozyonundan daha çok Türk kimliğine sarılmaya itiyor. Ben Türkiye’ye ilk geldiğimde; Türk kimliğine, Türklüğe saygıyı bu denli görmüyordum. Şu anda gördüğüm; dönem nedeniyle Türk toplumu, Türk kimliği ve Atatürk konusunda farklı bir bilince doğru evirilmektedir. Yani, şu anda bir Türk genci, İran’daki bir genç gibi değil. Şu andaki yönetimden rahatsız olan bir genç, kendi kimliğini seküler bir Türk kimliğinde buluyor, Atatürk’te buluyor. Başka yerde aramıyor ve bulmuyor. Şunu söylemek istiyorum: Türkiye’de sokakta büyüyen düşünce, Türkiye’nin bekası açısından güçlü bir enerjidir. Bu anlamda iki ülkeyi karıştırmamak lazım.

Mesela Anıtkabir’e yapılan ziyaretlerde büyük artış var. Şimdi herhangi bir Cumartesi günü gittiğinizde, bazı fotoğraflara bakma fırsatınız bile olmuyor. Oraya türbanlı da, genç de, çocuk da geliyor. Şu anda Türk toplumunun önemli bir bölümü, PKK ve Ortadoğu’da yaşanan kriz nedeniyle Türk kimliğinin –sadece milliyetçilik anlamında söylemiyorum- stratejik bir tutkal olduğunu düşünüyorlar. Toplumun önemli bir kesimi, Türk kimliği olmazsa biz de yokuz noktasına gelmiştir. Ben gençleri de bu noktada görüyorum. Yani, Türkiye’deki gençlik çıkıp da neyi protesto edecek? “Ben Türk kimliğini istemiyorum., Ben Türkiye’nin yok olmasını istiyorum.” gibi sloganlar mı atacaklar? Türkiye’deki toplumla İran’daki toplum arasındaki en önemli fark budur. Bir defa Türkiye’de bir “Türk Milleti” var. Belli gruplar, bu milletleşmenin dışında da kalsalar, bir milletleşme var. Belli sorunlar çıkartsalar da Türk Milleti, doğmuş vaziyette.

İkinci en önemli şey, Türkiye’de devlet ve hükümet ayrımı var. Bu insanlar hükümeti sevmeseler de devleti ayrı tutuyorlar. Örneğin; Gezi Olayları’nda ben bir taksideydim. Adam yolun bir başından öbür başına kadar Türkiye’deki bu yönetime hakaret ederek gidiyordu ama bir tabelayı yaktıkları için o tabelayı yakanlara da küfrediyordu. O benim paramla yapıldı diyordu. Bu, bir devlet bilincinin olduğu anlamına geliyor. Bu bilinç olmayan toplumlarda kimse böyle düşünmez. Düşünün; kamu malını yakan ve bunu mücadele olarak gören bir İran toplumu var. Bu iki farklılığı görmek lazım.

Belki yeni nesil bir Türk gencinin, milliyetçiliğe, Türklüğe, dünyaya, değerlere olan bakış açısı sizden bizden farklı olabilir ama ben kesinlikle onun, Türk devletine ve Türk kimliğine karşı varoluşsal bir krize dönüştüren, Türk kimliğini yok edecek bir sürece dönüştüren bir eyleme girişeceği kanaatinde değilim. Hükümete yönelik bazı şeyler var ama devlet başka bir şeydir. Türkiye’deki en önemli unsur nedir biliyor musunuz? Bunu dışarıdan gelenler daha iyi anlıyorlar. Türkiye’de devlet hükümet ayrımı, vatan sevgisi, bayrak sevgisi, bunların hepsi var. Bakınız; 2000’li yıllarda demokratik-çözüm süreci denilen ciddi bir dalga ile karşılaştık; Avrupa ve Amerika tüm medya organları ile bunu pompaladılar. Türk akademisinde, medyasında bütün bunlar pompalandı. Neredeyse, Türklük kötü bir şey haline gelmişti. Birden ne oldu da her şey değişti ve herkes “Ben Türküm!” diyor? Bu değişim, yalnızca bir milliyetçilik ruhu değil.

Şu net olarak oluştu; Atatürk’ün tecrübesi, sadece bir liderin tecrübesi değil; Türkiye’yi ayakta tutabilecek bir avuç temel değeri bulmuş, çekirdeğini süzmüş ve kristalize etmiş olmasıdır. Aslında bu değerler, Atatürk değerleri de değil; Türkiye’de, Anadolu’da Türk devletinin bekasını garantileyen değerlerdir. Bunu yalnızca ben söylemiyorum. Türkiye’deki bazı bakanlar (Sadi Somuncuoğlu, Enis Öksüz’ü göstererek), bazı aydınlar (İskender Öksüz’ü göstererek) da bunu biliyorlar ve topluma bu bilinci yerleştirmeye çalışıyorlardı ama artık tabandan da, dipten de böyle bir algı geliyor. Mesela, eskiden “Türk kimliği kötüdür” diyen 3-5 kişiyle karşılaşabiliyor, konuşabiliyordun ama şimdi bunu gençlerle konuşamıyorsun. Fakat bu genç, hâlâ bir milliyetçi değil. Sadece Türk kimliğini bu coğrafyada, dünyada ayakta durabilecek, evrenle, insanlarla ilişki kurabilecek, kendi ülkesinin bekasını sürdürebilecek temel bir tutkal olarak görüyor. Bu anlamda, Türkiye ile İran arasındaki Türkiye ile Suriye arasında benzerlik kurmaya çalışanlar, Türk Milleti ile onlar arasındaki farklılığı göz ardı edenlerdir.

Son yıllarda Türkiye’de ve batıda birçok kurum, kuruluş ve medya ile birlikte bütün güçleriyle Atatürk’e karşı topyekûn bir saldırı halindelerdi. Türk kimliği ve Atatürk’e karşı büyük bir saldırı vardı. Peki, sonunda ne oldu? Türk kimliği ve Atatürk, bütün değerleri ile birlikte dimdik ayakta değil mi? Şu anda PKK nerede? Şu anda o bölücülük konuşmaları, eylemleri nerede? Şu anda toplum süreci nereye gidiyor?

Toplum belli liberallerin, tırnak içindeki liberallerin, yalancı liberallerin kurduğu tuzaklara belli bir dönem kandı. Demokratikleşmeyi, liberalleşmeyi Türk kimliğinden uzaklaşma olarak algılattılar. Örneğin; İskender Hocamın (Öksüz) Millet ve Milliyetçilik kitabında da yer verdiği gibi sanki dünyada milletlerden arınma süreci olduğuna dair kanaatlerin oluştuğu yönünde bir propaganda yaptılar. Ancak bir anda tam tersinin farkına varıldı. Almanya’da başka, başka yerde başka bir demokratikleşme ve liberalleşme olduğu; bu dönüşümlerin millî kimlikten uzaklaşma ya da kopma anlamına gelmediği anlaşıldı. Bu bir tuzaktı. Bunun bir tuzak olduğu sadece entelektüeller arasında algılanmadı; toplumun derin katmanlarında da böyle bir uyanış ortaya çıktı. Birçok yerde de söylüyorum; ben Türkiye’de, Türk ismine, Türk varlığına, Türk devletinin bekasına varoluşsal anlamda zarar vermenin imkânsız olduğunu söylemiyorum ama çok zor olduğunu düşünüyorum. En önemli nedeni şu ki Türkiye’de bir millet var. Burada bir millet bilinci oluşmuş. Siz milliyetçi bir kitle olduğunuz için sokaktaki adamın milliyetçiliğini beğenmeyebilirsiniz. Ancak o da dışarıdaki herhangi bir olaya karşı Türk kimliğinde kendisini bulabiliyor. Bu anlamda kesinlikle analitik bir hataya düşmeden, İran ve Türk toplumunu birbirinden ayırarak analiz yapmalıyız. Mesela, Suriye ile, Irak ile, Suudi Arabistan ile Türkiye’yi karşılaştırıyorlar. Aslında Türkiye araftadır. Yani, tam anlamıyla Batılılar gibi olamamış; doğudan da tamamen kopmuş; ne İran’a ne Suriye’ye benziyor. Ortada bir yerde duruyor. Ancak özetle; Türkiye’de İslam anlayışı, devlet-toplum anlayışı, devlet-birey ilişkisi, devletin bürokrasisi dâhil olmak üzere her şey İran ve diğerlerinden farklıdır.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları