Türkiye’de Hayvancılığın Durumu, Gelecek Hedefleri ve Stratejileri – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______20.11.2017_______

Türkiye’de Hayvancılığın Durumu, Gelecek Hedefleri ve Stratejileri

Süleyman Karahan

Hayvancılık ve Su Ürünleri

Hayvancılık

Türkiye’de tüm dünyada olduğu gibi, hayvansal ürünler toplumun yeterli ve dengeli beslenmesindeki en önemli kaynaklardır. Alt üretim dallarıyla birlikte hayvancılık, gıda temininde olduğu kadar kırsal alanların ve biyolojik çeşitliliğin korunması ile kırsal kesimde hayat standartlarının yükseltilmesi açısından da son derece önemlidir. Bu nedenle hayvancılığın sorunlarının çözülmesinde yalnızca bu sektöre özgü politikalar yeterli olmamaktadır. Sektöre özel politikaların, makro bir yaklaşım içerisinde doğru ve rasyonel bir kalkınma ve gelişme strateji/politikalarıyla birlikte oluşturulması gerekli görülmektedir (Kalkınma Bakanlığı Özel İhtisas Komisyonu Raporu, 2014).

2007-2013 yılları arasında hayvansal üretim ve ürünlerde küresel çapta yaşanan pek çok değişiklik ulusal politikalarda olduğu kadar uluslararası politikalarda da kendini göstermiş ve özellikle Avrupa Birliği (AB)’nin 2013 sonrası Ortak Tarım Politikası (OTP) reformu hayvansal üretimde hedeflerin yön değiştirebileceğine işaret etmektedir. Aynı dönemde hayvancılık alanında dünya ticaretinde etkin olan Güney Amerika ülkeleri ile büyüyen ekonomi ve artan nüfusları ile Asya ülkelerinin küresel eğilim ve seyirlerinin uluslararası piyasaları geçmişe göre daha fazla etkileyeceği görülmüştür. Bir yandan üretimin giderek el ve yer değiştirmesi ile aile işletmelerinin yerini alan “endüstri tipi” işletmelerin artmasının; çevre, sektör ve tüketicide yarattığı olumsuz baskı diğer yandan tüm dünyayı etkileyen küresel iklim değişikliği ve artan gıda fiyatlarına karşı önemi giderek ortaya çıkan aile işletmeleri ve yerel üretim-tüketim hareketlerinin Onuncu Kalkınma Planı döneminde küresel gelişmelerin eksenine oturması beklenmektedir.

Dokuzuncu Kalkınma Planı döneminde Türkiye’de kırmızı et ithalatı başlatılmış, bu süre içerisinde yerli hayvansal üretimi desteklemek için doğrudan ödemelere ağırlık vermenin yanı sıra, hayvancılığa aktarılan kaynaklar da önemli ölçüde artırılmıştır. Hayvan hastalıkları ile ilgili kontrol ve eradikasyon çalışmaları hem de yerli hem dış kaynaklar aracılığıyla devam etmiş, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yeniden yapılanma sürecinde adı 1974’te olduğu şekliyle “Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (GTHB)” olarak değiştirilmiş ve bu kapsamda bir Hayvancılık Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Geçilen yedi yıl içerisinde önemli bir diğer gelişme, AB müzakerelerinde önemli fasıllardan birisi olan Gıda Güvenilirliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı faslının müzakerelere açılmış olmasıdır. AB ile uyum çalışmaları kapsamında özellikle gıda güvenilirliği ile ilgili mevzuat büyük oranda yenilenmiş olup, bazı konularda halen çalışmalar sürmektedir.

Onuncu Kalkınma Planı dönemine, hayvancılık sektöründeki; genetik materyal, veteriner tıbbi ürünleri ile aşı, et ve yem ithalatının sürdüğü, girdi maliyetlerinin arttığı, yetiştiricinin çiftlik fiyatı/tüketici fiyatı paritesinde payının azaldığı, üretici gelirlerinde desteklemelerin payının arttığı bir hayvancılık sektörü ile girilmiştir. Bu nedenle, ekonomi ve gıda alanlarında yaşanan krizleri de gözeterek, “kendini besleyebilen bir Türkiye’nin tesis edilebilmesi gerekliliği”nin, önümüzdeki sürecin ana gündemini oluşturması beklenmektedir.

Onuncu Kalkınma Planı kapsamında yürütülen Hayvancılık ÖİK çalışmalarında hayvancılık sektörünün vizyonu; “Uzun vadeli politikalar ve etkin kaynak kullanımıyla; yeterli, nitelikli ve örgütlü hayvansal üretimle sağlıklı gıdaya ulaşmayı hedefleyen, rekabet gücü yüksek, üreticisinin refah düzeyini artırabilen, ulusal ekonomiye katkısı yüksek, sürdürülebilir bir hayvancılık sektörü” olarak ifade edilmiştir. Komisyon tarafından yapılan GZFT analizinde vurgulanan güçlü yönlerin başında hayvancılığın toplumun geleneksel kültürünün bir parçası olması ile Türkiye’nin hem ekolojik hem genetik zenginlikleriyle farklı hayvansal üretim modelleri için elverişli bir coğrafyada olması gelmektedir. Sektöre özgü uzun vadeli politikaların bulunmayışı, istikrarsız piyasa koşulları, dışa bağımlılık ve hayvan hastalıkları ise hayvancılık sektörünün en önemli zayıf yanları olarak tespit edilmiştir. Hayvancılık ÖİK toplantılarında hayvancılık sektörü ile ilgili olarak dönüşüm alanları; desteklerin ve ıslah çalışmalarının bölgesel üretim koşulları ve arz-talep projeksiyonlarına yönelik planlanması, küçükbaş et üretiminin artırılarak kırmızı et tüketimindeki payının artırılması, hayvansal ürün ve girdi piyasalarının istikrara kavuşturulması, yem temininin ülke içi kaynaklardan sağlanması, girdi ve ürün kalitesinin artırılması, kayıt sistemlerinin ve veri kalitesinin geliştirilmesi, sektörün ihtiyaçlarına yönelik temel eğitim ve yayım çalışmalarının yetiştirici, bakıcı, ara eleman yetiştirilmesine yönlendirilmesi, yetiştirici/üretici örgütlerinin hizmet alanlarında ve pazardaki etkinliğinin güçlendirilmesi olarak gruplandırılabilir. Rapor kapsamında Türkiye’nin 2018 yılı süt ve et üretim-tüketim hedeflerinin belirlenmesi amacıyla 3 farklı senaryo hazırlanmıştır. Bu senaryolarda 2018 yılına dek olası süt ve et talebini karşılamak için hem hayvan varlığının hem de hayvan başına verim seviyelerinin artırılmasının gerektiği anlaşılmıştır. Bu kapsamda Hayvancılık ÖİK Raporu; Türkiye hayvancılığının, Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023 yılına gıda güvenilirliği ve güvenliğini temin ederek, rekabetçi ve kırsal kalkınmaya katkıyı sağlayarak girmesi yönünden de değerlidir. Onuncu Kalkınma Planı döneminde Türkiye’nin küresel bir güç olarak hayvansal üretim ve ticarette payını artırması için atılması gereken adımların Hayvancılık ÖİK’nın ortak görüşleri ile hazırlanan bu rapor ile ortaya konması hedeflenmiştir.

Uluslararası hayvan ve hayvansal ürün ticaretinde önemli alıcılardan birisi olan Türkiye hem genetik materyal hem de anlı hayvan ticaretini büyük oranda ABD, AB ülkeleri ve Kanada ile gerçekleştirmekte, çoğunluğu kanatlı eti ve yumurtasından (damızlık hariç) oluşan ihracatını ise Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile Türk Cumhuriyetleri’ne yapmaktadır.

Türkiye 2008 yılında hayvancılık desteklemelerinde de oldukça kapsamlı bir değişikliğe giderek hayvan başına ödenen doğrudan destek uygulamasını artırmıştır. Destek şeklinin değiştirilmesinin yanı sıra hayvansal desteklerin toplam tarımsal desteklerdeki payının giderek artırılması ve desteğe tabi alt üretim dallarının çeşitlendirilmesi, destekleme ödemelerinde örgütlenme, hayvan sağlığı gibi uyum kurallarının uygulanması önemli değişiklikler olmuştur.

OECD Tarım Raporu’nda (2010); hayvancılık ürünleri için, domuz eti dışındaki ortalama et fiyatlarının önümüzdeki 10 yıl içerisinde ilk başlarda arzların düşük, yem maliyetlerinin yüksek olması ve artan talep nedeniyle reel olarak 1997-2006 ortalamasını aşmasının beklendiği vurgulanmıştır. Rapora göre ekonomik canlanma, özellikle gelişmekte olan ülkelerde hububata oranla et tüketimini güçlendirirken, artışın en büyük bölümü dana etine oranla daha ucuz olan etlerde (tavuk ve domuz etleri) görülecek. Süt mamullerinde en yüksek artışın tereyağı fiyatlarında görülmesi beklenmektedir.

Resmi istatistiklere olan güven eksikliği de dikkate alınarak; aşağıdaki çizelgeden özellikle ülkemizde sığır sayısında yıllar boyunca önemli artış olduğu görülmektedir.

Çizelge 1: Tür ve Irklarına Göre Hayvan Varlığı

Hayvan türleri 2002 2005 2010 2016
Büyükbaş 9.924.575 10.631.405 11.454.526 14.222.228
Sığır 9.803.498 10.526.440 11.369.800 14.080.155
Kültür 1.859.786 2.354.957 4.197.890 6.588.527
Kültür melezi 4.357.549 4.537.998 4.707.188 5.758.336
Yerli 3.586.163 3.633.485 2.464.722 1.733.292
Manda 121.077 104.965 84.726 142.073
Küçükbaş 31.953.800 31.821.789 29.382.924 41.329.232
Koyun 25.173.706 25.304.325 23.089.691 30.983.933
Keçi 6.780.094 6.517.464 6.293.233 10.345.299

Kaynak: TÜİK

Çizelgede görülebileceği gibi ülkemizdeki sığır mevcudunun kültür ırkı sayısı hızla artarken, yerli ırk sığır sayısında önemli düşüş olmuştur. Melez ırk hayvan sayısındaki artış daha az oranda olmaktadır.

Bu oranda bir artış olmasına rağmen et arzında ve fiyat yükselmesindeki nedenleri izah etmek zor olmaktadır. AB’nin Türkiye 2011 İlerleme Raporu’nda tarım istatistikleri konusunda bir stratejinin kabul edilmemiş olması eleştirilmektedir. GTHB bünyesinde bulunan tüm bilgi sistemlerinin, tek veri tabanı altında toplanmasını sağlayan Tarım Bilgi Sistemi (TBS) çalışmalarının etkin bir şekilde yürütülmesi önem taşımaktadır.

Ovalarda ve yaylalarda koyun ve keçi sürülerini seyrek olarak görülebilmesi durumu, küçükbaş hayvan sayısındaki resmi rakamların yüksekliği ile çelişmektedir.

Türkiye’deki atçılık faaliyetleri, 1 milyar Avro’yu aşan cirosuyla 2012 yılı itibarıyla dünyada 12. sırada yer almaktadır. Gerek özel sektörün, gerekse TİGEM’in haraları, ülkemizdeki atçılığı dünya ile rekabet edebilir bir düzeye çıkarmaya çalışmaktadır.

Çiftçi elinde yerli ırk hayvanların muhafazası proje destekleriyle yerli hayvan genetik kaynaklarımızın muhafazasında başarılı çalışmalar yapılmaktadır. Ayrıca tiftik üretimine destek verilmesiyle tiftik keçisi üretiminde önemli başarı sağlanabilmiştir.

Sûni tohumlama üretiminde önemli üretim rakamları yakalanabilmiş iken dondurulmuş embriyo transferi çalışmalarında istenen başarı sağlanamamıştır.

“Koyun ve Keçilerin Elektronik Olarak Kimliklendirilmesi ve Kaydı Projesi” ile elektronik kulak küpesi ve el terminali tedariki yapılmış olup ücretsiz olarak ülke genelinde koyun ve keçilerin elektronik olarak kimliklendirilmesi ve kaydı yapılmaktadır. Eylül 2017 itibariyle 12.976.307 adet yeni doğan kuzu ve oğlak elektronik olarak kimliklendirilerek kayıt altına alınmıştır.

Hayvan hastalıkları ve zararlılarının olumsuz etkilerinin azaltılması yönündeki çalışmalarda, hayvancılık işletmeleri bazında koruyucu önlemlerin alınması ile ülke şartlarına uygun aşı, ilaç ve serum üretimlerinin miktar ve kalitesinin iyileştirilmesi ihtiyaçları devam etmektedir.

2017 yılı itibariyle GTHB çalışma izni verilen hayvan hastanesi sayısı 54, veteriner teşhis ve analiz laboratuvarı 38,  deney hayvanı kuruluşları 135, veteriner klinik 5501, veteriner poliklinik 52, ev ve süs hayvanı satış yerleri 2069 olmuştur.

2002 yılında et üretimi toplamı 420 bin ton, 2010 yılında 780 bin ton ve 2016 yılında ise 1,17 milyon ton olmuştur.

Ayrıca 2002 yılında süt üretimi 8.408.568 ton, 2010 yılında 13.543.674 ve 2016 yılında ise 18.489.161 ton olmuştur. 2016 yılı süt üretiminin yaklaşık 16,7 milyon tonu inek, 1,16 milyon tonu koyun, 480 bin tonu keçi ve 63 bin ton manda sütü olmuştur. Özellikle son yıllarda sağlıklı ve kaliteli beslenme anlayışı çerçevesinde keçi ve manda sütü ve süt ürünlerine olan talep hızla artmaya devam etmektedir (TÜİK, Hayvansal üretim istatistikleri).

Ülkemizde birim hayvan başına elde edilen verim düzeyleri, hayvancılığın gelişmiş olduğu ülkelere göre düşük seviyelerde olup TÜİK’in 2009 yılı verilerine göre sığır karkas ağırlığı ortalama 216 kg iken inek başına süt verimi 2800 kg/laktasyon düzeyindedir. Gelişmiş ülkelerde ise bu miktarlar sırasıyla 270-280 kg karkas ve 5000-6000 kg/laktasyon civarındadır.

2002 yılında üretilen yumurta sayısı 11 milyar, 2010 yılında 11 ve 2016 yılında ise 18 milyar olmuştur. Ancak, Türkiye, kanatlı sektöründe damızlık temininde büyük oranda dışa bağımlıdır. Nitekim damızlık tavuk yumurtası ile civciv ihtiyacı çoğunlukla ithalatı ile karşılanmaktadır. Son yıllarda kamu tarafından geliştirilen damızlık ırkların ihtiyacı karşılaması için çalışmalar yürütülmektedir.

Üretilen kümes hayvanı et miktarı ise 2002 yılında 696 bin ton, 2010 yılında 1.444 bin ton ve 2016’da 1.879 bin ton seviyesine ulaşmıştır (TÜİK).

Bal üretimi 2002 yılında 74.554 ton, 2010 yılında 81.115 ve 2016 yılında 105.727 ton olmuştur. Orijini belli balları tercih eden AB ve ABD tüketicilerine yönelik monofloral balların üretimi, diğer arı ürünleri üretiminin özendirilmesi, sınır ticareti veya illegal yollardan kalitesiz bal girişinin engellenmesi ve arıcılık sektörüne gerekli desteğin sağlanması arıcılık sektörüne önemli bir rekabet üstünlüğü getirecektir. Ancak özellikle üreticilerin kalite, standart ve pazarlamada yeterince etkin olamamaları buna büyük ölçüde engel olmaktadır. Bilindiği üzere son zamanlarda tespit edilen sahte bal satışları yerli tüketimin de azalmasına ve tüketicinin güvenini kaybetmesine neden olmuştur. Tüm bunlara karşın, Türkiye arıcılıkta çok önemli potansiyele sahiptir.

2009 yılı ikinci yarısından itibaren sürekli bir artış eğilimine giren kırmızı et fiyatlarının düşürülmesi için ilk etapta, 2010 yılında, Et ve Balık Kurumu (EBK) Genel Müdürlüğüne kasaplık hayvan ithalatı görevi verilmiş; fiyatlarda bir gerileme olmaması nedeniyle daha sonra gümrük vergileri indirilerek, özel sektöre de besi materyali ve karkas et ithalatı izni verilmiştir.

Temmuz 2017 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile canlı büyükbaş ve küçükbaş, et ithalatında gümrük vergileri 31/12/2018 tarihine kadar sıfırlanmıştır. Alınan Kararla; hayvancılıkta Et ve Süt kurumuna sıfır gümrükle ithalat yetkisi verilmiştir. Et ve Süt kurumunun yılsonuna kadar kullanacağı ithalat kontenjanı ise; canlı büyükbaş hayvanlar  için 500.000 baş, canlı koyun ve keçiler için 475.000 baş, büyükbaş hayvanların eti 75.000 ton ve çeyrek karkas 20.000 ton olarak belirlenmiştir. İthal edilen et kıyma ve kuşbaşı olarak belirli marketlerde satışa sunulmuştur.

Bu ithalat uygulamanın yerli besi hayvancılığımıza büyük darbe vuracağı çok sayıda ekonomist ve uzman tarafından dile getirilmektedir.

Bu uygulamaları tamamlayacak şekilde, kırmızı ete olan talep baskısının azaltılması amacıyla, talebin tavuk, hindi ve balık gibi et türlerine kaydırılması önemli bir seçenek olarak değerlendirilmelidir. Bununla beraber, kırmızı et üretimi amacıyla başta koyunculuk olmak üzere hayvan sayısının artırılması ve besiciliğin yaygınlaştırılması önemini devam ettirmekte, diğer et üretim amaçlı hayvan yetiştiriciliğinin özendirilmesi ihtiyacı bulunmaktadır.

Tarım Bakanlığının et teminindeki görev ve sorumluluğunun; hayvan üretiminin artırılmasını sağlayacak tedbirleri almak, milli hayvancılık sektörünü desteklemek, üretim artışıyla et fiyatlarında istikrar sağlamak olması ve üreticiyi küstüren hayvan eti ithal eden bakanlık olmaması beklenirdi. Et ithalatı gerekli görüldüğünde, Tarım Bakanlığına danışarak Ticaret Bakanlığının bu görevi yerine getirmesi sağlanabilirdi.

Ülkemizde kaliteli kaba yem kaynaklarını, çayır-mer’a ve yem bitkileri alanları oluşturmakta, yaklaşık 21 milyon hektar çayır-mer’a alanı ile yem bitkileri toplam 15 milyon ton kuru ot karşılığı üretim yapılabilmektedir Uzun yıllardır yapılan gözlem ve deneyimler; hayvancılığımızda girdilerin %70’e yakın bölümünü oluşturan “Yem harcamalarında” temel sorunun “yoğun yemler” den değil “kaba yemler”den kaynaklandığını ortaya koymuştur.

Yurdumuzda ağırlıklı olarak yonca, korunga, adi fiğ ve burçak gibi geleneksel bir kaç yem bitkisinin tarımı yapılmaktadır. Batı Avrupa’da süt sığırlarının enerji ihtiyaçlarının %50’sinin çayır ve mer’alardan, %25’inin kuru ot ve silajdan, %25’inin de yoğun yem (kesif yem=konsantre yem) ile karşılandığı belirtilmektedir. Aynı şekilde ABD’de yem bitkileri, çayır ve mer’a otu besideki et sığırları dışındaki hayvanların rasyonlarında önemli bir yer tutmaktadır.

Hayvancılık sektörünün ihtiyaç duyduğu kaliteli kaba yemin karşılanması için yem bitkileri ve silaj üretiminin artırılması yanında, Türkiye’nin en önemli kaynaklarından biri olan mera, yaylak ve kışlakların ıslah edilerek otlatma kapasitelerinin artırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Tarlanın tüm bir ekim mevsimi veya bir kaç yıl süreyle tamamen yem bitkilerine ayrılması anlamına gelen “ana ürün” olarak yem bitkileri tarımı, kaba yemlerin ülkemizde üretim ve tüketimini düzenleyecek bir pazar ortamının bulunmaması, hayvansal ürün fiyatlarındaki dalgalanmalar ve pazarlama zorlukları gibi birçok nedenle yaygın olarak yapılmamaktadır. Ülkemizde yem bitkileri tarımı, daha çok ara ürün, yan ürün veya ikinci ürün olarak dikkate alınmaktadır.

Türkiye hayvansal üretiminde en önemli maliyet kalemlerinden olan yemdeki dış ticaret açığı 2011 yılında 1,7 milyar ABD Dolarını aşmış ve sadece 400 bin ton civarında bitkisel protein kaynağı ithal edilmiştir. Ek olarak 1,5 milyon ton yağlı tohum, 1,3 milyon ton küspe ithal edilmiştir.

Yem maliyetleri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok yükselmiş ve yurt içi arz yetersizliği sebebiyle bazı yıllarda kaba yem ve 2017 yılında olduğu gibi saman ithalatı yapılmasına karar verilmiştir.

Çizelge 2: Yem Üretimi Miktarları (Ton)

Yıllar Sığır Besi Yemi Sığır Süt Yemi Etlik Piliç Yemi Yumurta Yemi Diğer Karma Yemler Genel Toplam
2002 898.944 1.535.418 790.814 89.836 2.300.141 5.615.153
2005 1.355.332 2.027.578 1.076.135 96.411 2.278.817 6.834.273
2010 2.169.487 3.466.422 3.453.846 820.753 1.257.022 11.167.530
2016 3.827.073 5.840.262 4.566.237 2.958.232 3.210.048 20.401.852

Kaynak: Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü

Hayvancılıkta kapalı besi ve süt hayvancılığının daha da yoğunlaştırılması ülke içinde üretilen yemin yetersizliğini daha da artırmıştır. 2017 yılında da kaba yem kapsamında özellikle saman ithal edilmesi, besicilik sektörün sürdürülebilirliği konusunda kamuoyunda imaj ve algı bozulmasına neden olmuştur.

Büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde kârlılığı etkileyen en önemli unsur olan kaliteli kaba yem arzında destekleme politikalarıyla önemli miktarda artış sağlanmış olup yem bitkilerinin kalite ve çeşit bakımından geliştirilmesi ve üretimlerinin artırılması, sektör açısından önemini korumaktadır.

 Hayvancılık Sektörünün Sorunları ve Çözüm Önerileri:

Aşağıda verilenler konular içinde yer alan Türkiye’de hayvancılık sektöründe görülen sorunlar Onuncu Kalkınma Planı Hayvancılık Özel İhtisas Komisyonu’nda çok geniş olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir.

  • Türkiye’de hayvancılık sektörünün önemli sorunları içerisinde genetik materyal ve damızlık üretimi ile hayvan başına verim düzeylerinin artırılmasına yönelik ıslah faaliyetleri ile ilgili hususlar da yer almaktadır. Dünya genelinde ve AB özelinde diğer gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’nin daha düşük verim seviyelerine sahip olduğu, bu sebeple üretime katkı yapan ana türlerde genetik materyal açısından dışa bağımlılığın hala önemli maliyetleri beraberinde getirerek sürdüğü anlaşılmaktadır.
  • Hayvancılık sektörü ile ilgili uzun vadeli hedef ve politika bulunmamaktadır.
  • Verim düzeyindeki düşüklük, beslenme, yem, mera, organizasyon, hayvan sağlığı ve kamu kuruluşlarındaki yanlış hayvancılık politikaları ve hayvancılığın kalkındırılması amacıyla uygulamaya çalışılan düzenlemelerin politik tercihlere bağlı olarak sık sık değişimi, hayvancılık piyasasının oluşması için uygun bir ortamın sağlanmaması, yurt dışından ithal edilen ve damızlığa yönelik olmayan canlı hayvan ve hayvansal ürünler hayvancılığın gelişememesi nedenleri arasında yer almaktadır.
  • İstikrarsız hayvansal ürün piyasası sebebiyle bitkisel üretimle rekabet edemeyen yem bitkileri üretimi, hem bu nedenle, hem de sulanabilir alanların genişletilememesinden dolayı yeterince artırılamamaktadır.
  • Geçimlik ve yarı-geçimlik hayvancılık işletmeleri ile tutulmakta, her koşulda büyük işletmelerin ekonomik olduğu kanısı ile hareket edilmesi ve politikalar oluşturulması önemli bir sorundur.
  • Türkiye; genetik materyal, canlı büyükbaş ve küçükbaş hayvan, ana girdi maddeleri ve kırmızı et konusunda ithalatçı ülke konumunda bulunmaktadır.
  • Çeşitli ülkelerle karşılaştırma yapıldığında Türkiye hayvancılığında girdi maliyetleri oldukça yüksektir ve günden güne de artmaktadır. Artan girdi maliyetlerine ek olarak; üretici-toplayıcı-besici- tüccar-işleyici-toptancı-perakendeci ve tüketiciden oluşan pazarlama zincirinde, tüketici fiyatlarında üretici payının pek çok üründe giderek azalması, üretime verilen desteklerin aslında üretimden sonraki süreçlere aktığını göstermektedir (Kalkınma Bakanlığı Özel İhtisas Komisyonu Raporu, 2014).
  • Donat (2017), tarımda özellikle hayvancılıkta özellikle canlı hayvan ve karkas et tarafında aralıksız süren ithalata lop et ithalatı da eklenince üretici bundan sonrası için ne yapacağını bilemez hale geldiğini ifade etmekte ve ithalata yol açan 8 kronik sorun olarak aşağıdaki hususları belirtmektedir:
    • Üretim planlaması yok.
    • Girdi maliyetleri ve kur riski çok yüksek.
    • Dağınık yapıdaki üreticinin pazara erişim sorunu var.
    • Serbest piyasa kuralları işlemiyor.
    • Regülasyonlar yeterli değil.
    • Üreticilerin görüşleri alınmıyor.
    • Katma değer ve markalı üretim gündemde yok.
    • STK’lar yeteri kadar etkin değil.
  • Yıldırım (2017), Kasım 2017’de söz konusu olan ithal et için “Satılan ucuz etin faturası ülkeye çok ağır olacak. Ucuz et satışı nedeniyle besici hayvanını kestiremiyor. Aylardır beslediği hayvanını maliyetin altında satmak zorunda kalıyor. Daha da önemlisi besici üretimden kaçıyor. Türkiye, her geçen gün daha çok ithalat yapmak zorunda kalacak. Üretimi bitirirseniz yarın paranız olsa dahi ithal edecek et bulamazsanız. Bugün ucuz dediğiniz et, yarın çok pahalıya gelecek. Görünürde üretimin artırılmasını öngören küçük aile işletmelerinin desteklenmesi, hayvancılık işletmelerinin rehabilitasyonu, genç çiftçilere hibe desteği, damızlık düve merkezlerinin kurulması ve diğer projelerinin tamamı ithalata dayalı bir model olarak kurgulanmış. Küçük aile işletmelerine, genç çiftçilere dağıtılacak damızlık hayvanlar ithal edilecek. Damızlık düve merkezlerine damızlık hayvan ithal edilecek. Besicilik yapmak isteyenlere besi hayvanı ithal edilecek. Bakanlığın her yıl 20 bin işletmeye, işletme başına 5 damızlık düve ithal ederek dağıtması hayvan hastalıklarının yayılması tehdidini de beraberinde getiriyor. Hayvanla birlikte hastalık ta ithal edilmiş olacak. Mevcut sürülerin sağlığı da tehlikeye atılıyor.” şeklinde kaygı verici eleştirileri getirmektedir.
  • Türkiye’de hayvansal ürünlerde tüketim seviyesi gelişmiş ülkelere kıyasla düşük olup burada alım gücünün düşüklüğü en önemli etkendir.
  • Hayvancılığa ilişkin ithalatların toplamına ödenen miktar, genelde hayvancılık sektörüne ayrılan destek miktarının üstünde olabilmektedir.
  • Türkiye’de halen brusellozis, tüberkülozis, şap, PPR, newcastle gibi hem ekonomik hem de halk sağlığı açısından önem taşıyan hastalıklar devam etmektedir.
  • Hayvan kimliklendirme sistemi ve hayvan hareketlerinin kontrolü konusunda eksiklikler olduğu ve sorunlar yaşandığı da bilinmektedir. Bunun yanı sıra, hayvan hastalıkları ile mücadele amacıyla bütüncül bir stratejinin hazırlanarak önümüzdeki dönemde uygulamalara yansıtılması önem taşımaktadır.
  • Türkiye pek çok önemli hastalığın aşısında dışa bağımlı olup, aşı ithalatına önemli miktarda döviz ödenmektedir.
  • 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu kaldırılmış ve ulusal ıslah faaliyetleri yönetmelikler kapsamında düzenlenmiştir. Ek olarak, yerli genetik kaynaklarının korunması ve ıslah alanında atılan adımlar da yetersiz kalmakta, önümüzdeki yıllarda yerli ırkların ve beraberinde üstün özelliklerinin kaybolması tehlikesi artmaktadır.
  • Yetiştirici ve üretici örgütleri ile kooperatifler gelişmiş ülkelerdeki özerklik, kurumsal kapasite ve insan kaynakları ile hizmet seviyesine ulaşamamıştır.
  • Çiftçi örgütlerinin ürünlerin pazarlanması ve işlenmesindeki payları ve pazarlık güçleri yok denecek kadar düşük olup fiyat oluşumuna etkileri bulunmamaktadır.
  • Hayvancılık sektörüne gençlerin ilgi duyması arz sürekliliği ve sürdürülebilir bir üretim için ana koşuldur.
  • Sektörde kalifiye eleman sıkıntısı her aşamada karşılaşılan ana sorunlardan bir diğeridir. Asgari bir eğitime sahip bakıcı, çoban ve kâhya bulunması ve çalıştırılmasında özellikle sosyal güvence ve diğer özlük haklarının sağlanması konusunda sıkıntılar baş göstermektedir. Üretici/yetiştirici örgütleri ile kooperatiflerin hem ara eleman eğitimi, hem de sosyal güvence/özlük hakları gibi konularda yeterince etkin olamaması sorunun çözülmesini geciktirmektedir.
  • Ziraat fakültelerinin zootekni bölümlerinden mezun olan ve zooteknist olarak adlandırılan uzman mühendisler ile veteriner fakültelerinden benzer dersler alarak mezun olan zooteknist veteriner hekimler veya normal veteriner hekimlerin çoğunlukla aynı veya benzer işi yapmakta ve sorumluluk yürütmektedirler. Bu durum özellikle kamu kesiminde mesleki yapılanmada ve uygulamada karmaşaya ve bazen de mesleki taassup ile kadrolaşmaya gidebilmektedir. Bu duruma çözüm önerisi olarak;
    • Hayvancılık Fakülteleri kurularak hayvan ıslahı ve yetiştiriciliği konuları ile buradan mezun olacak olan uzmanların yetkili ve sorumlu olmasının sağlanması;
    • Veteriner fakültelerinden de sadece hayvan doktoru olan veteriner hekimlerin yetişmesi ve onlarında hayvan hastalıkları ile yetkili ve sorumlu kılınmalarının sağlanması veya
    • Tek fakültede iki ayrı bölüm şeklinde zooteknist uzmanlığı ve veteriner hekimlik eğitiminin verilmesi gibi bir akademik yaklaşım önerilebilir. Ayrıca bunların meslek okulu gibi “Hayvancılık lisesi”, “Hayvan sağlığı lisesi”, “Sürü Yöneticiliği Lisesi” gibi orta düzey eğitim kurumları da önerilebilir.
  • Tarımsal danışmanlık hizmetlerine yönelik destekler ve uygulamalar bulunmakla birlikte, yetiştirici eğitimi, yenilik ve gelişmelerle ilgili yayım faaliyetleri düzenli ve yeterli düzeyde yürütülememektedir.
  • Türkiye hayvancılığı dış ticarette; hayvan hastalıkları, yüksek girdi maliyetleri, çalışma alanı genişleyen ama gelişimi ve dolayısıyla etkinliği sınırlı kalan, hedefleri belirlenmemiş ıslah çalışmaları ve yetiştirici/üretici örgütlenmesinin yetersizliği sebebiyle rekabet edememektedir.
  • Organize Hayvancılık Bölgesi yatırımlarının, Türkiye koşulları göz önüne alındığında sosyo-ekonomik açıdan hangi tip yetiştiriciliğe hizmet edeceği detaylıca ele alınmadan yaygınlaştırılmaması önerilmektedir.
  • OHB’ler kurulan bölgelerdeki belirli bir bölge içerisinde artan hayvan hareketleri, karantina koşulları, hayvan hastalıklarının kontrolü, atık ve gübre yönetimi, hayvancılık işletmelerinin yem bitkileri ihtiyacının karşılanması ve kurulu ahır kapasitelerinin büyümeye açık olması dikkate alınması gereken öncelikli konulardır (Anonim, 2012l).
  • Sözleşmeli üretim, ortak makine kullanımı, girdi ve destek hizmetler sağlayabilecek yetiştirici/üretici örgütlerine yönelik düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.
  • Türkiye’de hayvancılık ve birincil hayvansal ürün piyasa düzenini sağlayabilecek etkin bir yapı bulunmamaktadır. Bu da hayvansal üretimin kırılgan ve istikrarsız piyasa koşullarında yapılmasına sebep olmakta, hem ülke içinde diğer sektörlerle hem de uluslararası piyasada diğer ülkelerle rekabet edebilirliğini düşürmektedir.
  • AB’dekine benzer bir Coğrafi İşaretleme Sistemi olmaması, hayvancılıkta pazarlama sorununun devamını sağlamaktadır. Türkiye’de uygulanan sistem etkin ve amacına yönelik çalışmamakta birlikte uluslararası platformdaki geçerliliği de net değildir.
  • Hayvan refahı ve hayvancılık işletmelerinin çevre üzerindeki olumsuz etkileri giderek önemli bir sorun olmaya başlamıştır.
  • Mevcut durumun tespitine imkân sağlayacak hayvancılık istatistiklerinin güvenilirliği halen önemli bir sorundur.
  • Hayvancılık ile ilgili sayılan yapısal sorunların büyük kısmının, Türkiye ve dünyadaki gelişime paralel olarak özellikle dış satım olanağı bulunan alt üretim dallarında çözülmekte olduğu, ancak daha çok yerli pazara üretim yapmaya devam eden alt üretim dallarında çözümün daha fazla zaman aldığı görülmektedir.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın Bakanlar Kurulu’na 2017 yılının sonlarında sunması beklenen küçük aile işletmelerinin desteklenmesi projesi kapsamında:

  • Bakanlığın 2018 yılında uygulayacağı hayvancılık projesi kapsamında canlı hayvan ve et ithalatına devem edilmesi,
  • Küçük aile işletmelerine besi desteği sağlanacak. 50 başa kadar kapasiteye sahip küçük aile işletmelerinin, yerli hayvanlardan ürettikleri karkas et için 250 TL/baş destekleme ödenmesi,
  • Küçükbaş hayvan sayısını arttırmak ve küçükbaş hayvanlardan elde edilen et miktarını yüzde 10’dan yüzde 25’e yükseltmek için; erken kuzu oğlak kesimlerini engelleyerek birim karkas ağırlığını arttırmak için kuzu ve oğlaklara 2018 yılında destek verilmesi,
  • Küçük aile işletmeleri sözleşmeli yetiştiricilik kapsamına dâhil edilerek canlı materyal alımı ve yem giderleri finanse edilmesi,
  • Proje ile ilk yıl 20 bin işletmeye 5’er baş kombine verim yönlü ırklardan damızlık gebe düve verilmesi,
  • Yurt dışından getirilecek olan kombine verim yönlü damızlık gebe düve bedeli yaklaşık 13 bin TL/Baş olması,
  • Proje ile 3 yılda toplamda 60 bin işletmeye 5’er baş damızlık dağıtılması için 300 bin baş damızlık düve ithal edilmesi,
  • Küçükbaş işletmelerinde istihdam edilen çobanların SGK primlerini bakanlığın ödemesi öngörülmektedir.
  • Yukarıdaki rakamlardan da görüleceği gibi küçük aile işletmeleri desteğinin büyük bölümü yine ithalata gitmiş olacak şeklinde derin endişeler bulunmaktadır (Yıldırım, 2017).
  • Küçük aile işletmelerine besi desteği sağlanacak olması ve 50 başa kadar kapasiteye sahip küçük aile işletmelerinin desteklenecek olması önemli ve olumlu bir yaklaşım olmasına rağmen, kırsal alanda yaşanan kentlere göç olayı ve özellikle mer’a hayvancılığında yüksek ücretle bile çoban bulunamayışı, kırsalda aileleri hayvancılıktan uzaklaştırmaktadır.

Karaçaltı (2017), hayvancılığın mevcut gerçek durumunu, sorunlarını ve çözüm önerilerini aşağıdaki gibi ortaya koymuştur:

Realite-sorunlar:

  1. Kaba yem yetersizliği,
  2. Hayvan materyali yetersizliği:
    1. Islah edilmiş hayvan,
    2. Yerli hayvan,
    3. Düzensiz melezleme.
  3. Üreme-çoğaltma (reprodüksiyon),
  4. Hayvan hastalıkları,
  5. Hayvancılık yönetimi (menagement).

Çözüm önerileri:

  1. Kaba yem temini

Kabul edilmelidir ki ülkemiz ve özellikle Orta Anadolu Bölgesi kıraç şartları iklim değişikliğinin etkisiyle de artan bir şekilde kuraklaşmakta ve adeta çöl şartlarına yakın bir durum göstermektedir. Genelde 1.600-2.000 mm yağış alan Avrupa kıtasında kaba yem için özel bir gayrete ihtiyacı olmayan ülkeler vardır. Üstelik bu ülkeler en az 50-60 yıl önce başlayan mer’a ıslah ve yönetimi tecrübelerine sahiptirler.

Ülkemizde;

  1. Sulama imkânları,
  2. Mevzuat düzenlemeleri,
  3. Doğru hayvan ırkları ve türleri

ile kaba yem ihtiyacının karşılanabilmesi belli ölçüde gerçekleştirilebilir. Bu tercihte koyunculuk kırmızı et üretiminde başa alınmalıdır. Bazı tüketicilerin koyun etini tercih etmemelerine neden olarak gösterilen koyun etinin kokması gibi özellik giderilebilir bir durumdur.

2. Hayvan materyali

  1. 2009 yılında yaşanan “süt krizi, içlerinde büyük firmaların da olduğu işletmelerde 1,5-2 milyon civarında damızlık süt hayvanının kesimine yol açmıştır. Bunların yaşaması ve aritmetik çoğalması bugün için 3 milyon damızlık, 2,8 milyon besilik hayvan demekti. Yıllık 900 bine yakın besilik hayvan ihtiyacı bu meseleden kaynaklanmıştır.
  2. Sığırlarda iki buzağılama aralığı ülkemizde ortalama 590-600 gün olmaktadır. İdeal olanı ise 365 gündür. 550 günlük süre en azından 100 gün azaltılabilirse, besilik ve damızlık ihtiyacının 1,5 milyonluk kısmı karşılanmış olur. Bu rakam hayvan açığının kapatılması demektir.
  3. Gelişigüzel melezleme çalışmaları ve işletmelere melezleme hakkının verilmemesi gibi anormal mevzuat; hem hayvan ıslahını engellemekte hem de piyasada yapılan gelişi güzel melezlemeyi garabet haline getirmektedir.
  4. Yerli hayvan gen kaynaklarımız gittikçe yok olmaktadır. Bunların koruma altında alınması ve koruma çalışmalarının da yaygınlaştırılması gereklidir.

3. Üreme-çoğaltma (reprodüksiyon)

Buzağılama aralığının uzunluğu, hayvan hastalıkları, memur zihniyetiyle sûni tohumlama, besleme hataları reprodüksiyonun değerini iki kat kötüleştirmektedir. Bunların düzeltilmesi gereklidir.

4. Hayvan hastalıkları

Hayvancılıkta tedavi hekimliği yoktur. Tedavi gören hayvan iyileşse bile çoğu kere ekonomik vasfını kaybetmektedir. Esas olan veterinerlik tedavi değil, koruyucu hekimlik olmalıdır. Bu da besleme tabanlı, doğru ve zamanında aşılama, sürekli takip, hijyen tedbirleri esasını oluşturmaktadır.

5. Hayvan ithalatı: Mevzuat, gereksiz heyetler ve aracı çokluğu ülkemiz için diğer ülkelere göre en az %30, en çok %60 kadar pahalı hayvan ithaline sebep olmaktadır. Bu durumun düzeltilmesi gereklidir.

Amaçlar ve Hedefler:

  • Üretici örgütleri ile tarımsal sanayicinin birlikte çalışmasını sağlayacak tedbirler almak.
  • “Millî Otomobil Markası” geliştirmek istenildiği gibi “Millî -Yerli Hayvan Irkları”nın geliştirilmesini de istemek.
  • Yatırımcı ve işletme sahipleri için bürokratik işlemleri azaltılmasını sağlamak.
  • Hayvan kaçakçılığı yoluyla ya da eksik denetim sonucu hayvan ve hayvansal ürün girişlerini önlemek.
  • Ülke kaynaklarını etkin kullanarak; verimli, yüksek katma değer yaratan, kaliteli, yeterli, rekabetçi, üretici refahını yükselten, çevreye duyarlı, güvenilir, izlenebilir, ürün çeşitliliği yüksek, sürdürülebilir hayvansal üretim yapan bir hayvancılık sektörünü hedeflemek.
  • Devlette, hayvancığa yönelik kalıcı politikaları kesintisiz ve istikrarlı olarak uygulayacak yapılanmayı sağlamak.
  • Hayvansal ürünleri değerlendirme ve pazarlama yol ve yöntemlerini geliştirmek.
  • Mevcut politika ve desteklemelerin etki analizlerinin gerçekleştirilmesiyle, geleceğe yönelik politika ve destekleri buna göre düzenlemek/güncellemek.
  • İç pazar fiyatlarının dış pazar fiyatları karşısında rekabet edebilir duruma getirmek.
  • Üreticilerin, üretimden pazarlamaya kadar olan süreçte, bütün sorunlarına çözüm getirebilecek, birbirleriyle koordineli, güçlü, teknik ve idari alt yapısı güçlendirilmiş örgütlerin oluşturmak.
  • AB ile entegrasyonda karşılaşılacak kota problemlerine ilişkin gerekli tedbirleri almak.
  • AB’dekine benzer Ödeme Kurumu/ Kurumlarını faaliyete geçirmek.
  • Ulusal salgın hastalıklar eradikasyon programını etkin bir şekilde uygulamak.
  • Hayvan varlığının gıda güvenliğinin gerektirdiği izlenebilirlik sürecinde yetiştirilmesi ve ürünlerin pazarlanmasına yönelik organizasyon aşamalarının geliştirilmesi, entegre işletmelerin teşvik edilmesini sağlamak.
  • Gıda güvenliğinin sağlanması için hayvansal ürünlerde izlenebilirliği sağlamak.
  • Hayvansal ürünlerde rekabet gücünü artıracak şekilde kaliteye ilişkin standardizasyonu sağlamak.
  • Yöresel ürünlerin markalaşması ve pazarlamasını sağlamak.
  • Hayvan kayıt sistemini genişletmek.
  • Hayvancılık bilgi ağının ve sisteminin etkin çalışmasını sağlamak.
  • Kayıt dışılığı engelleyecek tedbirleri almak.
  • Kayıt sistemini ve veri tabanını tüm türleri kapsayacak şekilde oluşturmak.

 Stratejiler ve Politikalar:

  • Mevcut Hayvan Islahı Kanunu’nda yer alan Hayvan Islahı MillîKomitesi ve İl Islah Kurulları’nın üniversite-kamu-yetiştirici birliklerini içerecek şekilde işlevsel kılınması;
  • Sektörde faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri, Tarım Bakanlığı, ilgili bakanlık ve kurumlar arasında işbirliğini sağlayan bir koordinasyon biriminin oluşturulması;
  • Sığırcılık başta olmak üzere, tüm türlerde Türkiye’nin değişik bölgeleri için uygun büyüklükler tespit edilerek, teşviklerin buna ulaşılması yönünde kullandırılması;
  • Tarım danışmanlığının, uygulamadaki eksiklikler de dikkate alınarak, etkin kılınması;
  • Tür bazında mevcut hayvansal üretim materyalimizin genetik kapasitelerinin tespiti;
  • Üretilen tüm ürünlerin kayıt altına alınması;
  • Ürün kalitesinin belirlenmesine yönelik laboratuvarların oluşturulması;
  • Değişik türlerde küçük işletmeleri bir araya getirerek entansif veya ekolojik üretim yapabilecek işletmelerin kurulması;
  • Yem bitkisi ekilişine sağlanan desteklerin sürmesi;
  • Yetiştirici örgütlerinin üyelerine ham madde sağlama konusunda etkin kılınması;
  • Yetiştiricilerin çalışma alanındaki yerel veya bölgesel örgütlere üyeliğinin sağlanması;
  • Türk girişimcilerin yurt dışında (Kırgızistan, Ukrayna, Rusya, Moldova, Kafkas ülkeleri vb. ülkelerde) ulusal ve uluslararası hayvan sağlığı kriterlerini sağlayarak, sağlıklı hayvansal gıda (et) temini gerekçesiyle, açık alan gezici-yayla besiciliği yapacağı ve canlı hayvanları ve karkas etleri özel şartlarla ülkeye getirebileceği bir besi hayvanı yetiştiriciliği ve damızlık besi hayvanı yetiştiriciliği sisteminin getirilmesi;
  • Büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde kârlılığı etkileyen en önemli unsur olan kaliteli kaba yem üretim ve arzında destekleme politikalarıyla artış sağlanması;
  • Sürü yönetmeni (çoban) kişilerin kurumsallaşması, eğitimleri ve sigorta işlemlerinin sürdürülebilir olarak desteklenmesi;
  • Damızlık üretiminin birinci öncelik olarak belirlenmesi;
  • Büyükbaş süt hayvanı ithalatında seçici olunması;
  • Gelişmiş ülkelerdeki gibi sadece mutlak etçi ve sütçü tip hayvancılığına gidilmemesi, bölgelere göre karma tip hayvancılığının da teşvik edilmesi;
  • Saf ırk büyük baş hayvan işletmeciliği yanı sıra, yerli hayvanlarla ıslah çalışmalarının uzun soluklu programlar çerçevesinde yürütülmesi;
  • Koyunculuğu geniş sayıda hayvanla, gerektiğinde sürülerin birleştirilmesi ve mekanize teknisyen ve tekniker bakıcılarla (Sürü Yönetmeni/çoban) yaylacılık şeklinde profesyonel işletmecilik olarak yapılması;
  • Özellikle sağlıklı etle beslenme bakımından başta yayılan koyun-keçi et üretiminin ve tüketiminin Türk toplumunun tercih değişikliğiyle birlikte köklü bir artış göstermesi nedeniyle koyun-keçi yetiştiriciliğinin stratejik hedef olması;
  • Etçi koyun ıslahı kavramının köy hayvancılığı eksenine oturtulması;
  • Koyun ve keçi ıslah programlarına ağırlık verilmesi;
  • Kırmızı et açığının kapatılabilmesi amacıyla hayvancılık politikalarında küçükbaş et üretimi ve tüketiminin artırılmasına ağırlık verilerek kırmızı et üretiminde sığıra olan bağımlılığın azaltılması;
  • Ekstansif ve yarı entansif üretimi zorunlu kılan koşullarda gerçekleştirilen hayvansal üretimin desteklenerek, bu alanların üretim dışı kalmasının önlenmesi ve kırsal kalkınmaya katkı sağlanması;
  • Et kurutma işletmeciliği ve pazarlamacılığının geliştirilmesi;
  • Süt keçiciliğinin teşvik edilmesi; kent şartlarında sütçü keçi yetiştiriciliği sisteminin geliştirilmesi;
  • Karadeniz yaylalarından firmaların kiralamayla faydalanmalarını sağlayarak, doğal-organik koyun ile et ve süt sığır yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi;
  • Kırsalda açık alan ve kent et ve yumurta tavukçuluğu ile hindiciliğin teşvik edilmesi;
  • Geleneksel ve modern peynir çeşitliliğini artırılması, üretimde standart ve gıda güvenilirliğinde kalitenin artırılması ve Coğrafi İşaretli Ürünler’in geliştirilmesi;
  • Hayvancılıkla ilgili tüm kararların oluşturulmasını sağlayacak bir “Hayvancılık Konseyi”nin oluşturulması;
  • Hayvan gübresi yönetim sistemlerinin geliştirilmesi ve bu gübrelerin enerji üretiminde kullanım yollarının araştırılması-geliştirilmesinin sağlanması;
  • Et ve Süt Kurumu’nun, mevsimlere bağlı olarak et ve sütte oluşan arz-talep dalgalanmalarını düzenleyen “müdahale alımları” ile sözleşmeli üretim yaptıran etkin piyasa düzenleyici bir yapıya kavuşturulması;
  • Yetiştiricilerin kooperatifler ve birlikler şeklinde örgütlenmelerinin sağlanması;
  • Destek ve teşvikler ile küçük işletmelerin orta ve büyük ölçekli işletmelere dönüşümünün hızlandırılması;
  • Hayvancılığa hizmet sunacak özel sektör girişimlerini (serbest yayımcılık, veterinerlik, danışmanlık) teşvik edilmesi, bunlardan hizmet satın almayı kolaylaştıran önlemlerin uygulamaya konulması;
  • Etkin bir pazarlama için hayvan borsalarının günün ihtiyaçlarını karşılayacak tarzda yeniden düzenlenmesi ve tüm bölgelerde yaygınlaştırılması;
  • Hayvancılıkta sigorta sistemine farklı alanları da kapsayacak şekilde işlerlik kazandırılması;
  • Yetiştiricilerin üretimini, ürün işleyicilerin ise ham madde ihtiyacını garanti altına alan sözleşmeli üretici modelinin uygulamasının geliştirilmesi;
  • Üreticiyi dışlayan, tüketici fiyatlarının baskılanması veya sanayiînin hammadde ihtiyacının karşılanmasını hedefleyen uygulamalardan, bu bağlamda hayvan ve hayvansal ürün ithalatından vazgeçilmesi;
  • İthal edilen damızlık hayvanların izlenmesi, akıbetlerinin ve etkilerinin belirlenmesi ve damızlık ithalatını bu bilgilere dayalı olarak düzenlenmesi;
  • Özel sektörün damızlık ve sûni tohumlama işletmeleri kurmasının teşvik edilmesi;
  • Koruyucu hekimlik açısından en stratejik ürün olan aşı üretiminde kalitenin iyileştirilmesi, bu alanda özel sektör yatırımlarının teşvik edilmesi;
  • Yanlış ve bilinçsiz veteriner ilaçları kullanımını önleyecek tedbirlerin alınması;
  • Ekonomik ve sosyal yapısı uygun olan bölgelerimizde hindi, kaz ve tavşan gibi alternatif kümes hayvanları üretiminin desteklenmesi;
  • Kaliteli bal ve diğer arı mamullerinin üretiminin teşvik edilmesi;
  • Etkili bir kalite kontrol sistemi geliştirerek, iç ve dış pazarda kaliteli bal ürünlerine talebin artırılması için gayret gösterilmesi;
  • Farklı destekleme ve sosyal amaçlı fonların arıcılık için devreye sokulması;
  • İpek böcekçiliğinin teşvik edilmesi ve desteklenmesi.

 Su Ürünleri

Su ürünleri üretimi:

Su ürünlerinde, avcılık yoluyla elde edilen ürün miktarında dalgalanmalar gözlenirken (2000 yılında genel toplam 582 bin tonluk su ürünleri üretimi içinde avcılık toplamı (deniz ve iç sular) 503 bin ton ve 2015 yılında genel toplam olan 672 bin ton üretim içinde avcılık 432 bin ton), yetiştiricilikte üretimin yıllar itibarıyla artmakta (2000 yılında 79 bin ton ve 2015 yılında 240 bin ton) ve bu oran 2015 yılında %36 olmuştur ve bu eğilimin devam edeceği öngörülmektedir (TÜİK).

Denizlerden yapılan avcılıkta en önemli pay Karadeniz`e aittir. 2015 yılında denizlerden yapılan avcılıktaki payı  %80 olmuştur. 2015 yılında su ürünleri yetiştiriciliğinin %42`si iç sulardan, %58`i denizlerden gerçekleştirilmiştir.

Türkiye su ürünleri dış ticaretinde önceleri açık veren durumdayken, son zamanlardaki özellikle ihracata yönelik yetiştiricilikle dış ticaretteki durum pozitif hale gelmiş bulunmaktadır. 2000 yılında 14 bin ton ihracat (46 milyon $) ve 44 bin ton ithalat (36 milyon $) yapılırken; bu durum 2010 yılında 55 bin ton ihracat (312 milyon $) ve 80 bin ton ithalat (133 milyon $), 2016 yılında 145 bin ton ihracat (790 milyon $) ve 82 bin ton ithalat (180 milyon $) rakamlarına ulaşılmıştır. Su ürünleri ihracatımızda yetiştiricilik ürünleri önemli bir yer tutmaktadır (ZMO Su Ürünleri Raporu, 2017).

Sektörün Sorunları:

  • Denetim eksikliği,
  • Kayıt dışılıktan kaynaklanan haksız rekabet,
  • Nitelikli insan gücü eksikliği,
  • Yeterli Ar-Ge faaliyetinin olmayışı,
  • Gümrüklerde karşılaşılan problemler,
  • Balık hallerindeki denetim sorunları,
  • Balık hallerinde sağlığa uygunluk kurallarına ve soğuk zincire uyulmaması,
  • Kalitesiz hammadde kullanımı,
  • Teknolojinin yenilenmemesi,
  • Gıda kontrol sistemindeki yetersizlikler,
  • Av yasaklarına uyulmaması ve denetlenmemesi,
  • Ödeme vadelerinin uzun olması,
  • Yüksek analiz ücretleri,
  • Su ürünleri stok tespit çalışmalarının yapılmaması veya yetersiz kalması,
  • Kuruluş aşamasındaki bürokrasi problemleri.

Sektör temsilcileri tarafından çeşitli platformlarda dile getirilen problemlerdir. Ayrıca, su kaynaklarımızın azalması ve kirlilik artışları da sektörü tehdit eder konumdadır.

AB uyum çalışmaları kapsamında yayınlanan raporda; avcılıkta etkin kaynak yönetim sisteminin kurulması ve bu hedefe yönelik olarak idari kapasitenin geliştirilmesi amacı doğrultusunda karaya çıkış noktalarında kontroller yapılabilmesi için balıkçı barınağında ofisler kurulmuş olup, teknelerin kontrolünde uzaktan algılama yönteminin kullanımının yaygınlaştırılması, tekne ve avcılık faaliyetlerine ilişkin kayıtların tutulmasını hedefleyen bilgi sistemlerinin geliştirilmesi çalışmalarına devam edildiği; ayrıca, kaynak yönetiminin önemli unsurlarından biri olan stok değerlendirme çalışmalarına yönelik kapasitenin artırılması amacıyla AB Mali İşbirliği kapsamında yürütülen proje ile insan kaynaklarının geliştirilmesine, fiziki, yasal ve idari ihtiyaçların tespit edilmesine ilişkin çalışmaların yürütülmüş olduğu rapor edilmiştir.

Kaynak ve filo yönetimi alanında bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Su Ürünleri Bilgi Sistemi (SÜBİS), balıkçılık tekneleri, ticari balıkçılar ve özel avlanma izinlerinin kayıtlarının tutulması ve mavi yüzgeçli ton balığının (BFT), beyaz kum midyesi kota tahsisatlarının ve hamsi avcılığının izlenmesini de kapsayacak şekilde iyileştirilmiştir. Av ve karaya çıkış verilerinin toplanması konusunda daha fazla ilerleme kaydedilmesi gerekmektedir.

Denetim ve kontrol konularında bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. AB’ye ithal dilecek olan ürünler için av sertifikaları ve yeniden ihraç sertifikaları çıkarılacaktır. Su Ürünleri Bilgi Sistemi (SÜBİS) kapsamında bu ürünler de izlenmekte, avlanma ve satış ile ilgili veriler denetlenmektedir. 15 metreden daha uzun olan tüm teknelerde, otomatik tanımlama sistemi cihazları kullanılmaya başlanmıştır. Tüm mavi yüzgeçli ton balığı tekneleri, uydu temelli tekne izleme sistemi ile izlenmektedir.

Amaçlar ve Hedefler:

  • Balıkçılık filosunun fazla kapasitesini açık ve uzak deniz avcılığına yönlendirmek.
  • Denizlerde stok değerlendirme çalışmalarına ve sürdürülebilir avlanmayı sağlamaya ağırlık vermek.
  • Balık çiftliklerinin çevreye zarar vermeyecek şekilde konumlandırılmaları ve sürdürülebilirliklerini sağlamak.
  • Akarsuların, göllerin ve denizlerin kirlenmesine yol açan kimyasal ve tarımsal zararlı atıkların taşınmasını engellemek; denizlere komşu ülkelerle ortaklaşa etkin çevre projeleriyle deniz kirliliğini önlemeye yönelik teknik ve idari düzenlemeleri gerçekleştirmek, kamuoyu duyarlılığı ve paydaş bilinçlendirmesini artırmak.
  • Deniz avcılığında açık deniz balıkçılığı teşvik edilecek; balıkçılarımızın Hazar Denizi, Körfez bölgesi, Afrika ve Orta Asya ülkelerinde avcılık yapabilmelerine yönelik ikili ve çoklu işbirlikleri gerçekleştirmek.
  • Deniz türlerinde doğal popülasyona zarar vermeyecek melez türleri geliştirmek.
  • Balık dışındaki diğer su ürünleri üretimlerini teşvik etmek.
  • Su ürünlerinde piyasa politikaları ve devlet yardımları konularında sürdürülebilirliği ve etkinliği sağlamak.

Stratejiler ve Politikalar:

  • Su ürünleri için fırsatların devam ettiğinin göstergesi olarak aşağıdaki hususlar söylenebilir:
    • Ülkemizin 3 tarafının denizlerle çevrili olması,
    • Göl ve akarsularımızın fazla olması,
    • Denizlerimizde çok çeşitli türler bulunması,
    • Hedef pazarlara, özellikle AB pazarına yakın olmamız,
    • Balık tüketimi konusunda bilinçlendirme yapılıyor olması,
    • İç piyasanın gelişme potansiyeli taşıması,
    • AB ile bütünleşme sürecinde kalite ve sağlığa uygunluk bilincinin gelişmesi,
    • Yabancı sermaye girişi olması.
  • İç su kaynaklarının, ihale yoluyla kiralanmasında aşırı avlanmayı, gelecek yıllardaki balık stoklarının azalmasını ve verimliliğin düşmesini engelleyecek tedbirlerin alınması;
  • Gelişen teknik ve değişen zaman şartlarına göre ihtiyaca cevap veremeyen su ürünleri yasasının yeniden düzenlenmesi;
  • Birlik ve kooperatiflerin tüm balıkçıları, şemsiyeleri altına almaları, yerel örgütlenmelerini tamamlamaları ve bir konfederasyon kurarak örgütlenmeleri;
  • Stok araştırmalarına ağırlık verilmesi;
  • Açık deniz balıkçılığına geçiş imkânları yaratılması;
  • Su ürünleri yetiştiriciliğinin bürokratik engellerden ve müdahalelerden kurtarılması;
  • İşleme ve değerlendirme tesislerinin teknik ve sağlığa uygunluk standartlarının yeterli düzeye getirilmesi;
  • Markalaşmanın teşvik edilmesi;
  • Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de avlanabilir stok büyüklüğüne ulaşıldığı genel kabul görmektedir. Ülkemizin avcılık yoluyla üretimi artırma imkânı bulunmamaktadır. Avcılık politikaları ekosistem temelli bir yaklaşımla, üretimin sürdürülebilirliği üzerine oluşturulmalıdır. Avcılık faaliyetinin gerçekleştirildiği denizler ve iç suların kalite ve niteliklerinin her türlü kirlenme/bozulmadan korunması, bu alanlardan üretim yapılmasının devam etmesi kadar, su kaynağı olarak gelecek kuşaklara aktarmamız gereken emanetler olarak görülmesi;
  • İç sular kiralanmak suretiyle ticari amaçlı su ürünleri avcılığına açılmaktadır. İç sulardan elde edilen ürün miktarı il bazında toplanmaktadır. Hiçbir baraj gölü veya doğal gölün üretim miktarını gösterir veri bulunmamakta, bu durum söz konusu alanlara yönelik alınacak kararlarda eksiklik olarak ortaya çıkmaktadır. İç sularımızın avcılık, farklı türlerin bulaşması kirlilik gibi sorunlarını göz önüne alan, tüm etkenleri bir bütün halinde ele alan yönetim planlarının hazırlanması;
  • Su ürünleri yetiştiriciliğinde balık ununa daha az ihtiyaç duyulan herbivor ve omnivor türlerin yetiştiriciliğini teşvik edecek ve yaygınlaştıracak bir yaklaşımın benimsenmesi (ZMO Su ürünleri Raporu, 2017);
  • Stok değerlendirme ve veri toplama işlemleri için teknik kapasitenin oluşturulması;
  • Balıkçılık alanında kontrol ve balık stoklarının sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik tedbirler konusunda daha fazla iyileştirme yapılması;
  • Belli ölçekli teknelerde uzaktan kontrol edilmeleri sağlayacak GPS sistemi bulunmasının sağlanması;
  • Doğala yakın tatlı akarsu yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi;
  • Yerel akarsu balık çeşitlerinin çoğaltılması ve akarsulara bırakılmalarının sağlanması.

Kaynaklar:

2007 Yılı Tarımsal Değerlendirme Raporu. Türkiye Ziraatçiler Derneği.

AB Türkiye Raporu “Tarım, Gıda Güvenliği, Veterinerlik, Balıkçılık” bölümü.

Avcıoğlu, R.,  Açıkgöz, E., Soya, H. ve Tan, A. (2000). Yembitkileri Üretimi.  Türkiye Ziraat. Mühendisliği, V. Teknik Kongresi. 17-21 Ocak, 2000.

Çakmak, E., Dudu H. ve Öcal N. (2009). Tarım Sektöründe Etkinlik Analizi. TEPAV yayını, Ocak 2008.

Donat, İ. (2017). Tarımda ithalata yol açan 8 kronik sorun. (http://www.bloomberght.com/yorum/irfan-donat/2060403-tarimda-ithalata-yol-acan-8-kronik-sorun/)

DPT 9. Kalkına Planı (2007-2013) 2011 yılı programı.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (2017). 2018-2022 STRATEJİK PLAN (http://www.tarim.gov.tr/SGB/Belgeler/2013-2017/GTHB%202018-2022%20STRATEJI%CC%87K%20PLAN.PDF)

Ekonomik Rapor. (2009). TOBB.

GTHB (2016). http://www.tarim.gov.tr

Halis A., Karaosmanoğlu F. ve Levent H. (2008). Türkiye’de Tarım ve Gıda: Gelişmeler, Politikalar ve Öneriler. Mayıs 2008. TÜSİAD Yayın No: T/2008-045/459.

Kalkınma Bakanlığı (2014). Gıda Ürünleri ve Güvenilirliği, Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Onuncu Kalkınma Planı 2014-2018, Yayın No: KB: 2867 – ÖİK: 717, Ankara.

Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018),  2 Temmuz 2013.

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Yaptığı Konuşma Metni, 8 Kasım 2010.

Mızrak, G. (2017). Tarımın Temel Stratejileri ve Politikaları (Cumhuriyetimizin 100. Yılına Yaklaşırken Tarımsal Hedef ve Stratejiler) Sakarya Caddesi, No:30, Yenişehir/Ankara. Şubat, 2017

T.C. Kalkınma Bakanlığı Onuncu Kalkınma Planı 2014-2018 Hayvancılık Özel İhtisas Komisyonu Raporu. Ankara, 2014.

TOBB Sektörel Haber Bülteni, Türkiye Tarım Meclisi. 10 / 02 / 2011.

TÜİK (2016a). Ulusal Hesaplar İstatistikleri, http://tuik.gov.tr

Türkiye’nin Tarımsal Gücü ve Geleceği. MÜSİAD, 2010.

Türkiye İhracatçılar Meclisi Tarım Raporu 2016.

Türkiye’nin Stratejik Vizyonu 2013 Projesi “Tarım, Gıda ve Hayvancılık” Stratejik Vizyon Belgesi, 2014.

Yıldırım, A. E. (2017). Ucuz Etin Faturası Ağır Olacak. http://www.tarimdunyasi.net/

https://www.tarim.gov.tr/sgb/Belgeler/SagMenuVeriler/BSGM.pdf

http://tarim.kalkinma.gov.tr/tarim/

http://www.tarimdunyasi.net/2016/08/14/turkiyenin-tarimsal-uretimi-91-milyar-dolar/

http://www.tarim.gov.tr/sgb/Belgeler/SagMenuVeriler/GKGM.pdf

http://www.tzymb.org.tr/default.asp?hid=381

http://icticaret.gtb.gov.tr/sikca-sorulan-sorular/lisansli-depoculuk-ve-urun-ihtisas-borsaciligi

http://www.tarim.gov.tr/Konular/Tarimsal-Destekler/Diger-Tarimsal-Amacli-Destekler

http://www.tarim.gov.tr/sgb/Belgeler/SagMenuVeriler/BUGEM.pdf

http://www.igeme.org.tr/pg/section-pg-sec.cfm?id=Tar09

http://www.zmo.org.tr/genel/bizdenıdetay.php?kod=11676&tipi=24&sube=0

http://www.bloomberght.com/yorum/irfan-donat/2060403-tarimda-ithalata-yol-acan-8-kronik-sorun/

Yazarın MİSAK'taki yazıları