Ülkemizde kırsal kalkınma ve örgütlenme – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______22.12.2017_______

Ülkemizde kırsal kalkınma ve örgütlenme

Süleyman Karahan

 

  1. Kırsal Kalkınma

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (GTHB) Kırsal Kalkınmayı “Kentsel alanların dışında bulunan dezavantajlı yaşam ve çalışma ortamlarında, mevcut doğal kaynakların istismarına neden olmadan, uygulanabilirlik ve sürdürülebilirlik açısından değerlendirmek yoluyla, hayat standartlarının ve gelir düzeylerinin yükseltilmesi, refahın artırılması, bu bölgeler ile diğer bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılığının kaldırılması, tarımsal yapının iyileştirilmesi, tarımsal üretimde kalite ve miktarın artırılması, her ölçekte işleme sanayinin kurulması, gıda güvenliği, işsizliğin azaltılması, sağlıksız göçün önlenmesinin yanı sıra, tarımsal kalkınmaya ilaveten kırsal altyapı, tarımsal altyapı, sağlık, sosyal güvenlik, örgütlenme, barınma, ulaşım, haberleşme, istihdam, pazarlama, kırsal turizm, yöresel el sanatları, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarındaki mevcut yapılarda ihtiyaçların ve önceliklerin belirlenmesi, belirlenen hususlarda yetersizliklerin giderilmesi-iyileştirilmesi için planlanan geliştirici faaliyetlerin tümü” olarak tanımlamıştır (Bakırcı, 2017).

Kırsal kalkınma; insan yaşamına olumsuzluklar getiren kırsal çevre koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalardır. Hangi gelişmişlik düzeyinde olursa olsun, kırsal kalkınma gelişmekte olan ülkelerin üzerinde önemle durdukları bir çalışma alanı olmaktadır (Tolunay ve Akyol, 2006).

Cumhuriyetin kurulmasından itibaren başlayan kalkınma çalışmaları kapsamında tarımda verimlilik ve modernizasyon odaklı çalışmalar gündemde yer almış, planlı dönemle birlikte kırsal alandaki dağınık ve nüfus yoğunluğu düşük yerleşim desenindeki kırsal alanlarda hizmet sunumuna yönelik çözüm arayışları gündemde yer almıştır. Altıncı beş yıllık kalkınma plan dönemine kadar çalışmalar bu yönde devam ederken 90’lı yıllarla birlikte kırsal alanda tarım dışı sektörlerde istihdam yaratıcı olanaklara yönelik stratejiler geliştirilmeye çalışılmıştır. Daha sonra bu çalışmalara sürdürülebilir ve katılım boyutundaki politikalar da eklenerek kırsal alanlarda doğal kaynakların kullanımı ve yönetimi konusu yedinci ve sekizinci kalkınma planları dönemimde gündeme taşınmıştır. Dokuzuncu ve Onuncu Kalkınma Planları dönemlerinde ise kırsal alanlar için ilk defa Ulusal Kırsal Kalkınma Strateji ve Kırsal Kalkınma Planı belgeleri yayımlanmıştır. Kırsal alanda sektör uyumu dışında mekânsal uyuma yönelik çalışmalar başlatılmış ve AB’nin mekânsal gelişme perspektifi, kırsal kalkınma fonları ve bunların kullanımıyla birlikte kırsal alan konuları bölgesel gelişme konuları içinde yer almıştır. Bu politikalar ışığında kırsal alanlarda bugüne kadar uygulanan merkez uzantılı dikey yaklaşımlar yerine yatay işbirliğine dayalı katılımcı yaklaşımların kalkınma planlarına yansımaları görülmüştür.

Dünya’da değişen sosyal, ekonomik, kültürel, yönetsel ve mekânsal yeniden yapılanma süreci tüm alanlarda olduğu gibi kırsal alanlarda da değişime neden olmaktadır. Bu değişimle birlikte kırsal kalkınma politikalarında yeni bir yapılanma sürecine girilmiştir. Halen dünya genelinde yerleşimlerin önemli bir kısmını oluşturan kırsal alanlara yönelik gerek gelişmiş ve gerekse gelişmekte olan ülkelerde sosyal ekonomik, kültürel, yönetsel, çevresel ve mekânsal bileşenleriyle birlikte planlanması gereken alanlar olarak görülmesi gerektiği yaklaşımı oluşmuştur. Uzun yıllar kırsal alan politikalarının önemli bir bileşeni olarak kabul edilen tarım sektörü, sektörde yaşanan sorunlar nedeniyle kırsal alandaki çözülmeleri hızlandırmıştır. Bu duruma ilave; kırsal alanlarda artan yoksulluk ve yoksunluk, artan kır-kent ikilemiyle birlikte kır-kent arasındaki gelişmişlik farkının artması, kırsal alandaki doğal kaynakların hızla tükenmesi, kırsal alan politikalarının farklılaşmasını gerektirmiştir. Tarım sektörüyle özdeşleştirilen kırsal alanlarda, ekonomik temelli ve devlet destekli yaklaşımların günümüz liberal politikaları karşısında yetersiz kaldığı görülmüştür. Kırsal alanların ekonomik, sosyal, mekânsal ve çevresel sürdürülebilir gelişimini hedefleyen politikalarla ele alınması gerektiği, bunun da çok sektörlü gelişme ile çok aktörlü bir yönetişimle olabileceğine ilişkin görüşler oluşmuştur. Türkiye’de kırsal alana yönelik kalkınma politikaları incelendiğinde dünyadaki değişen eğilimlere uyum sağlamaya çalıştığı, uygulanan politikaları ve modelleri izlemeye devam ettiği söylenebilir. Beş eksenli stratejiler ile kırsal ekonominin geliştirilmesi ve istihdam imkânlarının attırılması, kırsal çevrenin iyileştirilmesi ve doğal kaynakların sürdürülebilirliğinin sağlanması, kırsal yerleşimlerin sosyal ve fiziki altyapısının geliştirilmesi, kırsal toplumun beşeri sermayesinin geliştirilmesi ve yoksulluğun azaltılması, yerel kalkınmaya ilişkin kurumsal kapasitenin geliştirilmesi konularıyla hem sektörel hem de mekânsal çalışmaların yer alacağı kalkınma yaklaşımları benimsenmiştir (Yenigül, 2017).

DPT “Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi” belgesine göre;

Kırsal kalkınma, Türkiye’nin, Uzun Vadeli Gelişme Stratejisi ile tespit edilen bu temel amacına ulaşmasına aşağıdaki alanlarda sağlayacağı katkı nedeniyle önem taşımaktadır:

  • Kırsal alanın ülke ekonomisine katkısının artırılması ve kırsal toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesi suretiyle bölgeler ve kır-kent arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılması,
  • Göç eğilimlerinin istikrarlı bir dinamiğe kavuşturulması dengeli ve sürdürülebilir kalkınma hedefiyle uyumlu bir nüfus yapısına ulaşılması,
  • Tarımın yeniden yapılandırılması sürecinde ortaya çıkabilecek sosyo-ekonomik ve çevresel olumsuzlukların azaltılması,
  • Çevrenin ve doğal kaynakların korunması, geliştirilmesi ve sürdürülebilir kullanımı,
  • AB ile ekonomik ve sosyal yakınsamanın ve müktesebat uyumunun sağlanması.

DPT Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi belgesinde mevcut durum değerlendirmesi kapsamında ülkemizin güçlü olan yönleri olarak; geniş tarım alanlarının varlığı (kuru, sulu ve sulanabilir) ve sulama imkânlarının bulunması, tarımsal üretim (bitkisel üretim, hayvancılık, ormancılık, balıkçılık) potansiyelinin zenginliği ve potansiyel ürün çeşitliliği, kırsal işgücü potansiyeli, marka olabilecek yöresel ürün çeşitliliği, flora ve fauna zenginliği, çevre kirliliğinin az olması ve organik tarım potansiyelinin bulunması, kültür ve turizm varlıklarının zenginliği ve bunların turizm açısından yüksek potansiyel arz etmesi, geniş çeşitlilik sergileyen geleneksel zanaat ve el sanatları, kırsal kalkınma projeleri deneyimi unsurları görülürken; zayıf yönler olarak da kırsal istihdamın ve gelir kaynaklarının ağırlıklı olarak tarımsal faaliyetlere dayanması, tarım sektöründe gizli işsizlik ve tarımda kayıt dışılığın yaygınlığı, kalite ve standartlara uyum konusunda güçlükler, tarım-sanayi entegrasyonu ve pazarlama faaliyetlerinde etkinlik sorunları, sermaye ve mali kaynak yetersizlikleri, orman köyleri başta olmak üzere kırsal yerleşimlerde yoksulluğun yaygın olması, genel eğitim düzeyinin ve kız çocuklarının okullaşma oranının düşük olması, yerleşim birimlerinin sayıca fazla, plansız, dağınık ve küçük olması, kırsal altyapı yetersizlikleri, mevcut altyapının modernizasyon ihtiyacı, doğal kaynakların (toprak, su, orman, çayır ve mera, su ürünleri stokları gibi) koruma-kullanma dengesi ile ilgili sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Yararlanılabilecek fırsatlar kapsamında; tüketici bilincinin gelişmesi ve sağlıklı, kaliteli ve organik ürünlere olan talebin artması, iç ve dış talebe dayalı olarak gıda sanayiinin gelişmesi, kırsal turizm talebinin artma eğilimi, çevrenin korunması ve geliştirilmesi konusunda artan ilgi, uluslararası kaynaklara-fonlara erişilebilirlik, yerel yönetimlerin güçlendirilmesine verilen önemin artması ve kamu yönetiminin etkinleştirilmesi konuları öne çıkmıştır.

Kırsal kalkınma alanında tehditler olarak; tarımsal destekleme politikalarının değişme eğilimi ve uluslararası ticaretin giderek serbestleşmesi, tarımın yeniden yapılandırılması sürecinde işsizlik ve yoksulluk gibi sosyo-ekonomik olumsuzlukların artması, genç ve nitelikli işgücünün kırsal alanlardan göçü, üretken faktörlerin kaybı ve nüfusun yaşlanması, küresel çevre sorunlarının ülke üzerinde olumsuz etkiler yaratması, bölgeler arasında ve bölge içinde gelişmişlik farklılıklarının derinleşmesi konuları öne çıkmıştır.

Kırsal Kalkınmada Projeli Çalışma Yapılanmaları:

Kamu tüzel kişiliğine haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip, özel bütçeli, ilgili kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tâbi ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu olmak üzere Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, 2007 yılında çıkartılan “Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun” ile kurulmuştur.

Kırsal kalkınmaya yönelik olarak sağlanan Avrupa Birliği kaynaklarının, kalkınma plan ve programları ile ulusal stratejiler doğrultusunda, diğer iç ve dış kaynaklı kırsal kalkınma program, faaliyet ve destekleri ile Avrupa Birliği tarafından sağlanan diğer kaynaklarla tutarlı ve uyumlu bir şekilde ve ilgili kurumlarla işbirliği içinde programlanmasından sorumlu olan bu kurum, Avrupa Birliği tarafından kırsal kalkınma için sağlanan malî kaynakların programlanması, kullanılması ve malî yönetimini yürütmek konularındaki bazıları aşağıdaki gibidir:

  • Faydalanıcıların desteklerden azamî ölçüde yararlanabilmeleri amacıyla tanıtım, bilgilendirme, eğitim ve yönlendirme faaliyetlerini yürütmek.
  • Proje ve faaliyet başvurularını almak, bunların ön incelemeleri ile yerinde kontrollerini yapmak, proje ve faaliyetleri başvuru şartları, değerlendirme ve seçim kriterlerine göre değerlendirmek.
  • Desteklenecek proje ve faaliyetleri belirlemek, uygulama sözleşmelerini hazırlamak ve başvurusu uygun görülen faydalanıcılarla sözleşme imzalamak, uygun bulunmayan başvurularla ilgili işlemleri yapmak.
  • Proje ve faaliyetlere yönelik tahakkuk, ödeme ve muhasebe işlemleri ile bunlarla ilgili her türlü kontrolü gerçekleştirmek.
  • Proje ve faaliyetlerin uygulamasını izlemek, yararlanıcıların sözleşme şartlarını ve yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini takip etmek, bu amaçlarla gerekli kontrolleri yapmak.

Kırsal Kalkınma Planı, IPARD (Katılım Öncesi Yardım-Kırsal Kalkınma) (IPARD’la ilgili yapıların ulusal akreditasyonu işlemi Temmuz 2010’da tamamlanmıştır.) programı da dâhil olmak üzere, uygulanan ve uygulanacak tüm kırsal kalkınma faaliyetleri için (kırsal kalkınma projeleri, mali destek programları vb.) referans doküman özelliği taşımaktadır. 30 tedbir ve 96 faaliyet alanı olarak stratejik amaç ve öncelikleri; 1) Ekonominin geliştirilmesi ve iş imkânlarının artırılması, 2) İnsan kaynaklarının örgütlenme düzeyinin ve yerel kalkınma kapasitesinin geliştirilmesi, 3) Kırsal alan fiziki altyapı hizmetlerinin geliştirilmesi ve yaşam kalitesinin artırılması, 4) Kırsal çevrenin korunması ve geliştirilmesidir.

Türkiye’nin bugüne kadarki sosyal ve ekonomik kalkınma sürecinde, modernleşme çabaları, sanayileşme ve sosyo-ekonomik dönüşümün bir sonucu olarak, kentsel ve kırsal alanlar arası gelişmişlik farklılıkları önemini korumaktadır. Bu süreçte kırsal alanlar; kentlerin göstermiş olduğu gelişme ivmesini yakalayamamıştır. Türkiye ekonomisinin sanayi ve hizmet sektörleri lehine yapısal dönüşümü, bölgeler arası ve kırsal alanlardan kentlere gerçekleşen göç bunun temel nedenleri arasında bulunmaktadır.

Kırsal ekonominin güçlendirilmesinde; başat istihdam alanı olan tarım sektörünün yapısal sorunlarının çözümü önemini korumaktadır. Ülkemizde 1970’lı yıllardan bu yana uygulanmakta olan kırsal kalkınma projeleri, kırsal kalkınmaya yönelik kaynak kullanmayı amaçlayan uygulamalar olmuştur. Ülkemizin az gelişmiş bölgelerinin yapısal sorunları bu tip projelere olan ihtiyacı gerekli kılmaktadır.

Küçükçongar (2003), “Türkiye’de kırsal kalkınmaya en fazla yer verilen uygulamalar kırsal kalkınma projeleri olmuştur. Yabancı kaynaklardan tarafından desteklenen bu uygulamalarda, tarımsal üretim ve pazarlamaya ağırlık vermek temel yaklaşım olmuştur.

Kırsal Kalkınma Projeleri, 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı’ndan itibaren gündeme gelmiş ve bugüne kadar uygulanan ve halen devam eden kırsal kalkınma projelerinin başlıca amaçları şunlar olmuştur:

  • Yörelerin doğal kaynaklarını en iyi biçimde değerlendirmek,
  • Tarımın gelişmesini sağlamak, verimliliği artırmak,
  • Kırsal nüfusu harekete geçirmek ve örgütlemek,
  • Eğitilmiş iş gücü yetiştirmektir.

Bugüne kadar uygulanan kırsal kalkınma projeleri:

  • Yozgat Kırsal Kalkınma Projesi,
  • Ordu-Giresun Kırsal Kalkınma Projesi,
  • Doğu ve Güneydoğu Anadolu Su Havzaları Rehabilitasyon Projesi,
  • Sivas-Erzincan Kırsal Kalkınma Projesi,
  • Gümüşhane-Bayburt-Rize Kırsal Kalkınma Projesi,
  • Gönüllü Kuruluşlar Tarafından Yürütülen Çalışmalar.

Ancak, bugüne kadar uygulanan kırsal kalkınma planları, zamanın bakanlarının kendi bölgeleri için bir kırsal kalkınma planı hazırlamaları sistemine dönüşmüş ve istenilen sonuçların alınması mümkün olmamıştır. Adeta yabancı borç veren kuruluşlara göre tasarlanan ve uygulanan kırsal kalkınma projelerinde, kaynakların israfı söz konusu olmuştur. Daha çok dönemin yöneticilerince, siyasi tercihlerle ele alınan kırsal kalkınma politikaları hedef kitleye pek ulaşmamış, sürdürülebilirliği ve kalıcılığı sağlanamamıştır.” şeklinde değerlendirme yapmaktadır.

Az gelişmiş kırsal bölge anlayışı şehir sınırlarıyla belirlenemeyeceğinden, yeni projelerin planlanması ve yönetiminde uygulama sahalarının belirlenmiş ölçütlere göre daha dar alanda temel olarak tarımsal faaliyetler yoluyla kırsal refahın artırılmasını hedefleyerek; hedef kitle önceliğinin üretici örgütleri, yerel idareler ve ortaklıkların güçlendirilmesi ve kapasite geliştirmeye yönelik yatırımların yapılması yararlı olacaktır.

Kırsal Alanların Genel Yapısı ve Olabilecek Cazibe Alanları:

Ülkemizde de olduğu gibi kırsal alanların coğrafik, kültürel, sosyal, ekonomik ve ekolojik olarak oldukça farklı özelliklere sahip olması, bu özelliklerin bu alanlara tarım ve tarım dışı faaliyetleri kısıtlaması ve dolayısıyla yoksulluğun bu alanlarda ana sorun olması kırsal alanların geri kalmasında başat etkenler olduğu söylenebilir. Sosyal hayat bakımından iyi bir etiket, prestijli bir algı ve şartlar sunmadığı bakımından da kırsalda yaşamak ve en azından belli zamanlarda buralarda üretim ve/veya hobi faaliyetlerinde bulunmak cazip olmamıştır. Bununla birlikte, özellikle büyük kentlerde çalışıp emekli olanlar ile dünyadaki gelişmelere paralel kırsal hayata merak eden eğitimli gençlerin belli zamanlarda kırsaldaki ana-baba ocaklarına gittikleri, tarım ve değişik faaliyetlerle meşgul oldukları gözlenmektedir. Emekli kişiler ağırlıklı olarak; özellikle başta hobi amaçlı olmak üzere, küçük işletmeler kurmak, ziyaret amaçlı köye ve kırsala gidişlerin ve köye dönüşlerin artma eğiliminde olduğu öngörülmektedir.

Türkiye “kırsal turizm” açısından belirli bir potansiyeli ortaya koyabilecek bir ülke görünümündedir ama unutulmamalıdır ki kırsal kalkınma, özünde iyi bir ekip ve düzgün bir organizasyon işidir. Kırsal turizm kırsal kalkınmada kullanılacak bir araç olarak görülüyorsa, bu ekibin sağlıklı bir şekilde oluşturulmasına ve organizasyonun düzgün bir şekilde kurulmasına ihtiyaç vardır. Ayrıca kırsal turizm faaliyetleri gerek kamu, gerek özel pek çok kuruluşun ortak çalışmalarıyla beklenen faydayı sağlayabilir ve böylece kalkınmayı sürdürülebilir kılacak gücü gösterebilir (Kuşat, 2014).

Organize kırsal turizm yanında, tarım ve kırsal işletmeler ile küçük aile işletmelerinde konaklama sağlanarak gelen ziyaretçilerin işgücünden istifade ederek “çiftlik turizmi” geliştirilebilir ve kırsal alanda yaşamak cazip hale getirilebilir.

Çiftlik turizmi; insanların sürekli yaşadıkları, çalıştıkları ve her zamanki sosyal temel ihtiyaçlarını karşıladıkları yerin dışında, faaliyette olan bir çiftliğe gelerek günü birlik veya daha uzun süreli konaklamalarla bu çiftlikteki tarımsal faaliyetlere katılmalarıyla oluşan bir turizm türüdür (Alkan, 2014).

Çiftlik turizmi özellikle Almanya, Avusturya, Fransa, İspanya ve İtalya’da giderek önem kazanmaktadır. Türkiye; gerek son yıllarda gelişen ulaşım ve iletişim olanaklarının olumlu etkisi
ile gerekse her bölgesinde bozulmamış otantik kültüre sahip köyleri ile çiftlik turizmine son derece uygundur.

Çiftlik turizmi sayesinde tarımsal çeşitlilik yaratarak çiftçi ailelere işlerini yeniden yapılandırma
imkânı sunmak birinci amaç olmalıdır. Çiftliklerde ziyaretçilere konaklama, yeme-içme imkânları ve bir takım açık hava aktiviteleri sunulmaktadır.

Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) işletmelerinin, özellikle bahçecilik faaliyetleri yapılan olanlarında çitlik turizmi çerçevesinde etkinlikler ve uygulamalar yapılması önerilebilir.

Karadeniz yaylaları gibi yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi alanları olan bölgelerde, hayvancılığı ve bitkisel üretimi teşvik eden projelerle ile yayla evlerinin orijinal halleriyle yenilenmeleri desteklenerek çiftlik turizminin gelişmesine katkı sağlanabilir.

Bahçeciliğin ve karma tarımın yaygın olduğu Ege, Marmara, Akdeniz ve Batı Karadeniz Bölgeleri’nin çiftlik turizmi bakımından önemli makro millî ve milletlerarası proje ve kaynaklarla desteklenmesi ve buralarda aile işletmesi ve şirket yatırımlarının vergi indirimleri ve projelere kaynak sağlanarak desteklenmesi bu sektörün hızla gelişmesine büyük katkı sağlayabilecektir.

Televizyon tarım programı yapımcısı ve tarım yazarı Sayın İrfan Donat (2017), Türkiye’de yerleşik uluslararası bir şirketin, Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Ege ve Güney Marmara Bölgeleri’nde yaşayan, bahçede 20 dekar, tarlada 10 dekar üzeri mısır, patates ve meyve üretimi yapan çiftçi ailelerinin 16-24 yaş arası çocuklarının yanı sıra, üniversitelerde tarım ile ilgili bölümlerde eğitim gören, 3’üncü ve 4’üncü sınıf lisans öğrencileri ve son sınıf ön lisans öğrencilerinden 400 kişi ile yüz yüze yaptığı görüşmede ortaya çıkan sonuçları aktardığı yazısında:

  • Gençlerin yüzde 65,5 gibi büyük bir çoğunluğu çiftçilik yapma konusunda kararsız.
  • Kararsızlardan geriye kalan ve bu çiftçilikle uğraşmayı düşünenlerin oranı yüzde 34,5;
    • Bu kesimin ise çiftçilik mesleğini yapmak istemelerindeki en önemli unsur yüzde 32,3 ile tarımı seviyor olmaları,
    • Yüzde 23’lük kesim çalışabilecekleri başka alan olmadığından ötürü,
    • Yüzde 22’si ise aile mesleği olduğu için çiftçiliği meslek olarak düşünüyor.
  • Çiftçilik mesleğini tercih etmeyeceğini ifade edenlerin oranı yüzde 28,2 seviyesinde;
    • Bunların yüzde 10,5’i çiftçiliği ‘yorucu/meşakkatli bir iş’ olarak görüyor,
    • Çiftçilik yapmak istemeyenlerin yüzde 10’unun gerekçesi ‘yetersiz gelir’,
    • ‘Sosyal olmayan bir iş’, ‘itibarsız bir iş’ ve ‘köyde yaşamayı istememe’ gerekçesiyle çiftçilik mesleğini yapmak istemeyenlerin oranı ise toplamda yüzde 12,8’i buluyor.
  • Ailelerin çoğunluğu, çiftçilik ile ilgili imkânlara sahip olmaları ve çocuklarının bu mesleğe daha hazır olmaları dolayısıyla çocuklarının bu mesleği yapmasını istiyor. Her 10 aileden 6’sı, çocuklarının çiftçilik mesleğiyle uğraşması konusunda istekli.
  • Yine bu gençlerin çiftçiliği tercih etmesi için en önemli motivasyon unsurları yüzde 7,8 ile teşviklerin ve desteklerin arttırılması olarak ortaya çıkıyor; bu bağlamda maddi beklentiler dikkat çekiyor.
  • Satış garantisi gibi gelirde artışa sebep olacak unsurlar, çiftçilik mesleğini tercih etmek için en önemli motivasyonlar olarak öne çıkıyor.
  • Gençler, ülkemizde çiftçilikle ilgili yaşanan en büyük sorunu ileri teknolojilerin yeteri kadar kullanılmaması olarak görüyor.
  • Diğer sorunlar arasında;
    • Pazarlamada problem yaşanması,
    • Ürünlerde katma değer oluşturulamaması,
    • Devlet/çiftçi kooperatifleri ile işbirliği yapılamaması,
    • Finansal planlama eksikliği,
    • Yeni ve farklı ürün yetiştirmenin bilinmemesi,
    • Verimi artırmadaki yollarının bilinmemesi gösteriliyor.
  • Gençler, üretim ile ilgili konularda satış ve kazanç arttırmaya yönelik konulara göre daha bilgili olduklarını ifade ediyor.
  • Gençler, ileri teknoloji kullanma (%34,8), verimliliği arttırma (%32,8) ve üretim çeşitliliği sağlama (%25,9) konularında ailelerinden daha iyi olabileceklerini düşünüyor.
  • Her 10 gençten 7’si, çiftçiliğin hem çiftçi çocukları hem de üniversitelerin ilgili bölümlerinde okuyan gençler için uygun olduğunu düşünüyor.
  • Gelecekte çiftçiliğin teknoloji kullanımı ile daha iyiye gidebileceği de ulaşılan bulgular arasında.
  • Gelecekte çiftçiliğin daha zorlaşacağını düşünenler ise bu durumun başlıca sebebini doğal koşulların bozulması olarak işaret ediyor.

Donat (2017b) bu araştırma ile ilgili yaptığı yorumda aşağıdaki yargılarını ortaya koymuştur: “Bugünün mevcut üretim koşulları, artan belirsizlik ve tarımsal piyasalardaki istikrarsızlık yüzünden aileler bu işten koparken, çocuklarının da başka alanlara yönelmesini istiyor. Tabir yerindeyse “kendilerini kurtarmalarını” istiyor. Türkiye’de en çok tartışılan, belirsizliği yüksek ve 7’den 77’ye kadar herkesi yakından ilgilendiren tarım sektörü ile ilgili çok fazla detaylı kamuoyu araştırması yapıldığını düşünmüyoruz. En azından kamuoyu ile paylaşılan araştırmaların çok sınırlı sayıda olduğunu biliyoruz. Hâlbuki uygulanan tarım politikalarının kırsaldaki ekonomik, sosyolojik ve politik etkilerini, yansımalarını doğru okuyabilmek adına çiftçi ailelerin, gençlerin nabzını tutacak bu tür araştırmalara daha fazla ihtiyaç var.

Son yıllarda özellikle şehirlerde çalışıp emekli olanlar ile şehirlerde geçim sıkıntısı içine girenlerde köye özlemle ve zorunlulukla dönüş hareketinde artma olduğu görülmektedir. Özellikle emekli vatandaşların kırsalda kısmen hobi ve kısmen geçimlik tarımsal ve kırsal el sanatları ile uğraşmaları üretimde çeşitliliğe, kaliteli üretime ve aile refahının artmasına yol açabilecektir.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO)  açıkladığı Gıda ve Tarımın Durumu 2017 Raporu’na göre; gelişmekte olan ülkelerde ekonomik büyümenin anahtarı uzun yıllar yoksulluğun sebebi olarak görülen kırsal bölgeler diye ifade kullanmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde gelecek yıllarda, işgücüne katılmaya hazır milyonlarca genç insanın yoksulluktan kurtulmak için kırsal bölgeleri terk etmesine gerek olmadığı belirtilen raporda: “Ancak daha genç ve kalabalık bir gezegenin beslenmesi ve istihdamına yardım etmek için kırsal bölgelerin potansiyellerini ortaya çıkaracak çok geniş ve köklü dönüşümler gerekiyor” bilgisine yer verilmiştir. “Dünyadaki yoksul ve aç insanların çoğunluğu bu bölgelerde yaşarken, 2030 kalkınma gündeminin başarıya ulaşması için, her zaman ihmal edilen bu potansiyelin ortaya çıkarılmasına bağlı olacak. Bunu yapmak; geçimlik tarımda düşük verimlilik, birçok yerde sınırlı endüstrileşme, hızlı nüfus artışı ve şehirleşmeden oluşan oldukça zorlu bir bileşimin üstesinden gelmeyi gerektiriyor. Bunların hepsi gelişmekte olan milletlerin kendini besleme ve yurttaşlarını istihdam etme konularında büyük zorluklar oluşturuyor.” Adı geçen raporda; kırsal ekonomilerde ihtiyaç duyulan dönüşümlerin, gıda sistemlerini çeşitlendirmek ve çiftlik dışı tarıma bağlı faaliyetlerde yeni ekonomik fırsatlar yaratmak için kentsel bölgelerde artan gıda talebini harekete geçirilebileceği ifade ediliyor. Özetle; kırsal alanlar dikkate alınmadığı ve küçük işletmeler desteklenmediği takdirde ülkeler gelecekte kalkınmada zor günler geçireceğini ifade etmektedir.

 

  1. Örgütlenme: Tarımsal Birlik ve Kooperatifler

Dünyada ve Ülkemizde Kooperatifçiliğin Serüveni:

Kooperatifçilik başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm dünyada birer işletme modeli olarak “üçüncü sektör” kuruluşu haline gelmiştir.

Kooperatifçilik işletmeleri 1900 yılında 54 ülkede faaliyet gösterirken, bu sayı 1925 yılında 74 ülkeye, 1950 yılında 134 ülkeye, 1984 yılında 165 ülkeye ulaşmıştır. Günümüzde ise bu tüm ülkeleri kapsayacak bir durumda bulunmaktadır. Türkiye’deki durum modern anlamda, Mithat Paşa tarafından Niş vilayetinin, Pirot kasabasında 1863 yılında başlatılan kooperatifçilik hareketi, Cumhuriyet döneminde hız kazanarak devam etmiştir (Aykaç, 2011).

Türk kooperatifçilik hareketi devlet eliyle başlatılmış ve dönemsel olarak kooperatifler devletle (kamunun yönetimi) ilişki içinde olmuştur. Ancak kooperatifçiliğin gelişmesinde tabandan gelen girişimciliğin de etkili olduğu söylenebilir. Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomisi tarıma dayalı olan Türkiye’nin ilk kurulan kooperatifleri de tarım alanında olmuştur. Türkiye’nin, kooperatifçilikle ilgili ilk mevzuatı da tarım alanında oluşturulmuştur. Kooperatifçilik geçmişinin daha uzun ve yasal düzenlemenin daha erken yapılmış olması, Türkiye’de diğer alanlara göre tarımsal amaçlı kooperatifleri daha başarılı kılmış ve daha fazla gelişim göstermesini sağlamıştır.

Yeni Nesil Kooperatifçilik” ilk örneği olarak 1974 yılından beri ABD’de Minnesota’da, şeker pancarı üreticileri tarafından kurulan, Amerikan Kristal Şeker (ACS) adıyla faaliyete geçen kooperatif işletmesi gösterilmektedir. Bu girişim, başlangıçta çok başarılı olmuş ve yeni bir kooperatifçilik anlayışının gelişmesine öncülük etmiştir.  Yeni Nesil Kooperatifler, ortaklarına iki yönlü avantaj sağlayan bir özelliğe sahiptirler. Bu yolla, kooperatif ortakları ürettikleri ürünlere daha güvenli bir pazar bulmaları yanında, daha güçlü bir pazarlama imkânı ve ürünlerini sattıkları kooperatife de ortak olmalarından dolayı yeni bir kazanç elde imkânına sahiptirler  (Aykaç, 2011).

Başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerde tarımsal gelişmenin temel unsuru çiftçi örgütleridir.  Örnek vermek gerekirse; ABD şeker sanayinin neredeyse tamamı kooperatifler tarafından yönetilmektedir.

AB Tarımsal Örgütlenme Yapısı:

1959 tarihinde Avrupa Topluluğu, tarım kooperatifleri Tarımsal Kooperatifçilik Genel Komitesi’ni (COGECA) oluşturdular. Daha sonra COPA ve COGECA birleşerek Avrupa Birliği Tarım Kooperatifleri Konfederasyonu (COGECA)’yı oluşturdular.

  • Ekonomik Örgütler,
  • Kooperatifler,
  • Üretici Örgütleri/Grupları/Toplulukları,
    • Birlikler,
    • Mesleki Örgütler,
    • Ziraat Odaları,
    • Çiftçi Birlikleri,
    • Branş Birlikleri,
    • Çiftçi Organizasyonları (Sağlam, 2013).

AB Konseyi 22 Temmuz 2003 tarihinde kabul ederek üye ülkeler için genel bir kooperatif taslak ana sözleşmesini 2006 tarihinde uygulamaya geçirecek şekilde kabul etmiştir. Bu konsey kararının temel amacı; üye ülkelerin kendi yasaları ile kurulan ve çalışan kooperatiflerin AB bünyesinde tek bir yasa ile düzenlenmesi, kooperatiflere üyelikleri yaygınlaştırarak diğer üye devletlerden de üye katılımını sağlamak, üye devletlerarası ve ülke içindeki kooperatifler arası birleşmeleri yaygınlaştırmak olarak özetlenebilir.

Konsey Kararı gereği, kooperatiflere belirlenmiş oranlarda yatırımcı ortak kabulü söz konusudur. Bu ortaklar kooperatif hizmetlerinden yararlanmamaktadırlar. Kooperatifin yatırımcı ortaklarının oy sayısı toplam oy sayısının %25’ini geçmemelidir. Kooperatiflerde denetim kooperatif dışı organlar tarafından yapılmalıdır.

Kooperatiflerin tarımsal pazar payı Hollanda’da yüzde 83’e, Finlandiya’da yüzde 79’a, İtalya’da yüzde 55’e, Fransa’da yüzde 50’ye ulaşmaktadır. 210 milyar avro ciro yapan Avrupa Birliği Tarım Kooperatifleri Birliği COGECA, tarımsal girdilerin temininde yüzde 50’den, tarımsal ürünlerin işlenmesi ve pazarlanmasında ise yüzde 60’dan fazla pazar payına sahiptir. Buna karşın kooperatiflerin tarımsal pazar payı ülkemizde yüzde 2’de kalmaktadır.

30 bin kooperatifin üye olduğu Avrupa Birliği Tarım Kooperatifleri Birliği’nin (COGECA) yaklaşık 9 milyon çiftçi ortağı, 600 binden fazla çalışanı bulunmaktadır. 210 milyar avro ciro yapan COGECA’ya bağlı kooperatifler, genel olarak tarımsal girdilerin temininde yüzde 50’den fazla, tarımsal ürünlerin işlenmesi ve pazarlanmasında ise yüzde 60’dan fazla pazar payına sahiptir (Bayraktar, 2017).

Örgütlenmenin ve Kooperatiflerin Önemi:

Günümüzde kooperatifler; serbest piyasa ekonomilerindeki zayıflıkları azaltarak, düşük sermayeli ortaklar dâhil çeşitli ekonomik aktörlerin sistemde yer ve söz sahibi olabilmeleri bakımından denge sağlayıcı bir mekanizma sunmakta, küçük sınaî işletmelere, kendi özerkliklerini kaybetmeksizin daha büyük ve güçlü ekonomik yapılar şeklinde birleşme olanağı sağlamakta, ortaklarının sürdürülebilir bir ekonomik gelire sahip olmalarını sağlayarak, ekonomik istikrara katkıda bulunmaktadırlar (Cenkış, 2014).

Türkiye’de tarım sektöründe birçok organizasyon modeli bulunmaktadır.

Tarım kesiminin örgütlü olduğu en etkili yapıların başında kooperatifler gelmektedir. Tarım kredi kooperatifleri ve tarım satış kooperatifleri kuruldukları yıllardan bugüne kadar Türkiye’de hem tarımsal faaliyetler hem de sanayileşme bakımından öncü görevler üstlenmişlerdir. Pancar ekicileri kooperatifleri tabandan gelen taleple kurulmuş, şeker sanayinin gelişmesine katkı sağlamış ve günümüzde sözleşmeli tarımın en etkin uygulayıcısı olmuştur (Başaran ve ark, 2015).

Türkiye, 2008 yılında başlayarak kısa sürede tüm dünyada etkisi görülen ekonomik krize karşı tarım kredi kooperatifleri, tarım satış kooperatifleri ve pancar ekicileri kooperatifleri aracılığıyla hükümetlerin bütçe desteği sağlayarak çiftçilere düşük maliyetli kredi imkânı sağlanmış olması işletmelerin faaliyetlerini sürdürmesine fırsat verirken, ülkenin üretim değerine olumlu katkı sağlamıştır. Bu durum aynı zamanda hükümetlerin destekleme programlarında kooperatiflerin etkin rol alabileceğini de göstermiştir.

Tarım satış kooperatif birlikleri ve tarım kredi kooperatiflerinin, ekonomik krizler ve siyasi müdahalelere rağmen varlıklarını sürdürmesinde, kooperatifçilik anlayışının etkisi bulunmaktadır.

Ekonomik ve mali istikrarın sağlanması, sosyal refahın artırılması gibi temel hedefleri olan programlarla, ekonomide strateji temelli yaklaşım dönemi başlamıştır. Bu yaklaşım ve dünyadaki gelişmeler de dikkate alınarak, kooperatifçilikte yeni bir planlama süreci başlatılmış bunun sonucu olarak “Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı” uygulamaya konulmuştur. Geçmişte kamu yönetiminin etkisinde yeniden yapılandırma programları uygulamak zorunda kalan (tarım satış kooperatif ve birliklerinde olduğu gibi) kooperatiflerin, kooperatifçilik ilkelerine uygun, stratejik esaslı ve profesyonel yönetim anlayışıyla faaliyetlerini sürdürebilmeleri için vizyon ve stratejik yaklaşım ihtiyacını “Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı” karşılayacak ve sektöre yol gösterici olacaktır.

Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı, kooperatiflerin, kooperatifçilik ilkelerine uygun, strateji temelli ve profesyonel yönetim anlayışıyla faaliyetlerini sürdürebilme ihtiyaçlarını karşılayacak rehber niteliğindedir. Bu dönemde, kendi strateji planlarıyla yönetim süreçlerini belirleyen kooperatiflerin, özerkliği güçlenecek ve kooperatifçilik ilkelerine uygun yönetimi sağlanmış olacaktır. Nitekim birçok kooperatif üst kuruluşu strateji belgesi hazırlayıp yayınlayarak yeni döneme uygun olarak strateji temelli yönetim anlayışı ortaya koymuşlardır (GTB, 2015).

Ülkemizde Kanunlarına ve İşlevlerine Göre Kooperatifler:

Türkiye’de tarım sektörünün çözülmesi gerekli sorunlarının başında da üretici örgütlerinin durumu yer almaktadır. Avrupa Birliği üyelerinin ve Türkiye tarım sektörünün örgütlenme deseninde, örgüt yelpazesinin çok geniş olduğu görülmektedir.

Bakanlık verilerine göre ülkemiz genelinde tarım sektöründe kurulu bulunan toplam kooperatif sayısı 2017 itibarıyla;

  • Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri (1163 ve 3476 sayılı kanunlar), 7.256 kooperatif ve 782.140 ortak sayısı;
    • Köy-Koop (14 bölge, 1.774 kooperatif ve 201.309 üye)
    • Tarım (15 birlik, 875 kooperatif ve 109.877 üye)
    • Hayvancılık (33 birlik, 1.933 kooperatif, 192.182 üye)
    • Ormancılık (28 birlik, 2.505 kooperatif ve 294.525 üye)
    • Çay Ekicileri Kooperatifleri (5 bölge birliği, 41 kooperatif ve 66.516 üye)
  • Sulama Kooperatifleri (1163 ve 3476 sayılı kanunlar) 2.541 kooperatif ve 304.046 üye sayısı;
  • Su Ürünleri Kooperatifleri (1163 ve 3476 sayılı kanunlar), 552 kooperatif ve 30.817 üye sayısı;
  • Pancar Kooperatifleri (1163 ve 3476 sayılı kanunlar) 31 kooperatif ve 1.448.171 üye sayısı;
  • Tarım Kredi Kooperatifleri (1581 ve 5330 sayılı kanunlar), 16 bölge ve 10.380 kooperatif, 2.565.174 üye sayısı;
  • Tarım Satış Kooperatifleri (1196 ve 4572 sayılı kanunlar) 399 kooperatif ve 533.456 üye (Gümrük ve Ticaret Bakanlığına bağlı);
  • Üretim Pazarlama (1163 sayılı kanun) 428 kooperatif, 18.845 üye (Gümrük ve Ticaret Bakanlığına bağlı);
  • Yaş Meyve ve Sebze (1163 sayılı kanun) 37 kooperatif, 3.142 üye (Gümrük ve Ticaret Bakanlığına bağlı).
  • Yukarıdaki Kooperatiflerin GENEL TOPLAM: 404 kooperatif ve 4.124.80 üyesi mevcuttur.
  • Üretici Merkez Birlikleri (5200 sayılı kanun), 8 merkez birliği, 522 üye birlik ve 3260.821 çiftçi üye;
  • Üretici Birlikleri (5200 sayılı kanun), 883 birlik ve 348,935 üye;
  • Islah Amaçlı Yetiştirici Merkez Birlikleri (5996 sayılı kanun), 4 merkez birliği, 265 üye birlik, 437.315 üye sayısı;
  • Islah Amaçlı Yetiştirici Birlikleri (5996 sayılı kanun), 271 birlik ve 441.571 üye;
  • Ziraat Odaları (6964 sayılı kanun), 763 oda ve 5.691.027 üye;
  • Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) (5552 sayılı kanun), 7 üye alt birlik, 31.913 üye kuruluş;
  • Ürün Konseyi (5488 sayılı kanun), 8 ürün konseyi, 844 üye.

Kırsal kesimde örgütlenmiş nüfusun kırsal alanda yaşayan nüfusa oranı %13’ler seviyesindedir. AB ülkelerinde kooperatif üyelerinin toplam nüfusa oranı %20’ler seviyesindedir. Bu oranlardan da anlaşılacağı üzere kırsal kesimde tarımsal örgütlenmemiz yetersizdir.

Türkiye’de Kooperatifleşme ve Örgütlenmede Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri:

Türkiye’de tarım sektöründe mevcut organizasyon modellerinin yeterli ölçüde etkin olamadıkları ve mevcut organizasyonlar açısından bir kavram karmaşasının olduğu söylenebilir. Türkiye’de tarım sektöründe birçok organizasyon modeli bulunmaktadır. Bakanlık mevcut üretici örgütlerinin güçlendirilmesini bir tarafa bırakarak, yeni yasalar ile değişik üretici örgütlerinin kurdurulması yoluna gitmiştir ve gitmektedir. Türkiye’de, örgütlenmenin önündeki engeller giderilmeden, hangi tip organizasyon modeli olursa olsun modelin özelliğinden kaynaklanabilecek başarı şansı pek bulunmamaktadır. Örgütlenme bilincinin, sorunların bireyselden ziyade toplumsal davranış şekli ile çözülmesi gerekliliği bilincinin geliştirilmesi yolunda çaba sarf edilmesi gerekmektedir (Yercan, 2007).

Yercan (2007), kooperatifler açısından, özellikle Köy Koop (Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri) birliklerinin kendi faaliyet alanlarında faaliyette bulundukları ürünler itibariyle toplam üretimin en azından %20’lik kısmını yönetebilecek şekilde örgütlenmelerini hızlandırmalarının; çiftçilerin mesleki örgütlenmesi ile ekonomik amaçlı örgütlenmesinin birbirlerinden kopuk olmamasının; çiftçilerin baskı grubu olarak lobi faaliyetlerinin etkinliğini artırmak için bu iki farklı organizasyon modelinin bir çatı altında toplanmasının gerekli ve yararlı olacağını düşünmekte ve önermektedir.

Tan ve Karaönder (2013) tarafından yapılan bir çalışmada, tarımsal örgütlerin mevcut durumu, kooperatifçiliğin genel dayanağı olan 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu ve tarımsal örgütlenme politikaları irdelenmiş, konuyla ilgili çözüm önerileri sunulmuştur. Bu çalışmada, Türkiye’de tarımsal örgütlerin sayıca fazla olmasının yanında istenilen düzeyde başarılı olmadıkları ve finansman, üst örgütlenme, eğitim–araştırma, mevzuat, denetim alanlarında sorunlarla karşı karşıya oldukları söylenebilir. Mevcut sorunlar arasından mevzuattan kaynaklananlar incelendiğinde, özellikle kooperatiflerden sorumlu birden fazla bakanlığın olması ile kooperatiflerde yetki karmaşası meydana geldiği düşünülmektedir. Dolayısıyla, kooperatif ana sözleşmelerinde, uygulamada ve denetimlerde farklılık olmaktadır. Bu bağlamda kooperatiflerden sorumlu tek bir bakanlığın faaliyet göstermesi ile bu karmaşanın çözülebileceği önerilmektedir.

1163 sayılı kanuna olan bağımlılıktan dolayı kooperatiflerle ilgili alınacak kararlar yavaş ilerleyen bir süreçte gerçekleşmektedir. Bu sürecin daha hızlı ilerleyebilmesine imkân veren yasal düzenlemenin yapılması gerekmektedir.

Tarımsal kooperatiflerle ilgili yapılan çalışmalar ile bu kooperatiflerin kuruluş aşamalarında değil, kurulduktan sonra çalışmalarında sorunlar olduğunu belirlenmiştir. Kooperatiflerin kuruluş aşamasında hiçbir engelle karışılmaması çok sayıda etkin olmayan kooperatifin kurulmasına sebep olmaktadır. Çok yakın mesafelerde aynı amacı taşıyan hiçbiri etkin olmayan çok sayıda kooperatifin kurulduğu ve zaman içinde herhangi bir sebeple feshedildiği sıkça rastlanılan bir durumdur. Dolayısıyla kooperatif kuruluşlarında yatay genişleme yerine dikey örgütlenme, profesyonel yöneticilik, güçlü ve bilinçli ortaklık anlayışı teşvik edilmelidir. İlave olarak gayri faal durumda olan kooperatiflerin kapatılması işlemlerinin daha kısa sürede gerçekleşmesi için bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Ayrıca kooperatifler için uygulanan devlet politikalarında kooperatifleri mali ve idari yönden güçlendirilecek desteklemelerin ve politikaların uygulanması teşvik edilmelidir.

Türkiye’de devlet güdümlü ve demokratik olmak üzere iki ayrı, kooperatifin geliştiği görülmektedir. Devletin, Türk kooperatifçiliğinin bu temel konusunda seçimini demokratik kooperatifçilikten yana yapması gerekmektedir. Bunun için bütün kooperatifler demokratik olmalı ve bugün olduğu gibi çok değişik kooperatif kanunları bulunmamalıdır. Türkiye’de tarımın ve tarım dışı tüm kooperatiflerin tek bir demokratik Kooperatifler Kanunu’na göre kurulup işlemesi gerekmektedir. Bu amaçla, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu; 2000 yılı değişikliğine rağmen güdümlü tarım satış ve 1995 yılı değişikliği ile oldukça demokratikleşmiş tarım kredi dâhil, bütün kooperatifleri kapsayacak ve 1995 yılı Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) kongresinde dünyaca kabul edilen demokratik ve çağdaş kooperatifçilik ilkelerini içerecek biçimde yeniden düzenlenmelidir (Demirci, 2011).

Küçük işletmelerin yaşayabilmesi, kırsal kalkınma ve yoksulluğun azaltılması için kooperatifler, uluslararası kuruluşlar önde olmak üzere geniş bir çevre tarafından öne çıkarılmaktadır. Nitekim BM 2012 yılını “Uluslararası Kooperatifler Yılı” olarak ilan etmiştir. Milenyum hedeflerinin birinci sırasına da yoksullukla mücadeleyi yerleştirmiştir (Gülçubuk ve Bayaner, 2012).

Geniş ölçüde denetime açık kuruluşlar olmasına karşın kooperatiflerde güven sorunu yaşanıyor olması, üzerinde çalışılması gereken bir konu olma özelliği taşımaktadır. Ortaklarının karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma anlayışı çerçevesinde bir araya geldikleri ve ekonomik menfaatlerini korumayı amaçladıkları kooperatiflerin, kuruluş amaçlarını yerine getirmeleri ve ortaklarına bu kapsamda hizmet sunmayı sürdürmeleri için bu kuruluşların basiretli bir tacir gibi yönetilmesi, çağdaş yönetim ilkelerinin dikkate alınması, modern işletmecilik anlayışının hayata geçirilmesi, dolayısıyla profesyonel yönetime geçilmesi büyük önem arz etmektedir.

Panbobirlik Başkanı Sayın Recep Konuk (2012), Habertürk Gazetesindeki “Şekere ABD modeli önerisi!” söyleşisinde; “ABD’nin, şeker fabrikalarında doğru olan modelin kooperatifler olduğuna karar verdiğini, ABD’deki şeker fabrikalarının tamamı kooperatiflerin olduğunu, ABD’nin şeker pancarından şeker üretiminde nasıl özel sektörden kooperatif modeline döndüğü şekliyle Türkiye’de de bunun böyle olması gerektiği”ni ifade etmiştir. Sayın Konuk, Hollanda’daki şeker üretiminin tamamının, Almanya, Polonya ve Fransa’daki şeker pancarından şeker üretiminin büyük bölümünün kooperatiflerce yaptığını da belirtmiştir.

Türk Şeker Kurumu ve büyük bir çiftçi kuruluşu olan Pankobirlik’in, şeker pancarı tarımıyla Türk tarımında ileri teknik ve teknolojilerin kullanılması ile ekim nöbeti gibi önemli bir uygulamanın önderliğini yapmış olmaları dolayısıyla; ortağı olan çiftçilerine daha iyi hizmet edebilmesi ve kooperatifçiliğin ekonomik işletmelerde etkinliğinin artırılabilmesi için kamu şeker fabrikalarının işletilmek üzere şeker konusunda büyük atılımlar yapmış ülkelerde, dünya şeker üretimi ve ticaretini yönlendiren toplam 14 şirketten 12 tanesinin pancar üreticisi kooperatifler tarafından yönetildiğini göz önüne alınarak, ABD şeker sektöründeki kooperatif örneğinde olduğu gibi şeker pancarından şeker üretiminde özel sektörden kooperatif modeline dönüşünü sağlayan şekil ve şartlarla Pankobirlik’e devredilmesi uygun olabilir.

Türkiye’de yüksek enflasyon, yüksek faiz ve ekonomik krizler, kooperatif işletmeleri etkilemiş, kooperatifler bu dönemlerde uzun vadeli ve uygulanabilir planlar yapamamış ve faaliyetleri itibariyle zarara uğramışlardır. Bu durum kooperatifleri mali yönden olumsuz etkilemiş, mali desteğe ihtiyaç duyulmuş ve devlet ile ilişkili hale getirmiştir. Hükümetlerin 1960’lı yıllardan sonra tarım satış kooperatif ve birliklerine ürün alım görevi vermesi ve sık aralıklarla karşılaşılan ekonomik ve mali krizler tarım satış kooperatiflerini mali yönden olumsuz etkilerken, idari olarak devletle ilişkili hale getirmiştir. Bu uygulamalar kooperatifçilik ilkeleri bakımından zafiyet oluştururken, işletmecilik bakımından kooperatiflerin kamu kuruluşu gibi algılanmasına fırsat vermiş ve sonuçları itibarıyla mali yönden sürdürülebilirliği olumsuz etkilemiştir.

Ülkemizde kooperatiflerin ortaya koyduğu büyük başarı hikâyeleri yanında; yaşanan olumsuzlar nedeniyle, kamuoyunda gerek sade vatandaşlar gerekse konuyla ilgili kesimler arasında “Kooperatif” adı yıpranmış, eskimiş ve bunların eski dönemlere ait bir kuruluşmuş gibi bir algıya yol açmıştır. Bütün bu olumsuz imaj ve algılar ile Türk Milletinin geçmişinde başta Osmanlı Devleti olmak üzere; “Vakıf Medeniyeti” kurmuş olması göz önüne alınarak, özel ve kamu sektörü yanında her zaman vurgulanarak yer alacak gerçek “3. Sektör” olarak kooperatifçiliğin yeni bir adlandırmayla ve algıyla yer almasının sağlanmasının vakti gelmiştir.

 

Hedefler, Stratejiler ve Politikalar:

  • İlgili kuruluşların bir çatı altında toplanarak kalıcı, etkin ve kapsamlı bir tarım politikasının tek elden belirleyerek uygulamak.
  • Kırsal kesimin ülke ekonomisine katkısının artırılması ve kırsal toplumun refahının yükseltilmesi suretiyle bölgeler ve kırsal kesim ile kent arasındaki gelişmişlik farklarının azaltmak.
  • Tarımın yeniden yapılandırılması sürecinde mevcut ve ortaya çıkabilecek sosyo-ekonomik ve çevresel olumsuzlukları azaltmak.
  • Kırsal alanda tarıma dayalı küçük ve orta ölçekli tesisler kurularak, tarımsal üretimden bir kısım çalışanın buraya kaydırılması suretiyle istihdam sağlanarak tarım sektöründe istihdam edilen nüfusun azaltılmasını sağlamak.
  • Köylülerin kırsal kalkınma desteklerinden azamî ölçüde yararlanabilmeleri amacıyla tanıtım, bilgilendirme, eğitim ve yönlendirme faaliyetlerini yürütmek.
  • Yeni kırsal kalkınma projelerin planlanması ve yönetiminde uygulama sahalarının belirlenmiş ölçütlere göre daha dar alanda temel olarak tarımsal faaliyetler yoluyla kırsal refahın artırılmasını hedefleyerek; hedef kitle önceliğinin üretici örgütleri, yerel idareler ve ortaklıkların güçlendirilmesi ve kapasite geliştirmeye yönelik yatırımların yapılmasını gerçekleştirmek.
  • Kırsal kalkınma faaliyetlerinde yenilenebilir enerji kullanımının destek kapsamına alınarak yaygın kullanımına yönelik sistemi geliştirmek.
  • Geçimlik ve hobi yöresel ürün çeşitliliğini artırmak, tanıtım ve pazarlamalarını sağlamak.
  • Kırsal alanda el emeği ile yüksek kalitede maketçilik, bıçak, silah, saat, biblo, ahşap işler, örgü, taş işçiliği, av hayvanı yetiştiriciliğini teşvik etmek.
  • Kırsal alanda süs bitkileri, baharat bitkileri, kozmetik bitkileri yetiştiriciliği ve küçük sanayi ile kuru çiçek işlerini teşvik etmek.
  • Kırsal hayatı cazip hale getirecek tedbirler almak, köyünde yaşamayı, emekli olup köyüne dönüp belli işlerle uğraşmayı özendirmek.
  • Yerel çeşitlerle bitkisel ürün yetiştiriciliğini, yerel ırklarla hobi ve geçimlik hayvancılığı teşvik etmek.
  • Kırsal ürünlere etkin destek sistemi getirmek.
  • Birlikler oluşturan ve bu birlikler etrafında teşkilatlanan üreticileri desteklemek ve teşvik etmek.
  • Üretici örgütlerinin kurumsal kapasitelerinin güçlendirilmesine öncelik vermek.
  • Kooperatifler, ekonomik örgütlenmeler olarak ürün pazarlamasına odaklanmalıdır. Girdi ve kredi temini, depolama, ambalaj ve pazarlama safhalarında daha aktif rol almaları sağlanmalıdır.
  • Ürün ve bölge bazında kooperatif ve birlik kurmayı teşvik etmek.
  • Gerekli mevzuat düzenlemeleri yapılmalı, düzenlenecek mevzuat karmaşık olmamalı, anlaşılabilir ve kolay uygulanabilir olmalıdır. Tarımsal örgütlerin tamamının Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile ilgili hale getirilmesi gerekir. Örgütlerin görev tanımları ve çalışma konuları net olarak yapılmalıdır. Denetim hizmetlerinde uygulama birlikteliği sağlanmalıdır.
  • Üst örgütlerce, “çiftçi eğitimi” fonksiyonunu öne çıkarmak ve kooperatifçilikte temel sorunlardan birini oluşturan eğitim eksikliğinin giderilmesi için eğitim ve Ar-Ge faaliyetlerini yürütecek bir kurumsal yapı oluşturulmalıdır.
  • Devlet tarafından yapılan her türlü desteğin, çiftçilere ekonomik kayıp yaşatmayacak şekilde, çiftçi örgütleri yoluyla yapılmasına öncelik vermek.
  • Tarımsal örgütlerin önce birim olarak, sonrada bölge ve üst örgütleriyle işbirliği halinde olmalarını teşvik etmek ve yönlendirmek.
  • Kooperatif üst örgütlenmesini yeniden düzenlemek.
  • Kooperatiflerde iç denetlemenin daha işlevsel bir yapıya kavuşturmak, dış denetlemenin ise bağımsız, yetkili özel şirketler tarafından yapılmasını sağlamak.
  • Kooperatif adının kamuoyunda ve kooperatif üyesi çiftçi nezdinde belli ölçüde yıpranmış ve iyi bir algıya sahip olmaması nedeniyle; “Üretici Birlikleri”, “Birlikler” vb. adıyla tek bir şekilde adlandırılmalarını sağlayacak ortak yasal düzenlemeleri ve imaj yenileme çalışmalarını yapmak
  • Örgütler arası işbirliğiyle birden fazla örgüte üye ya da ortak olmak zorunda kalan üreticilere aidat, ortaklık payı vb. kesintilerde kolaylık sağlanması özendirici olacaktır.
  • Kooperatifler Bankası kurulmasını sağlamak. Tarım kredi kooperatiflerine mevduat kabul etme yetkisi verilerek Bankanın kuruluş alt yapısı oluşturulabilir.
  • Kamu şeker fabrikalarının işletilmek üzere; ABD örneğinde olduğu gibi şeker pancarından şeker üretiminde özel sektörden kooperatif modeline dönüşünü sağlayan şekil ve şartlarla Pankobirlik’e devredilmelidir.

 

KAYNAKLAR:

AB Türkiye Raporu ”Tarım, Gıda Güvenliği, Veterinerlik, Balıkçılık” bölümü.

Agah, H. (2012).  Dünya Bankası’nın Kırsal Kalkınma Yaklaşımı ve Türkiye Deneyimleri. (url)

Aykaç, B. (2011). Kooperatifçiliğin Gelişimi ve Yeni Nesil Kooperatifçilik, Karınca Dergisi, Yıl:76, Sayı:893, Mayıs 2011.

Bakırcı, M: (2017). Kırsal Kalkınma. İller ve Belediyeler Dergisi Eylül-Ekim 2016. Sayı:821-822.

Başaran, H., Birinci, S., Emiroğlu, M., Özsaraç, M. ve Uçan, I. (2015). Yeniden Yapılanma Döneminde Tarımsal Kooperatifçilik. (url)

Bayraktar, Ş. (2017). Tarımda başarının sırrı kooperatifçilikte yatıyor. Eksişehir Gündem. (url)

Cenkış, S. (2014). Kooperatif ve Birliklerde Profesyonel Yönetime Geçiş. Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi, Eylül 2014, Sayı 129.

Demirci, R. (2011). Türk Kooperatifçilik Hareketi ve Geleceği. (url)

DPT 9. Kalkına Planı (2007-2013) 2011 yılı programı. (url)

Donat, İ. (2017). Kırsaldaki Gençlerin Yüzde 66’sı Çiftçilik Yapmakta Kararsız.(url)

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (2017). 2018-2022 Stratejik Plan. (url).

GTHB 2018-2022 Stratejik Plan. (url)

Gülçubuk, B. ve Bayaner, A. 2012. Kırsal Yoksulluğun Azaltılmasında ve Küçük İşletmeciliğin Yaşamasında Kooperatifçiliğin Rolü. 10. Ulusal Tarım Ekonomisi Kongresi, 5-7 Eylül 2012. (url)

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı (GTB) (2015). Türkiye Kooperatifçilik Raporu 2014. (url)

Konuk, R. (2012). Şekere ABD modeli önerisi! (url)

Kuşat, N. (2014). Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma İçin Bir Alternatif Olarak Kırsal Turizm ve Türkiye’de Uygulanabilirliği. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 10, Yıl 10, Sayı 2, 2014. (url)

Küçükçongar, M.  (2003). Avrupa Birliği ve Türkiye’de Kırsal Kalkınma Politikaları.

Sağlam, U. (2013). Türkiye’de Tarımsal Örgütlenme (http://slideplayer.biz.tr/slide/2743735/) (url)

Tan. S. ve Karaönder, İ. (2013). Türkiye’de Tarımsal Örgütlenme Politikalarının ve Mevzuatının İrdelenmesi: Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Örneği. ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Dergisi 2013: 1 (1): 87-94. (http://dergipark.gov.tr/download/article-file/237492) (url)

TC Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Kırsal Kalkınma Planı-2010-2013. (url)

Tolunay, A. ve Akyol, A. (2006). Kalkınma ve Kırsal Kalkınma: Temel Kavramlar ve Tanımlar. Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Seri: A, Sayı: 2, Yıl: 2006, ISSN: 1302-7085, Sayfa: 116-127. (url)

Türkiye’nin Stratejik Vizyonu 2023 Projesi “Tarım, Gıda ve Hayvancılık”. 2014. (url)

Yenigül, S. B.  (2017) Kırsal Kalkınma Politikalarında Yeni Yaklaşımlar ve Bu Yaklaşımların Türkiye’nin Kırsal Kalkınma Politikalarına Etkisi. Planlama 2017; 27(1): 16–25 doi:  10.14744/ planlama. 2016.47450. (url)

Yercan, M. (2007). Türkiye ve Avrupa Birliğinde Tarımın Örgütlenme Deseni ve Tarımsal Kooperatifler. DergiPark. Tarım Ekonomisi Dergisi 2007; 13(1) : 19 – 29. (url)

http://www.tarim.gov.tr/TRGM/Belgeler/Tar%C4%B1msal%20%C3%96rg%C3%BCtlenme/Tar%C4%B1msal%20%C3%96rg%C3%BCtlenme%20Tablosu%20%2001.11.2016%20.pdf (url)

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları