Yeni Ekonomi Program Hedefleri ile IMF Hedefleri Arasındaki Farkın Sebebi Nedir? – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______28.09.2018_______

Yeni Ekonomi Program Hedefleri ile IMF Hedefleri Arasındaki Farkın Sebebi Nedir?

Sadık Rıdvan Karluk
Hazine ve Maliye Bakanı Berat ALBAYRAK’ın Orta Vadeli Programın (2016-2018) hazırlanmasında görev  alanları ve bu tahmini yapanları sorgulaması gerekir.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Yeni Ekonomi Programı’nı (YEP) 20 Eylül’de açıklamıştır. Böylece Orta Vadeli Program’ın (OVP)   adı değişerek Yeni Ekonomi Programı olmuştur. 3 yıllık program 2019-2021 yıllarını kapsamaktadır. YEP’in ana teması dengelenme, disiplin ve değişimdir. Kamu ve özel kesim için öngörülebilirliği artıracak bir yol haritası niteliğindedir. Çeşitli alanlarda birbirleriyle tutarlı bir amaç, politika ve öncelikler seti sunmaktadır.

Makro politikaların yanı sıra, temel gelişme eksenlerini ve ana sektörleri kapsamaktadır. Uzun vadeli amaçlara katkıda bulunacak şekilde, üç yıllık dönemde üzerinde yoğunlaşılacak  öncelikler belirlenmiştir. Uygulamaların sonuçları ve genel şartlardaki değişmeler dikkate alınarak her yıl yenilenecektir.

OVP, (2016-2018) 5018 sayılı Yasa’nın 16’ncı maddesi uyarınca, Bakanlar Kurulu’nun en geç Eylül ayının ilk haftası sonuna kadar makro politikaları, ilkeleri, hedef ve gösterge niteliğindeki temel ekonomik büyüklükleri de kapsayacak şekilde hazırlanan iki yıllık, kamu ve özel kesim için öngörülebilirliği artıracak bir yol haritası niteliğindeydi. YEP ise 2019-2021 yıllarını  kapsayan 3 yıllık bir programdır.

YEP ile OVP’nin  hedefleri  arasında  önemli farklılıklar  vardır. Bu durum  Türkiye ekonomisinde hedeflerin tutturulmasında büyük sıkıntı  olduğunu göstermektedir.  Her 3 ayda bir  Almanya’dan şahsıma gönderilen “Q u e s t i o n n a i r e WES Survey July 2018: Data requested for Turkey Code-No: 16001852 – 5032.8059.01,  Ifo World Economic Survey, Nothhaft, Jasmin [Nothhaft@ifo.de]  sualnamesini   doldururken Türkiye’deki ekonomik gelişmeleri  çok dikkatli  izlemekteyim.

OVP ile YEP arasında  kısa sürelerde ortaya çıkan  farklılıkların  sebebi, ya tahminler  çeşitli  nedenlerle çok olumlu senaryolara göre yapılmaktadır ya da tahminleri gerçekleştirenler bir hata yapmaktadırlar. Eğer son şık geçerli ise sayın Bakan’ın OVP’ın hazırlanmasında görev  alanları ve bu tahmini yapanları sorgulaması gerekir.

OVP’da GSYH artış hızı 2017 ve 2018 yılları için  yüzde 5 olarak hedeflenmiştir. YEP’da 2019 yılı  büyüme hedefi  2,3‘e çekilmiş, aynı yıl için enflasyon hedefi ise yüzde 15,9, 2020 için yüzde 9,82021 için yüzde 6,0  olarak güncellenmiştir.

Türkiye’nin Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma  Kuruluşu (OECD) nezdindeki Büyükelçiliğinde 5 yıl görev yapmış biri olarak  OECD’nin 20 Eylül 2018’de  2018 yılı büyüme tahminini yüzde 5,1’den yüzde 3,2’ye, 2019 yılı için ise yüzde 4,9’dan yüzde 0,5’e çektiğini hatırlamakta fayda vardır.  

OECD’nin raporunda; Türk Lirası’ndaki baskı ile banka ve şirketlerin yüksek borçları yüzünden Türkiye’nin büyüme hedeflerinin çok ciddi bir şekilde zayıfladığı yorumu yapılırken, “Yüksek enflasyon ile artan faizlerin güven ortamına yapacağı etkiye ve bunun da tüketimin ve yatırımların azalmasına yol açacağı” uyarısında bulunulmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan  2 Eylül’de  Bişkek’te Türkiye-Kırgızistan İş Forumunda “Malum kredi derecelendirme kuruluşları var ya, bunların her adımı politiktir” demiştir. Daha önce 31 Ağustos’ta   Balıkesir’de de Dolarlarla molarlarla bu milleti asla çöktüremezler. Yok kredi derecelendirme kuruluşları şöyle söylemiş böyle söylemiş. Bırakın o sahtekarları açıklamasında bulunmuştur. “Şu anda Batı’nın ekonomik tehdidi, bize ekonomik savaş ilan etmesi, hiçbirisi bizi sindiremez” diyen Cumhurbaşkanı  “Onların dolarları varsa bizim Allah’ımız var” ifadesini kullanmıştır. Sayın Cumhurbaşkanın suçladığı kredi derecelendirme kuruluşlarından biri olan Fitch, Türkiye ekonomisi için büyüme tahminini 2018 için yüzde 3,8, 2019 için yüzde 1,9 ve 2020 için yüzde 3,9 olarak güncellemiştir.

Fitch Ratings, 4 Eylül’de yayınladığı  raporda  Türk Lirası’ndaki aşırı  değer kaybının etkisiyle Türkiye ekonomisinin, düşük büyüme ve cari işlemler açığının daralmasıyla  karşılaşacağı ve yeniden  istikrara kavuşması için  zorlanacağını  açıklamıştır.  (Fitch cuts Turkey growth forecast and warns of downside risks) Fitch, 2018-2020 dönemi için Türkiye’nin büyüme tahminini düşürmüş ve ciddi ve yaygın aşağı yönlü riskler beklediklerini vurgulamıştır.

Fitch’e göre temel senaryodaki riskler şunlardır: Yanlış siyasi adımlar, özel sektörün mali stresinin yükselmesi, jeopolitik gerginlikler ve olası sermaye çıkışları. Fitch Ratings, 21 Eylül’de de Türkiye’nin 2018 enflasyon tahminini yüzde 20‘ye yükseltmiş,  Türkiye’nin açıkladığı yeni Orta Vadeli Ekonomik Program, karşı karşıya olunan zorlukların bilincinde tespitini yapmıştır.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünüm raporunun Nisan 2018 sayısını Konjonktürel İyileşme, Yapısal Değişim  (World Economic Outlook, Cyclical Upswing, Structural Change) başlığıyla yayınlamış, Türkiye’nin bu yılki büyüme beklentisini yüzde 4,4‘e yükseltirken, 2019 beklentisini yüzde 4’e çekmiştir.

Cumhurbaşkanının ifadesiyle ülkede kriz olmadığına göre, bu kadar kısa sürede hedeflerde büyük sapma olmamalıdır.

Beştepe’deki Gaziler Günü Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kriz filan yok, bunların hepsi manipülasyon”  açıklamasın karşılık Koç Holding Başkan Vekili Ali Koç şu açıklamayı yapmıştır:  “Şu an ekonomik kriz var diyecek bir durum olmayabilir ancak özel sektörün borç yapılanması açısından baktığımızda endişelenmemek mümkün değil.” Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’de Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıların rasyonel olmadığını belirterek “Türkiye’de yaşanan bu sıkıntıların daha ziyade rasyonel değil psikolojik olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin ekonomisi çok sağlamdır ve geleceğimiz aydınlıktır” demiştir.

Fitch Ratings, 4 Eylül’de yayınladığı  raporda  Türk Lirası’ndaki aşırı  değer kaybının etkisiyle Türkiye ekonomisinin, düşük büyüme ve cari işlemler açığının daralmasıyla  karşılaşacağı ve yeniden  istikrara kavuşması için  zorlanacağını  açıklamıştır.

Türkiye’de şüphesiz Kasım 2000 ve Şubat 2011 krizlerine benzer bir kriz yoktur (S. Rıdvan Karluk, Türkiye Ekonomisi, 2014, 13. Baskı, s. 547-576)  ama  “Kriz filan yok, bunların hepsi manipülasyon” ya da “psikolojiktir” demek doğru değildir. Çünkü, Ağustos 2013’te 1,90 seviyelerinde olan dolar kuru bugün  6,20’lere ulaşarak gelişme yolunda  olan ülke paraları içerisinde en fazla değer kaybeden para birimi olmuştur.

Bakan Albayrak 2019 yılı için kamuda 60 milyar TL tasarruf öngörüldüğünü, 16 milyar TL gelir artırımı elde edileceğini, böylece 76 milyar liralık kaynak yaratılacağını açıklamıştır. 60 milyar TL’lik kamu tasarrufları önemlidir ama ne tür tedbirlerle tasarruf edileceği belirsizdir. Sadece makam arabalarının elden çıkarılmasıyla bu kadar büyük bir tasarruf yapılması mümkün değildir. Albayrak, tüm küresel ve bölgesel ekonomik zorluklara karşılık Türkiye’nin tüm hedeflerine güçlü bir şekilde yürümesini sağlayacak bir ekonomik program hazırladıklarını belirterek, “Bu amaçla programın adını Yeni Ekonomi Programı olarak belirledik”  demiştir.

Üç yıllık yol haritasında büyüme tahmininin düşük tutulması gerçekçi olsa da enflasyon ve işsizlikle mücadele konusunda somut adım ve önerinin bulunmaması bir eksikliktir.  

OECD Türkiye’nin 2019 yılı büyümesi için yüzde 0,5’lik bir tahmin açıklarken, hükümet programındaki büyüme tahmininin yüzde 2,3 olması iyimser olup, gerçekleşmesi zordur. Çünkü, Albayrak’ın programını açıkladığı saatlerde OECD Türkiye’nin büyüme tahminini düşürmüştür: 2018 yılı tahminini yüzde 5,1’den yüzde 3,2‘ye, 2019 yılı için ise yüzde 4,9’dan yüzde 0,5’e çekmiştir. Yayınlanan raporda Türk Lirası’ndaki baskı ile banka ve şirketlerin yüksek borçları  sebebiyle Türkiye’nin büyüme hedeflerinin çok ciddi bir şekilde zayıfladığı yorumuna da yer verilmiştir.

İktisat literatüründeki “crony capitalism”inin (eş dost kapitalizmi) Türkiye’de son yıllarda etkinleşmesi, ekonomik istikrarı olumsuz etkilemiştir.  Terim, işadamı ile devlet görevlileri ve siyasiler arasındaki yakın ilişkiye dayanan ekonomiyi tanımlar ve bir çeşit nepotizmdir. Özellikle iş yaşamında akrabalara yönelik yapılan kayırmaları ifade eder. İnşaat, maden arama gibi ruhsatların dağıtımı, devlet kredileri, özel vergi avantajları veya özel devlet müdahaleleri biçiminde ortaya çıkabilir. 2016 yılında yapılan bir araştırmaya göre eş dost kapitalizmi endeksinde 22 ülke arasında Türkiye 8’nci sıradadır. İlk sıralarda Rusya, Malezya ve Filipinler yer almaktadır. Almanya ise son sıradadır.  Aşağıdaki şekilde koyu renkler eş dost kapitalizmini gösterir.

Şekil 1: Eş Dost Kapitalizmi

Kaynak: Forbes; IMF; The Economist

Merkez Bankası’nın 625 baz puanlık faiz artışına   YEP’a rağmen, dolar kurunun 6 TL’nin altına gerilememesi, YEP’a güven açısından bir göstergedir. Çünkü Türk şirketlerinin Eylül-Ekim ayların 14 milyar dolarlık dış borç ödemesi bulunduğu için dolar kurunda bir düşme  en  azından  Merkez Bankası’nın Ekim ayındaki toplantısına kadar olmayacaktır.

OVP’da  üretken alanlara yönelik yatırımlarla desteklenen, daha çok yurt içi tasarruflarla finanse edilen, verimlilik artışına dayalı bir büyüme stratejisiyle GSYH artış hızı son iki yıl için yüzde 5 olarak hedeflenmiştir. OVP’nin  amacı; makroekonomik istikrarın korunduğu, cari açığın ve enflasyonun aşamalı olarak düşürüldüğü bir ortamda yapısal reformlar yoluyla büyümeyi artırmaktır. TÜFE yıllık artış oranının 2016 yılında yüzde 7,5’e gerileyeceği, dönem sonunda ise (2018) yüzde 5 olarak gerçekleşeceği öngörülmüştür.

Bu hedefin tutmayacağı anlaşıldığından YEP’da  TÜFE yıl sonu değişmesi yüzde 20,8 olarak öngörülmüştür.  Enflasyonda gelecek yılın ve 2020’nin hedefleri gerçekçidir. Fakat 2021’in yüzde 6’sı çok iddialı olup, enflasyonun 2019-2021 döneminde  tek haneye indirilmesine bağlıdır. Bunun için YEP’daki   hedeflere taviz verilmeden ulaşılması gerekir. Aksi halde 2020 yılında yeni bir YEP hazırlanması zorunluluğu ortaya çıkar.

Aşağıdaki şekilde IMF, 2018 yılı için Türkiye’yi enflasyon oranı bakımından yüzde 25 ve üzerindeki ülkeler arasında göstermiş, 2023 yılı için enflasyonun yüzde 10-25 arasında olacağı tahmininde bulunmuştur. Günümüzde IMF’ye göre İran, Cezayir ve Venezüella dışında hiçbir ülkede çift rakamlı enflasyon yoktur. Dünya ortalaması yüzde 3,3, Avrupa ortalaması 2,5, Kuzey Amerika ortalaması ise 2,2’dir.

Enflasyon, ekonomik krizin en büyük göstergelerinden  biridir. Eğer bir ekonomide yüzde 20,8 oranında fiyat artışı varsa,  ekonomide kriz yoktur demek iktisat bilimini yok saymaktır. Ekonomilerde fiyat istikrarı, ekonomik istikrarın temelidir. Bu temel çökerse ekonomik istikrar sağlanamaz. (S. Rıdvan Karluk, Türkiye Ekonomisi,13. Baskı, s. 473) Enflasyonun başladığı bir ülkede gelecek tahmini yapmak zor olduğundan dolayı üreticiler üretimlerini azaltır, yatırımcılar yatırımlarını durdururlar. Bunların sonucunda da ekonomik büyüme düşer, enflasyon herkes tarafından hissedilebilir.

 

Şekil:2 Ülkelerin 2018   Enflasyon Oranları 

Şekil: 3    Ülkelerin 2023  Enflasyon   Oranları

Kaynak: https://www.imf.org/external/datamapper/PCPIPCH@WEO/WEOWORLD/VEN

Kriz olmayan, ekonomik istikrarın sağlandığı hiçbir ülkede hedeflerden kısa dönemde önemli sapmalar olmaz. YEP hedefleri gerçekleşse bile 2023 yılı hedeflerine ulaşılması artık mümkün değildir.  2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde olmak, 500 milyar dolar ihracat ve kişi başı milli gelirin 25 bin dolara ulaşması artık bir hayal olmuştur.

Gelecek yıl dolar kuru 5,60 TL olarak öngörülmüştür. Tahminin gerçekleşmesi için 6.20’nin üzerinde seyreden dolar kurunun gelecek yıl aşağı düşmesi gerekmektedir. YEP’a göre doların bu yıl ortalamasının 4,90’da oluşması hedeflenmiştir ama bunun gerçekleşmesi şarta bağlıdır. Doların yılbaşından günümüze kadarki ortalaması 4,51’tir.  Dolar yılsonuna kadar ortalama 5.86 seviyesinde oluşursa 4,90 hedefine ulaşmak mümkün olabilir. 5.86’lık ortalama kur tutturulunca 2019 yılına 5,86 olarak girilecektir.

2019’un hedefi 5,60’a ulaşılınca bu yılda TÜFE’nin yüzde 15,9 artacağı varsayıldığı için  2019 yılında  TL’nin  dolara karşı değer kazanması gibi çok ilginç bir sonuç çıkar. Acaba bu durumu YEP hazırlayanlar hiç düşünmediler mi?  Dolar kurundaki hedefler tutturulmazsa, bu durum YEP’daki diğer hedeflere de (dolar bazında kişi başına düşen gelir, GSYH v.b.)  ulaşılmasını zorlaştırır.

Cari fiyatlarla GSYH OVP’da 2018’de 854 milyar dolar iken bu rakam YEP’da 763 milyar dolara çekilmiştir. Aradaki fark 91 milyar dolardır. Bu,  OVP’daki hedeften önemli bir sapmayı gösterir.

YEP’da 2017 yılında 10,602 dolar olan kişi başına GSYH’nın 2018’de 9,385 dolar olacağı tahmin edilmiştir. Kişi başına GSYH tahmini 2019’da 9,647, 2020’de 10,292, 2021’de ise 10,973 dolar olacaktır. Açıkçası Türkiye, 2023 yılına kadar 10 bin dolar olan orta gelir tuzağından kurtulamayacaktır.

Dünya Bankası’nın 2012 yılı Dünya Kalkınma Raporu’nda (s. 389)  ekonomiler kişi başına yıllık ortalama gelir açısından 5 grupta toplanmaktadır: Düşük gelirli ekonomiler 1,005 doların altı, orta gelirli ekonomiler 1,006-12,275 dolar arası, alt orta gelirli ekonomiler 1,006-3.975 dolar arası, üst orta gelirli ekonomiler 3.976-12.275 dolar arası, yüksek gelirli ekonomiler 12,276 dolar ve üzeri. Türkiye, 2018 yılı için beklenen 9,385 (YEP) dolarlık kişi başına ortalama yıllık geliriyle orta gelirli ekonomiler arasından 2023 yılında çıkamayacaktır.

2017 yılında GSYH 3 trilyon 107 milyar TL (851 milyar dolar) olarak gerçekleşmiş,  ortalama dolar kuru 3,65 TL olmuştur. YEP’te bu yıl GSYH’nın TL bazında 3 trilyon 741 milyar, dolar bazında 763 milyar olması öngörülmüş, 2018 yılında ortalama dolar kuru 4,90 TL olarak tahmin edilmiştir. Dolar kuru bu yıl Ocak-Nisan döneminde 3,70-4,00 TL, Mayıs- Temmuz döneminde 4,00-4,90 TL aralığında seyrettikten sonra Ağustos ayından bu yana 5,00-6,90 arasında dalgalanmıştır. YEP’teki tahminlerde, dolar kurunun yıllık ortalaması esas alınmıştır. Bu tahminler gerçekçi olmayan aşırı iyimser varsayımlara dayanmaktadır. 2019 yılı ortalama dolar kuru bugünkü şartlarda  5,60 seviyesinin  çok üstünde olacaktır.

Tablo:1 OVP’da Temel Ekonomik Büyüklükler

Kaynak: OVP

Tablo: 2 YEP’da Temel Ekonomik Büyüklükler

Kaynak: YEP

İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, YEP ile ilgili olarak, “YEP, Türkiye’yi 2023’e hazırlayacak gerçekçi bir ufuk çizdi. Dengelenme, disiplin ve değişim kurgusu üzerine oturtulan YEP’i ekonominin yeni anayasası olarak görüyoruz. Ekonominin tüm aktörlerinin bu anayasaya sadakatle uyacağından şüphemiz yok”  demiştir ama IMF tahminleri ile 2023 hedefleri arasındaki farkı  gözardı etmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ankara Spor Salonu’nda 23 Ocak 2011 tarihinde düzenlenen   “Türkiye 2023’e yürüyor, Ankara AK Parti’de Buluşuyor”  programında 2023 yılı hedeflerini şöyle açıklamıştır: ”İnşallah 2014 yılında hedefimiz 1 trilyon dolarlık gayri safi yurt içi hâsıla. 2023’te ise Türkiye’nin inşallah milli gelirini 2 trilyon dolar seviyesinde görmek istiyoruz. Hedefimiz bu. 82 milyonla kişi başına düşen milli gelirin 25 bin dolar olmasını sağlayacağız. Bunu da başaracağız. 13 yıl sonra inşallah ihracat 500 milyar dolara, dış ticaret hacmi ise 1 trilyon dolara ulaşmış olacak.” (https://www.haberturk.com/ekonomi/makro-ekonomi/haber/594402-iste-ekonomide-2023-hedefleri)

6 Mayıs 2018 tarihli IMF List of Countries by Projected GDP per capita listesine göre 2018 yılında Lüksemburg kişi başına cari fiyatlarla 120,061 dolar ile 191 ülke arasında ilk sıradadır. 2023 yılı için hedef 144,081 dolardır. Son dönemde hediye uçak ile gündeme gelen Katar 66,202 dolar ile 7’ncidir. 2023 hedefi Katar da 80,562 dolardır. Türkiye 2018 yılında kişi başına düşen 11,114 dolar ile 191 ülke arasında ancak 68’nci olabilmiştir. 2023 tahmini ise 14,013 dolardır. Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan  2011 yılında bu rakamı 25,000 dolar açıklamıştı. Aradaki fark 10,987 dolardır.

OVP’da milli gelir  ( GSMH) 2018 hedefi 854, YEP’da 926 milyar dolardır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre 2023 hedefi 2 trilyon dolardır. Oysa IMF’in  Outlook April 2018 yayınında yayınında 2018 yılında  Türkiye’nin GSMH (GDP) 909,89 dolar, 2023 hedefi ise 1,224 milyon dolardır.

Bu değer ile Türkiye 2018 yılında dünya GSMH’nın yüzde 1,04’nü üreterek 17’nci sıradadır.  Türkiye’nin 2023 hedefi ile IMF hedefi arasındaki fark 776 milyar dolardır. 2018 yılında ilk sırada 20,4 trilyon dolarla (dünya gelirinin %20,4’ü) ABD, ikinci sırada 14,0 trilyon dolarla (dünya gelirinin %14,0’ü) Çin, üçüncü sırada ise 5,1 trilyon dolarla (dünya gelirinin %5,1’i) Japonya gelmektedir. IMF’in 2023 tahminleri ise şöyledir: ABD 24,5, Çin 21,5, Japonya ise 5,9 trilyon dolar.

OVPda ihracatın (cif) 2018 yılı tahmini 201,4, ithalatın ise 273,2 milyar, dış ticaret hacminin ise 474,6 milyar dolar olması öngörülmüştür. YEP’da bu rakamlar revize edilerek aşağı çekilmiştir: 2018 yılı için ihracat 170, ithalat 236, 2021 yılı için 204 ve 267 milyar dolar.  YEP’daki hedefler gerçekleşse bile 2023 yılında ihracatın 500 milyar dolar olması imkânsızdır. YEP’da büyüme hedefleri 2018 yılı için yüzde 3,8, gelecek yıl için yüzde 2,3, 2020 yılı için yüzde 3,5 ve 2021 yılı için yüzde 5, enflasyon  hedefleri ise 2018 yılı için yüzde 20,8, gelecek yıl için yüzde 15,9, 2020 yılı için yüzde 9,8, 2021 yılı için yüzde 6 olarak belirlenmiştir.

Gerek OVP’da ve gerekse YEP’daki değerler ile Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı hedefler arasında çok büyük farklar vardır. Bu rakamlar kapsamında İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç’in “YEP, Türkiye’yi 2023’e hazırlayacak gerçekçi bir ufuk çizdi. YEP’i ekonominin yeni anayasası olarak görüyoruz. Ekonominin tüm aktörlerinin bu anayasaya sadakatle uyacağından şüphemiz yok”  (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/ekonominin-yeni-anayasasi-yep-40962380) derken IMF’in ve OECD’nin tahminlerini dikkate almamıştır.

Eski bir planlamacı ve  DPT mensubu olarak  Avdagiç’in “YEP, Türkiye’yi 2023’e hazırlayacak gerçekçi bir ufuk çizdigörüşüne katılmam mümkün değildir. Bunun için iktisat profesörü olmaya gerek yoktur. Biraz okuma yazma, biraz da toplama çıkarma bilmek yeterlidir. Bu konuda üyesi olduğumuz OECD ve IMF’in rakamlarına da güvenmek gerekir. Eğer bu kuruluşların tahminleri doğru değilse OECD ve IMF’yi ikaz etmek hükümetin görevi olmalıdır.

Şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti’nde hiç kimse 2023 hedeflerinin gerçekleşmemesini istemez, hiç kimse de ülkede ekonomik istikrarın bozulmasından memnun olmaz. Çünkü herkes bu gemidedir. Gemi su alırsa bundan herkes etkilenir. Ama hedef belirlerken tutarlı ve gerçekçi olmak gerekir.

YEP ekonominin yeni anayasası ise,  bu anayasa şimdi olduğu gibi (OVP-YEP) kısa sürede değişmez.  Kısa dönemli değişimler istikrarı bozar, yatırımları olumsuz etkiler, yabancı sermayeye güven vermez. Tüm bunlar Türkiye’nin İnsani Gelişme Endeksi (İGE) sıralamasındaki yerinin yükselmesine engel olur.

İGE, insani gelişmenin üç temel boyutunda uzun vadeli ilerlemeyi değerlendirmek için kullanılan bir ölçüm yöntemidir.  Üç temel boyut; uzun ve sağlıklı yaşam, bilgiye erişim ve insana yakışır bir yaşam standardıdır. Bir ülkede temel insani gelişme alanındaki kazanımların ortalamasını göstermesi bakımından önemlidir. İGE ile ölçülen insani gelişmedeki ilerleme, diğer ülkelerle karşılaştırılarak ülkenin konumunu belirler. İGE’de öne geçmek için de ülkede ekonomik istikrarın sağlanması gerekir.

Bir ekonomide istikrar bozulduysa bunu sağlamak için gerekli tedbirler acilen alınmalıdır. Kriz varsa yoktur diyerek bir yere varılamaz. Eğer hastanın tutulduğu habis hastalıktan dolayı çok ağrıları varsa, siz ilaç vererek ağrılarını geçici olarak giderebilirsiniz ama bu hastanın sağlığına kavuştuğu anlamına gelmez. Ağrılar geçici bir süre ortadan kalkar ama hasta tedavi edilmezse tutulduğu hastalıktan ölebilir. Gerçeği kabul ederek zamanında alınan   tedbirler hastayı kurtarır. Bu nedenle YEP yürürlüğe konulmuştur.

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları