Yeter artık bilip bilmeden uğraşmayın şu sözlüklerle! – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______30.11.2018_______

Yeter artık bilip bilmeden uğraşmayın şu sözlüklerle!

Mustafa Levent Yener
Başbuğ sözcüğünün çeşitli sözlüklerde tespit edilen anlamları
Başbuğ sözcüğünün çeşitli sözlüklerde tespit edilen anlamları

Son zamanlarda Türkçeye ve Türk Dil Kurumu’na saldırılar yeni bir boyut kazandı. Siyasî bakış açılarının ve savaşların hedefleri haline gelen bu iki önemli kurumun sözcükleri ve sözlükleri ana akım medya ve sosyal medyada pervasızca konuşulan, tartışılan hatta saldırılan unsurlar haline getirildiler.

Bazı sözcükler cinsiyetçi, bazı deyimler ırkçı olmakla suçlandı ve eleştirildi. Belki de Türkçenin tarihinde bir ilk yaşandı, bir sözcük mahkemeye verildi; “müsait” sözcüğünün anlamı yargıya taşındı ve sözlükten çıkarılması talep edildi. Çok bilimsel bir tutum…

Bundan birkaç yıl önce Ömer Asım Aksoy’un “Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü” hakkında bir kampanya başlatıldı. Kampanya çok ilginçtir, okulların açıldığı dönemlerde tekrar piyasaya sürülüyor; ama sanırım artık eskisi kadar popüler değil. Tartışmaların odağında sözlükte “Kızını dövmeyen, dizini döver.” gibi kimi atasözü ve deyimlerin ırkçılık ve cinsiyetçilik düşüncesi içerdiği iddiası vardı ve bu nedenle sözlüğün Millî Eğitim Bakanlığı tarafından önerilmesinin yanlışlığından yola çıkılarak iktidara çatılıyordu. Asıl şaşırtıcı olan, amacı belli olan paylaşımlara, Türk dili ve edebiyatı öğrenimi görmüş ve görmekte olanların da destek vermesiydi.

Her ne kadar tutumlarının yanlış olduğunu anlatmaya çalışsak da bilimsel çalışmalarımıza, hatta giydiğimiz cübbeye pislemeye kadar varan hakaretlerle karşılaştık.

Sözcükler konuşurların dünyasını yansıtır

Dil bilimci Weisberger dili “evreni söze dönüştüren iletişim dizgesi” olarak tanımlar. Ludwig Wittgenstein ise “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarını belirler.” der. Evrenimizi söze dönüştüren ve dünyamızın sınırlarını belirleyen dilin en önemli unsurları olan sözcükler, bu nedenle öncelikle bireyin daha sonra da toplumun aynasıdır. Soyut ya da somut evrenimizde, dünyamızda bulunmayan duygu, düşünce, anlayış ya da nesnelerin dilimizde bulunması da imkânsızdır. Bu nedenle diller arasında sözvarlığı farklılıkları doğar. Bunun başlıca nedeni, dili kullananların evrenlerindeki kavramların farklılığıdır.

Bazı sözcükleri cinsiyetçi, bazılarını aşağılayıcı, bazılarını da ırkçı oldukları gerekçesiyle yargılamak, aslında farkına varmadan kendi zihniyet ve bakış açımızı yargılamaktır. Sözlükte kaydedilse de kaydedilmese de o sözcük, toplumdaki bireyler tarafından üretildi, anlamlandırıldı ve kullanıldı. Sözlükleri beğendiğimiz sözcüklerle oluşturup beğenmediklerimizi kayıt dışında bırakmak pek de mantıklı değildir; çünkü her sözlük, tarihî bir belgedir aslında.

Sorun bireylerin zihniyetindedir!

Sözvarlığı sürekli yenilenir ve değişir

Bir dili oluşturan tüm sözcükler, atasözleri, deyimler ve hatta küfürler bile o dilin sözvarlığıdır ve bir dilin sözvarlığı o dilin zenginliğidir.

Dilde en çok değişime uğrayan unsurlar sözvarlığına aittir. Kültürel etkileşim, coğrafya, teknoloji ve din bir dilin sözvarlığını değiştiren güçler arasında sayılabilir. Bunlar toplumun yaşam tarzı ve bakış açısını etkiler, buna bağlı olarak bazı sözvarlığı öğeleri yok olup giderken bazıları anlam değişmelerine uğrar. Örneğin “oğul” sözcüğü Eski Türkçe’de “erkek ve kız evlatlar” anlamında kullanılırken bugün aynı sözcük sadece “erkek evlat” kavramını karşılar. Başbuğ sözcüğünde, anlaşılan bir anlam kötüleşmesi yaşanmıştır. Türkçede bunların örneği de çoktur. Eski Anadolu Türkçesinde “yaratılmış, canlı, mahluk” anlamında kullanılan “canavar” sözcüğü, bugün “yırtıcı hayvan” kötü anlamına dönüşmüştür. Yine “çocuk” anlamına gelen “velet”in, bugün argo bir tabire dönüşmesi; Divanü Lügat-it Türk’te geçen “yem” (azık, yemek, taam) sözcüğünün de bugün “hayvan yiyeceği” anlamına dönüşmesi anlam kötüleşmesine örnektir. Bunlar gibi değişen ya da yok olan birçok sözcük, atasözü veya deyim örneklenebilir.

Kısacası, dilin sözvarlığı toplumun zihniyetini ve bakış açısını yansıttığı için bu olgulardaki değişiklikler de dilin sözvarlığında yerini bulacaktır. Bugün kimse “Kızını dövmeyen, dizini döver.” atasözündeki iletiye temel anlamıyla bakıp kızını dövmez ya da en azından çağın gereklerine inananlar buna itibar etmez; çünkü atasözü söylendiği çağın bakış açısını taşır.

Sözlük hazırlamak uzmanlık işidir

Sözcük bilimi adı verilen, sözcüklerin biçim, anlam ve kullanım özelliklerini inceleyen kuramsal alan ve bu kuramları uygulayan sözlük bilimi, bugün birer uzmanlık alanıdır. İlk örneklerini MÖ 3000 yılından beri gördüğümüz sözlükler, bugün çeşitli amaçlar doğrultusunda, değişik biçimlerde hazırlanan ve hazırlanması ciddi çaba ve emek gerektiren kaynaklardır.

Bu alanda emek harcayan bilim adamlarının dilin sözvarlığı karşısında olabildiğince nesnel davranmak gibi bir sorumlulukları bulunmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi her sözlük çağının tarihî belgesi olarak geleceğe ulaşacaktır. Sözcüklerin ideoloji ve inançlara uyup uymadığına bakılmaksızın kayıt altına alınması gerekir. Sözlükçü bunları umursamaz. Taradığı belgelerdeki sözcükleri, belgelerde geçen anlam özellikleriyle derler ve listeler. Çalışma, kuramsal bir çerçevede uygulanan kurallara bağlıdır.

Bu durumda ne Ömer Asım Aksoy suçludur ne de “TDK Sözlüğü”nü derleyenler. Eğer bir suçlu aranacaksa o suçlu, bir sözcüğe olumsuz çağrışım yaratacak bir değer ve anlam yükleyen konuşur ya da toplumdur. Tepki duyduğunuz zihniyeti temsil eden bir sözcüğü sözlükten çıkarmanız o zihniyeti yok etmeye yetmez.

Hiç olmazsa uzmanlara sorulsa

Sanırım, Türkiye’de son zamanlarda, her alanda yaşanan karmaşa; kişilerin kendi rollerini tanımlamakta da karmaşa yaşamalarına neden oluyor. Herkes her alanda at koşturur, söz söyler hale geldi. Hele ki Türk insanının ortak paydası olan Türkçe hakkında konuşmak, herkesin görev alanına girmeye başladı.

Dil, ciddî uğraşlarla ve bilgi birikimiyle sürdürülebilen bir çalışma alanıdır. Dile ait öğelerin anlamları, yapıları, kökenleri incelenirken kullanılan ölçütler yüzlerce yıllık çalışmaların birikimi sonucunda belirlenmiştir. Dil üzerinde uzmanlığını ispatlamış bilim adamları bile bir söz söylerken temkinli davranmakta, kılı kırk yararak konuşmaktadır. Hatta Prof. Dr. Mevhibe Coşar’ın dediği gibi herkesin fikir yürütmek için yarıştığı dil konusunda “susmak bile bir erdem” haline gelmiştir dil bilimciler için.

Türk dili, kahve köşesi sohbetlerinin ya da siyasi kulislerin tartışma konusu olamayacak kadar derin bir mazinin ürünüdür. Bırakın da biz dil bilimciler, sanatçı, yazar ve fikir adamlarıyla oturup işimizi yapalım.

Son tartışma ya da “başbuğ” sözcüğü

22.11.2018 tarihinde, Süha Çardaklı’nın Yeniçağ gazetesinde yaptığı haberde geçen “Türk tarihi boyunca devleti yönetenler için kullanılan ‘Başbuğ’ unvanına TDK’nın sitesinde skandal bir tanım yapıldı. Eski Türklerde “baş, başkan, komutan” anlamına gelen kelime, TDK’da “Osmanlı Devleti’nde savaş zamanı başka birliklerden ayrılıp bir araya getirilerek oluşturulan birliğin veya milis güçlerinin komutanı” ve “Devlete karşı ayaklananların başı” olarak tanımlandı. TDK’nın ‘Başbuğ’ tanımı sosyal medyada büyük tepki topladı.[1] .şeklindeki ifadeler tartışma yarattı.

Kışkırtıcı bir haber! Hele bir de merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in doğum gününden birkaç gün önce bu haberi yaparsanız, konudan bîhaber halkın cumhuriyetin önemli bir kurumuna saldırmaları için ortam yaratırsınız.

Peki yukarıda andığımız aynı kurumu; cinsiyetçi, faşist ve ırkçı olmakla suçlayan kesimden bir farkımız kalır mı? İlk önce, milliyetçi kimliğiyle tanınan TDK Başkanı Prof. Dr. Gürer Gülsevin’e danışılamaz mıydı? Dahası TDK’nin eski başkanlarından, Gürer Gülsevin’in ve hatta hepimizin hocası olan Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, bizzat Yeniçağ gazetesinin köşe yazarlarından biriyken kendisine danışılsaydı, olmaz mıydı?

Sonra aynı üslup bu sefer TBMM kürsüsünde tekrarlandı.

Bu habere yapılan yorumlara göz attığımız zaman, 1974’te basılmış “Tarih Terimleri Sözlüğü”nden haberi bile olmayanların, TDK’ye ve şu anki başkana etmedikleri hakaret kalmadığı görülüyor. Peki kim kazandı? Oyunun galibi kim? Kısır ve bilim dışı bu kör dövüşünden kârlı çıkan, hangi taraf? Yıllardır Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu kuruma uydurmacı, gerici, ırkçı ve bunun gibi bahanelerle saldıran diğerlerinden bizim ne farkımız kaldı?

Bu gibi haberlerle yaratılan algı, söz konusu tanımı bugünkü TDK’nin yaptığı şeklinde. Halbuki gerçek farklı.

Bir de TDK Başkanı Prof. Dr. Gürer Gülsevin’in bu konudaki açıklamasına kulak verelim:

“1. Basılı Türkçe Sözlük’te de genel ağ sayfamızdaki Güncel Türkçe Sözlük’te de “başbuğ” kelimesinin “Devlete karşı ayaklananların başı.” anlamı yoktur. Orada “1. isim, tarih Eski Türklerde baş, başkan, komutan; 2. Osmanlı Devleti’nde savaş zamanı başka birliklerden ayrılıp bir araya getirilerek oluşturulan birliğin veya milis güçlerinin komutanı” anlamı vardır.

  1. Bazı basın yayın kuruluşlarında “başbuğ” kelimesi için söz edilen “Devlete karşı ayaklananların başı.” anlamı, Bekir Sıtkı BAYKAL tarafından hazırlanan ve 1974 yılında Kurumumuz tarafından basılmış olan Tarih Terimleri Sözlüğü’nde vardır.
  2. Söz konusu kelime için “Devlete karşı ayaklananların başı.” anlamının da verildiği belirtilen sözlük Türkçe Sözlük değil, Türk Dil Kurumunun kuruluşundan itibaren yayımlamış olduğu bütün sözlükleri bir araya toplayan “Büyük Türkçe Sözlük” başlıklı “veri tabanı”dır. Orada “Tarih Terimleri Sözlüğü” başlığıyla verilmiştir.”

Prof. Dr. Gürer GÜLSEVİN

Türk Dil Kurumu Başkanı”[2]

Şimdi kararı siz verin

Görüldüğü üzere tanım TDK sözlüğünde haberde verildiği gibi “Eski Türklerde baş, başkan, komutan” anlamıyla zaten veriliyor. TDK’nin tanımda herhangi bir tahrifat yaptığı yok. TDK’nin yaptığı iddia edilen tanım 1974 yılında yayımlanan “Tarih Terimleri Sözlüğü”nde geçiyor. Bu durumda biz mi suçluyuz yoksa TDK yöneticileri ve sözlükleri hazırlayan bilim adamları mı suçlu?

 

[1] TDK’dan skandal ‘Başbuğ’ tanımı!

[2] http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1226&catid=35

 

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları